FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
Ahmed YesevÎ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Ahmed YesevÎ ile ilgili Benzer Konular
184 Kez Görüntülendi
Cezzar Ahmed Paşa ( Cezzar Ahmed Paşa Kimdir? - Cezzar Ahmed Paşa Hakkında )
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Muhtar Paşa (Ahmed Muhtar Paşa Kimdir? - Ahmed Muhtar Paşa Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmet Yesevi
Yazarlar ve Şairler
Hoca Ahmet Yesevi
Sahabeler ve Alimler
Ahmed Ez-zÂhİd
|
Ahmed-İ ZerrÛk
Konu Araçları
06-07-2007
#
1
Profil Bilgileri
ZeuS
Ahmed YesevÎ
Ahmed YesevÎ başlıklı yazı Mumsema Ahmed YesevÎ Forum Alev
AHMED YESEVÎ
Türkistan'da yetişen büyük velîlerden
İsmi, Ahmed bin İbrâhim bin İlyâs Yesevî olup, Pîr-i Türkistan, Hazret-i Türkistan, Hazret-i Sultan, Hâce Ahmed, Kul Hâce Ahmed diye tanınır
Babası Hâce İbrâhim'in nesebi hazret-i Ali'nin oğlu Muhammed bin Hanefiyye'ye ulaşır
Soyu, hazret-i Fâtıma vâlidemize dayanmadığı için seyyid değildir
Annesi evliyâdan Şeyh Mûsâ'nın Ayşe isimli kerîmesi olup, sâliha, müttekî ve afîf bir hâtun idi
Doğum târihi bilinmemektedir
1194 (H
590) senesinde Yesi'de vefât etti
Kabri oradadır
Tîmûr Han onun için muhteşem bir türbe yaptırmıştır
Ahmed Yesevî annesini çok küçük, babasını da yedi yaşında kaybetti
Babası son nefesinde Gevher Şehnaz ismindeki kızına:
"Ey benim kızım! Kardeşin bu dünyâya ender gönderilen mübârek bir kişi olacaktır
Ona göz kulak ol
Benim dergâhımda, bağlı bir sofra durur
Ahmed o sofrayı kendi başına açtığı zaman onun cihan mülkünde görünme vaktinin geldiğini bilmelisin
Zamânı gelmeyince, bu sırrı kimseye açma
" dedi
Gerçekten Ahmed Yesevî'de çocukluğunda garib hâller ve yaşından beklenilmeyen fevkalâdelikler görülüyordu
Hızır aleyhisselâm ile görüşüp sohbet ediyor, onun mânevî terbiyesi ile olgunlaşıyordu
Bu sırada meydana gelen bir hâdise, şöhretinin bütün Türkistan'a yayılmasına yol açtı
Menkıbeye göre, o sırada Türkistan'da Yesevî adında bir hükümdâr saltanat sürmekte idi
Bu hükümdar yaz gelince, Türkistan yaylalarına çıkar, kışın da Semerkant kışlalarında kalırdı
Ceylan avından çok hoşlanan hükümdâr, bir defâsında ceylan peşinde koşarken, yolu Karaçuk Dağına çıktı
Karaçuk Dağının yamaçları sarp, kayaları yalçındı
Atı, kan tere battı ve avını kaçırdı
Buna ziyâdesiyle üzülen hükümdâr; "Bu dağı ortadan kaldırmak gerek
" diye söylendi
Nitekim ülkesindeki velîleri toplayıp, duâlarının bereketi ile bu dağı ortadan kaldırmayı düşündü
Toplanan velîler, duâ ve niyâzda bulundular
Ancak istenilen netice elde edilemedi
Bunun üzerine oraya gelmeyen bir velînin olup olmadığı araştırıldı
Neticede, Hâce İbrâhim'in oğlu Ahmed küçük olduğundan kimsenin aklına gelip de çağrılmadığı anlaşıldı
Nihâyet, haberci gönderildi ve gelmesi istendi
Çocuk, dâveti ablasına danışınca, ablası; "Babamızın vasiyeti var, senin tanınma zamânının gelip gelmediğini, türbedeki ekmek sofrası tâyin edecektir
Eğer o sofrayı açabilirsen, tanınma zamânın geldi demektir, var git!" dedi
Babasının türbesine giden Ahmed, sofrayı bulup açınca, dosdoğru hükümdârın istediği yere geldi
Kendisini bekleyen velîlere sofradaki bir parça ekmeği gösterip duâ etmelerini isteyince, velîler Fâtiha okudular
O da ekmeği oradakilere taksim etti ve hepsine kâfi geldi
O toplantıda tam dokuz bin kişi vardı
Bu kerâmeti görenler, Hâce Ahmed'in büyüklüğünü ve mertebesinin yüksekliğini anladılar
Hâce Ahmed, sırtındaki babasından kalma hırkaya bürünerek, duâsının neticesini bekliyordu
Birdenbire gök yüzünden yağmur boşanarak, her yer suya garkolunca, velîlerin seccâdeleri su üstünde yüzmeye başladı
Sonunda Ahmed hırkasından başını çıkarınca, yağmur durdu ve güneş çıktı
Oradakiler baktıklarında, Karaçuk Dağının ortadan kalktığını gördüler
Bu kerâmete şâhid olan hükümdar, Hâce Ahmed'den, kendi adının kıyâmete kadar bâkî kalması için niyâzda bulunmasını diledi
Hâce Ahmed hazretleri de; "Âlemde her kim bizi severse, senin adınla bizi yâd eylesin" dedi
Bundan dolayı o günden beri ikisinin ismi birlikte, "Ahmed Yesevî" şeklinde anılır oldu
Ancak Hâce Ahmed'in, daha çok Yesi'li olduğundan, Yesevî nisbesiyle şöhret bulduğu kabûl edilmektedir
Ahmed Yesevî önce Arslan Baba hazretlerinden ders aldı
Onun kalblere hayat ve huzur veren söz ve sohbetleri ile teveccüh ve görüp gözetmesine kavuştu
Böylece kısa zamanda çok yüksek makam ve derecelere ulaştı
Ancak Arslan Baba ebedî âleme göçünce, çok sevdiği ve ziyâdesiyle bağlı bulunduğu bu şeyhinden ayrı düştü
O, hikmetler adını verdiği şiirlerinde Arslan Baba'dan bahsederken şöyle demektedir:
Âhir zaman ümmetleri dünyâ fâni bilmezler
Gidenleri görürler de ondan ibret almazlar
Erenlerin kıldığını görüp rağbet etmezler
Arslan Babam sözlerini dinleyiniz teberrük
Ahmed Yesevî bundan sonra şeyhi Arslan Baba'nın mânevî işâreti ile Buhârâ'ya gitti
Orada Ehl-i sünnet âlimlerinin en büyüklerinden Yûsuf-i Hemedânî'ye bağlandı ve mânevî ilimleri tahsil etti
İnsanlara ilim öğretmek, doğru yolu göstermek için ondan icâzet, diploma aldı
O büyük zâtın halîfeleri arasına katıldı
Onun vefâtından sonra bir mikdâr Buhârâ'da kaldı
Talebe yetiştirmeye başladı
Bir zaman sonra onların terbiye ve yetiştirilmesini, Yûsuf-i Hemedânî'nin en önde gelen, gözde talebesi Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerine bırakıp, kendisi Yesi'ye döndü ve talebe yetiştirmeğe burada devâm etti
Talebeleri git gide çoğalıyordu
Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamânda, Türkistan, Mâverâünnehr, Horasan ve Harezm'e yayıldı
Kendisinde daha çocuk yaşta iken başlayan evliyâlık hâl ve dereceleri günden güne artıyordu
Zamanındaki âlimlerin ve evliyânın en büyüklerinden, en üstünlerinden oldu
Hanefî mezhebinde idi
Zâhirî ve bâtınî bütün ilimlerde derin âlim olan Ahmed Yesevî, Hızır aleyhisselâm ile görüşüp sohbet ederdi
Ahmed Yesevî hazretleri vakitlerini üçe ayırırdı
Günün büyük bölümünde ibâdet ve zikirle meşgûl olurdu
İkinci kısmında talebelerine zâhirî ve bâtınî ilimleri öğretirdi
Üçüncü ve en kısa bölümde ise alınteri ile geçimini sağlamak üzere tahta kaşık ve kepçe yaparak bunları satardı
Bir rivâyete göre; "Onun halden anlar bir öküzü vardı
Bu öküzün sırtına bir heybe asar, içine de yaptığı kaşık ve kepçeleri koyup, Yesi çarşısına salıverirdi
Kim kaşık ve kepçeden alırsa ücretini heybenin gözüne bırakırdı
Mal alıp da, ücretini vermeyen olursa, öküz o kimsenin peşini bırakmaz, nereye gitse peşinden o da giderdi
Adam ücreti heybeye koymadıkça, o kimsenin yanından ayrılıp başka yere gitmezdi
Akşam olunca da Hâce Ahmed hazretlerinin evine gelirdi
Hattâ heybenin gözüne fazla para bırakanlar da olurdu
Hâce hazretleri bunları ve kendisine gelen sayısız hediyeleri muhtaçlara ve bilhassa talebelerine sarf ederdi
Ahmed Yesevî hazretlerinin şöhreti, kerâmetleri her tarafa yayılıp, talebelerinin sayısı yüz bine yaklaşınca, kendisini çekemeyenler düşmanlıklarından, çeşitli iftiralara başladılar
Sohbet meclislerine örtüsüz kadınlar geliyor, erkeklerle birlikte oturuyorlar
" dedikodularını yaydılar
Bu şâyiayı duyan makam sâhipleri, bâzı müfettişler vazifelendirerek durumun araştırılmasını emrettiler
Müfettişler, Ahmed Yesevî hazretlerinin ders verdiği meclisine gizliden gizliye gelip gittiler
Her şeyin, herkese açık olduğu bu yerde, insanlardan ve kanunlardan saklı uygunsuz bir hâlin bulunmadığını, söylenilenlerin tamâmen asılsız olduğunu, bu zâta iftirâ etmek için uydurulduğunu bildirdiler
Ahmed Yesevî hazretleri kendisine iftirâ edenlere bir ders vermek istedi ve toplandıkları yere geldi
Elinde ağzı mühürlü bir kutu vardı
Oradakilere hitâben: "Bâlig olduğu günden bu âna kadar, sağ elini avret mahalline hiç uzatmamış bir velî istiyorum
Kim vardır? Bu mühim kutuyu ona teslim edeceğim" buyurdu
Hiç kimse çıkmadı
O sırada, Ahmed Yesevî'nin talebelerinden, Hâce Atâ ortaya çıktı
Hâce Ahmed hazretleri kutuyu ona verip, bunu Horasan ve Mâverâünnehr memleketlerine götürmesini emretti
Talebe kutuyu alıp, bildirilen yere vardı
Her tarafa haber salınıp, âlimler ve Hâce hazretlerine iftirâ edenler geldiler
Herkes bu kutunun içinde ne olduğunu merak ediyordu
O talebe, toplananlara, bu kutuyu hocası Ahmed Yesevî hazretlerinin gönderdiğini söyleyip kutuyu açtı
Kutu açılınca, herkes gördükleri manzara karşısında donakaldılar
Kutunun içinde kor hâlinde ateş, bir mikdar pamuk arasında duruyordu
Ateş kızarıyor ve pamuğa birşey olmuyordu
Bu hâli gören herkes hayretler içinde kaldı
Hâce hazretlerinin bu kerâmeti karşısında, onu sevenlerin muhabbeti daha da arttı
Kendisine muârız olanlar hatâlarını anlayıp tövbe ettiler
Hâce hazretlerine hediyeler gönderip, özürler dileyip pekçoğu ona talebe oldu
Merv şehrinde Mervezî nâmında bir müderris var idi
Ahmed Yesevî hakkında söylenilen uygunsuz ve uydurma sözler ona kadar gitmişti
Bu yalanlara aldanıp, kendisini imtihân etmek, şüphesini gidermek niyetiyle, yanına dört yüz müşâvir ve kırk tâne de müftü alarak yola çıktı
Her tarafta talebeleri olduğunu, her zaman sohbetinde binlerce kişinin hazır bulunduğunu öğrenmişti
"Ben üç bin mesele ezberledim
Hepsine ayrı ayrı suâl sorar, onları imtihan ederim
" diye düşündü
Bu sırada Ahmed Yesevî hazretleri hânegâhında bulunuyordu
Talebesi Muhammed Dânişmend'e; "Bakar mısın, bize kimler geliyor?" buyurdu
Mervezî'nin mâiyyetiyle, yanındakilerle birlikte hâfızasında üç bin mesele ile geldiğini bildirdi
Hâce hazretlerinin emri ile Muhammed Dânişmend, o üç bin meseleden binini, Mervezî'nin hâfızasından sildi
Sonra talebelerinden Süleymân Hakîm Atâ'ya aynı şekilde emretti
O da öyle yaptı
Mervezî, hâfızasında kalan bin mesele ile Yesi'ye geldi
Hâce hazretlerinin yanına gelip, "Allah'ın kullarını doğru yoldan ayıran sen misin?" dedi
Hâce, hiç kızmadı
Karşılık da vermedi
Şimdilik üç gün misâfirimiz ol! Ondan sonra görüşürüz
" buyurdu
Üç gün sonra bir kürsü kuruldu
Mervezî kürsüye çıktı
Hâce Ahmed hazretleri, Muhammed Hakîm Atâ'ya tekrar emredip, o bin meseleyi Mervezî'nin hâfızasından silmesini emretti
Hakîm Atâ, Allahü teâlâya duâ etti
Aklındaki bin mesele de silindi
Mervezî, kürsü üstünde bir şeyler konuşmak istedi
Fakat hâfızasında hiçbir meselenin bulunmadığını anladı
Nihâyet, defterini açıp oradan okumak istedi
Fakat defterinin sahifelerindeki yazıların da silindiğini gördü
Sahifeler bomboş idi
Bu hâli gören Mervezî, kusûrunu anlayıp oracıkta tövbe etti
Talebeliğe kabûlü için yalvardı
Bütün mâiyyetiyle beş sene kaldı
Çok mertebelere, yüksek derecelere kavuştu
Ahmed Yesevî (k
sirruh) bunu, yanında beş kişi ile berâber, insanlara Allahü teâlânın dînini doğru olarak anlatmak vazifesiyle Horasan'a gönderdi
Bunlar; Muhammed, Seyfeddîn, Sa'deddîn, Behâüddîn ve Kemâl isimlerindeki talebeleri idi
Oraya gidip halkı irşâd edip aydınlattılar (r
aleyhim)
Horasan'da bulunan velîler, Ahmed Yesevî hazretlerinin büyüklük ve üstünlüğünü bildikleri ve ona olan muhabbet ve bağlılıklarının daha da artması için, kendisiyle görüşmek, sohbetinde bulunmak istediler
Büyük bir toplantı tertib ettiler
Hâce hazretlerini de bu toplantıya dâvet için, aralarından birini Yesi'ye gönderdiler
Ahmed Yesevî hazretlerini toplantıya dâvet etmek üzere yola çıkan velî, Allahü teâlânın izni ile turna gibi uçarak Yesi'ye geliyordu
Hâce hazretleri bu hâli keşfederek, yanına talebelerinden bâzılarını aldı
Bunlar da turna şeklinde uçmaya başladılar
Nihâyet, Semerkand yakınlarında bir nehir üzerinde karşılaştılar
Bu sırada aşağıda büyük bir tüccar, nehirden geçerken akıntıya kapılıp, malı ve hayvanları suya düşmüştü
Bu tüccâr, su içinde boğulmamak için gayret ederken, bu sudan selâmetle kurtulması hâlinde, kalan malının yarısını Allah rızâsı için vereceğini nezr edip, adadı
Hâce Ahmed Yesevî, Allahü teâlânın izni ile tüccarın sıkışık ve zor durumunu keşfederek aşağıya indi
Boğulmak üzere iken tüccarı çekip sâhile çıkardı
Sonra normal hâline döndü
Bu duruma çok teaccüb eden, şaşan tüccar, kendisini kurtaran bu zâtın ellerine sarılıp çok teşekkür etti; daha sonra malının yarısını bu zâta verdi
Hâce hazretleri istenilen yere geldi
Bir zaman orada kalarak talebeleriyle sohbet etti
Suallerini cevaplandırdı
Hergün yüzlerce kişi huzuruna gelerek sohbetine katılır ve bereketlenirdi
Tüccarın verdiği parayı da orada bulunan yoksullara ve talebelerine dağıtan Ahmed Yesevî hazretleri daha sonra memleketine döndü
Yesi şehrine yakın bir yerde, Sabran (Savran, Şûrî) diye bir kasaba vardı
Bura ahâlisinin çoğu hıristiyan olup, müslüman Yesi halkına ve bilhassa Ahmed Yesevî hazretlerine çok düşmandı
Ahmed Yesevî hazretlerinin büyüklüğü, kerâmetleri etrâfa yayıldıkça ve ona bağlı olanların sayıları her geçen gün arttıkça, Sabranlılar ziyâdesiyle rahatsız oluyorlar, Hâce hazretlerine olan düşmanlıkları daha da artıyordu
Birgün hazret-i Hâce'ye iftirâ etmek istediler
Bir yere toplandılar
İçlerinden birinin öküzünü getirip mezbahada kestiler
Sâdece ayaklarını bıraktılar
Ertesi gün de kadıya gidip şikâyet ettiler
Öküzlerinin çalınıp mezbahada kesildiğini, kanları akarak acele ile götürüldüğünü, kan izlerini tâkip ettiklerini ve öküzlerinin Ahmed Yesevî'nin tekkesine götürüldüğünü anladıklarını bildirdiler
Kâdı izin verip, Hâce'nin tekkesine girip, öküzlerini arayabileceklerine izin verince, gelip durumu bildirdiler
Hazret-i Hâce, kalb gözleri ile ve yüksek firâseti ile, iftirâcıların hazırladıkları çirkin tertibi görmüş ve anlamıştı
Talebeler bundan habersiz olduklarından, çok şaşırdılar
Nihâyet içeri girmelerine izin verildi
İftirâcılar, doğruca gece bıraktıkları öküzün yanına vardılar
Tam maksatlarına kavuşmuş olduklarını zannediyorlardı
Bu sırada Hâce hazretlerinin kerâmeti tecellî edip ortaya çıkıp iftirâcıların hepsi bir anda köpek oldular
O öküz etine hücûm edip kısa zamanda bitirdiler
Böylece esas hâlleri anlaşılmış oldu
Yine birgün aralarında anlaşıp, Hâce'yi hırsızlıkla ithâm etmeye karar verdiler
Bir sığırı kesip parçaladılar ve gece gizlice Hâce'nin hânegâhının bir yerine bıraktılar
Hazret-i Hâce'den başka hiç kimse de, bunların yaptıklarını farketmedi
Ertesi gün bu sığırı aramak bahânesi ile, o kasaba halkından birçok kimse tekkenin önünde toplandı
Sığırlarını aramak için içeri girmek istediklerini söylediler
Hâce hazretleri bu ahmakların yaptıklarına çok üzüldü, bir an elini kaldırıp dergâhın kapısını işâret etti
Arkasından:
"Girin köpekler, girin itler!
" diye bağırdı
Bu söz üzerine dergâha akın eden ve içeriye adımını atan "Hav, hav, havv" diye yürüyordu
Sabranlılardan dergâha adımını atan köpek hâline geliyor ve getirdikleri sığırın üzerine atılıyordu
Dışarıda kalıp bu müthiş manzarayı seyredenler hayret, dehşet ve korku içerisinde Ahmed Yesevî hazretlerinin eteklerine yapıştılar
Mahcup ve pişman olduklarını bildirip affedilmeleri için yalvarmaya başladılar
Hâce hazretleri merhamet edip duâ etti
Böylece tekrar eski hallerine döndüler
Ahmed Yesevî hazretleri 63 yaşına gelmişti
O, çocukluğundan bu âna gelinceye kadar Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine yapışmakta hiç gevşeklik göstermedi
Resûlullah efendimizin âhirete teşrif buyurduğu andan îtibâren yeryüzünde bulunmayı kendilerine münâsip görmediler
Bu sebeple dergâhın bahçesine derin bir yer kazdırdı ve içini kerpiçle ördürdü
Nihayet hazırlıklar tamamlanınca talebelerini dergâhın avlusunda toplayıp;
"Ey gönül dostları, Allahü teâlânın en sevgili kulu olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa hazretleri 63 yaşında bu dünyâdan ayrıldı
Ben de şimdi 63 yaşındayım
Artık şu gördüğünüz çilehâneye çekilecek, ömrümün kalan günlerini bu hücrede tamamlayacağım
" buyurdu
Müridlerinin gözleri yaşlı olarak; "Ey sultanımız bizim hâlimiz nice olur
" sözlerine karşı;
"Sizi Allahü teâlâya emânet ediyorum
" dedikten sonra merdivenle çilehâneye indi
Ahmed Yesevî hazretleri mezar misâli olan o yerde, vefât edinceye kadar, devamlı ibâdet, tâat ve Allahü teâlâyı düşünmekle meşgûl oldu
Talebelerine ilim öğretmeye orada da devâm etti
Kendisini vefât etmiş, kabre konmuş şekilde hissederek, bambaşka bir huşû' bağlılık ve teslimiyetle ibâdetlerini yaptı
Burada evliyâlık yolundaki makam ve dereceleri kat kat arttı
63 yaşından sonra ömrünün diğer yarısını orada ibâdetle geçirdi
125 veya bir rivâyete göre ise 133 yaşında vefât etti
Ahmed Yesevî hazretlerinin önde gelen halîfelerinden Seyyid Mansur Atâ çile kuyusuna ilk defâ indiği zaman gördüğü manzaradan ciğeri parçalandı
"Hocam bu dar yerde ve sıkıntılı bir haldedir" diye düşünerek gözyaşlarına boğulduğu sırada perdeler açıldı
Kalp gözüyle, o daracık zannettiği yeri bir ucu doğuda, diğer ucu ise batıda gördü
Bu hâl karşısında kalbinden geçirdiklerinin yersiz olduğunu anlayıp, kendi kendine, "Allahü teâlâ, evliyâsına sıkıntı çektirmez
Diğer insanların onlarda sıkıntı görmeleri, çok acı çekiyor zannetmeleri, hakîkatte onlar için bir nîmettir
Bu saâdet sâhipleri, görünüşte çok acı zannedilen o sıkıntılardan öyle zevk ve tad alırlar ki, iyiliklerinde o tadı duymazlar
Allahü teâlâ, bu sevgili kulu için, daracık bir hücreyi çok geniş yapar
Mânevî bakımdan öyle lezzetler, tadlar ihsân eder
Zâhir olarak, görünürde çektiği sıkıntılar, o lezzetler yanında hiç kalır
Onun rûhu, zevk ve neş'eden uçmaktadır
Vücûdunu bin parçaya bölseler ne gam
" diye söylendi
Ahmed Yesevî hazretleri yetiştirdiği talebelerin her birini bir memlekete göndermek sûretiyle İslâmiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı
Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bâzıları sonraları Moğolların katliamından kaçıp kurtulmak sûretiyle Anadolu'ya da geldiler
Bu sûretle onun yolu Anadolu'da yayılıp tanındı
Anadolu'nun müslüman Türklere yurt olması onun mânevî işâretleri ile hazırlandı
Ahmed Yesevî hazretleri herkese iyilik eder, kendisinden hiç kimse rahatsız olacak bir hareket görmezdi
Bütün insanların dünyâ, âhiret saâdeti ve rahatları için gayret ederdi
Dergâhı fakir ve yoksullar, yetim ve çâresizler için sığınak yeriydi
Tasavvuf yolunda Ahmed Yesevî hazretlerine bağlananların bâzı bâriz husûsiyetleri vardır
Yeseviyye yolunda bulunan bir mürîdin, riâyet etmeleri mecbûri lâzım olan belli başlı edebler şunlardır:
1) Kendisinden dînini öğrendiği üstâdının, talebelerin hepsinden efdal olduğunu bilmek ve ona tam tâbi ve teslim olmak
Ona uyarak, onun huzûrunda her gün çeşit çeşit yemekler yemek, geceleri uyumak, ona uymaksızın kendi anlayış ve görüşüne uyarak, geceleri nâfile namaz kılmaktan ve gündüzleri nâfile oruç tutmaktan farksız hattâ daha faydalıdır
Çünkü birincisinde, tâbiiyyet ve teslimiyyet, ikincisinde ise, kendi bildiğine göre hareket etmek vardır
2) Mürîd gâyet uyanık, zekî ve dikkatli olup, hocasının sözlerinden, rumûzlarından ve işâretlerinden hemen anlamalıdır
3) Hocasının bütün sözlerinden ve işlerinden râzı ve ona itâatkâr olmalıdır
4) Hocasının husûsî hizmetinde veya bildirdiği, emrettiği bir hizmeti yaparken gâyet atik, dikkatli , ağırbaşlı olmalı, fakat ağır canlı olmamalıdır
İsteksizlik, gevşeklik hâli, hocasının rızâsızlığına sebeb olabilir
Onun rızâsızlığı ise, silsile yoluyla Peygamber efendimize, dolayısıyla Allahü teâlâya gider
5) Sözünde sağlam, güvenilir ve vâdinde sâdık olmalıdır
Hocasının büyüklüğü husûsunda hiçbir zaman şek ve şüpheye düşmemeli ki, Allah korusun, bu hâl hüsrâna sebeb olur
6) Ahde vefâ ve hocasına olan tâbiiyyet, uyma ve teslimiyyetinde çok titizlik göstermelidir
7) Hocasının ufak bir işâreti ile bütün mal ve mülkünü onun emrettiği yere fedâ etmeye hazır olmalı, bunda en ufak bir tereddüd hâli bulunmamalıdır
8) Hocasına âit husûsî hâl ve sırları tutmasını bilmeli, bunları uygun olmayan şekilde ifşâ etmekten, açıklamaktan çok sakınmalıdır
9) Hocasının bütün hareketlerini, sözlerini ve nasîhatlerini dikkatle tâkib etmeli, bunda ve bunlara uymakta kaçamak ve gevşeklik yapmamalıdır
Bunları yapmakta ihmâlkâr ve gevşek davranmanın zararlarını düşünmelidir
10) Allahü teâlâya kavuşmak yolunda, kendisini vesîle, vâsıta yaptığı hocası için, her fedâkârlığa hazır olmalıdır
Onu sevenlere dost olmalı, sevmeyenlere, sevmediklerine ve istemediği şeylere meyl ve muhabbet etmeyi öldürücü zehir bilmelidir
Ahmed Yesevî hazretleri sohbetlerinde talebelerine buyururdu ki:
"Ey Dostlar! Câhillerle dostluk kurmaktan sakınınız
"
"Akıllı ve uyanık kimse isen, dünyâya gönül bağlama
Şeytan seni kandırıp, dünyâya meylettirirse, seni emri altına almış demektir
Bundan sonra felâketlerden felâketlere sürüklenirsin de hiç haberin olmaz
"
"Himmet, yardım kuşağını sıkı sıkıya beline sarmayan insan, dünyâya meyl ve muhabbetten kurtulamaz
Allah yolunda göz yaşları dökerek ağlamadıkça, Allahü teâlâya âit ince sırlara kavuşamaz ve bu yolda ilerlemesi mümkün değildir
"
"İslâmiyetin emir ve yasaklarına uymakta gevşek davranan kimse, insanı Allahü teâlâya kavuşturan yolda ilerleyemez
Gönlü ve kalbi ile dünyâ düşünce ve işlerinden sıyrılıp, yalnız Allahü teâlâya yönelmedikçe, hakîkat meydanında bulunmak mümkün değildir
Bunlar hakkı idrâk edip, anlayıp bilmekten uzaktırlar
"
"Ey dostlar! Bir kimse, Allahü teâlânın aşkı ile yanıp yakılarak, bu denizde çok usta bir dalgıç olmadıkça, bundan çok daha derin olan vahdâniyet denizine giremez
Ona girmek için çok usta ve dikkatli bir dalgıç olmak gerekir
"
"Gönlünde Allahü teâlânın aşkını taşıyanlar, dünyâ ile tamâmen alâkalarını kesmişlerdir
Halk içinde Hak ile olurlar
Bir an Allahü teâlâyı unutmazlar
"
"Ahkâm-ı İslâmiyyeyi, İslâmî hükümleri tam bilmiyen, tatbik etmeyen bir kimse, evliyâlık yolunda bulunmağa kalkarsa, bunun îmânını şeytan çalar
Emir ve yasaklara uymakta gevşek olanlar, sonra da evliyâlık yolunda bulunduğunu, ilerlediğini, hattâ kendisinde bâzı hâllerin meydana çıktığını zanneden kimseler bu noktada çok yanılırlar
Bu hallerinin rahmânî olduğunu zannederler
Halbuki bunlar, abdestte, namazda, alış-verişte bir takım noksanlarının bulunduğunu ve yiyip içtiklerinin haram olduğunu bilmezler
Kendisinde var zannettiği o hâller, şeytanın oyunudur
Şeytan onu idâresine almış, istediği gibi hareket ettirmekte, o ise velî olduğunu zannetmektedir
Bunlar ne kadar zavallı ve bedbahttırlar
"
Günahlar sebebiyle, paslanan gönüllerin kurtuluşu Allahü teâlâya çok tövbe, istigfâr etmek, her zaman Allahü teâlâyı düşünmek, O'nun râzı olduğu, beğendiği işleri yapmak ve hiçbir zaman O'ndan gâfil olmamakla mümkündür
"Malının çokluğu dillere destan olan Kârûn bile, malının hayrını, faydasını göremedi
Nihâyet toprak altında yok olup gitti
"
"Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma
Kalb kırmak, Allahü teâlâyı incitmek demektir
"
"Nefse uymak yolunda bulunan kimse rüsvâ olmuştur
Artık, yatıp kalkarken onun yoldaşı şeytandır
"
"Gariblere merhamet etmek, Resûlullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem sünnetidir
Nerede bir garib görsen, ona olan merhametinden dolayı gözyaşların akmalıdır
"
"Gönlü kırık, zavallı ve garib birini görürsen, yarasına merhem ol
Onun yoldaşı ve yardımcısı olmaktan çekinme
"
Ahmed Yesevî hazretleri hikmet denilen şiirler yazmıştır
Bu şiirler; Dîvân-ı Hikmet'te toplanmıştır
Şiirleri o zamanda kullanılan ve herkesin anlıyabileceği sâde bir lisân ile söylenmiştir
Bu manzumelerin konuları umûmiyetle şunlardır:
Allahü teâlâyı ve O'nun dostlarını her şeyden çok sevmenin lüzumu:
Aşkın kıldı şeydâ beni, cümle âlem bildi beni
Kaygım sensin dünü günü, bana sen gereksin sen
Söylesem ben dilimdesin, gözlesem bu gözümdesin
Gönlümde hem canımdasın, bana sen gereksin sen
Fedâ olsun sana canım, döker olsan benim kanım
Ben kulum sen Sultanım, bana sen gereksin sen
Allahü teâlâya tâat, kulluk ile ibâdet ve zikrin önemi ve bunlardan zevk alma:
Ne hoş tatlı Hû yâdı, seher vakti olanda
Baldan tatlı Hû adı, seher vakti olanda
Seher vakti kalkanlar, canın fedâ kılanlar
Aşk oduna yananlar, seher vakti olanda
Seher vakti hoş saat, kalkana olur râhat
Açılır devlet, saâdet, seher vakti olanda
Her gün yanar bu canım, kullukta yok dermanım
Sen bağışla günahım, seher vakti olanda
Hak yolunda olan dervişlerin halleri:
Yol üstünde oturup yolu soran dervişler
Ukbâdan haber duyup yola giren dervişler
Asâları elinde himmet kuru (kuşak) belinde
Rabbim yâdı dilinde, Allah diyen dervişler
Hırkaları eğninde, gönlünde yüz bin ayân
Biliniz, iki cihan, göze almaz dervişler
Sırrı ile söylerler, dile hikmet dizerler
Âşıkla can gözlerler rengi sarı dervişler
Günâhkârların vaziyeti:
Dünyâ benim diyenler, cihan malını alanlar
Herkes kuş gibi olup, o harama batmışlar
Molla, müftü olanlar, yalan fetvâ verenler
Akı kara kılanlar Cehenneme girmişler
Kâdı, imâm olanlar, haksız dâvâ kılanlar
Eşek gibi olarak yük altında kalmışlar
Rüşvet alan hâkimler, haram alıp yiyenler
Parmağını dişleyip, korkup durup kalmışlar
Dünyânın geçici olduğu, buradaki lezzetlere zevklere, mal, mevki, görünüş ve gösterişlere aldanmamak gerektiği, ölümün varlığı ve her nefsin ölümü tadacağını da bâzı şiirlerinde işler
Ey dostlarım, ölsem, ben, bilmem hâlim nice olur;
Kabre girerek yatsam, bilmem hâlim nice olur
Götürüp lahde koysalar, arkaya bakmadan dönseler
Suâllerimi sorsalar, bilmem hâlim nice olur
Girse karış adlı yılan, dolansa tene o zaman
Kalmaz bütün bir üstühan, bilmem hâlim nice olur
Olsa kıyâmetin günü, hâzır olur cümleleri
Kıldığın ameller hani, bilmem hâlim nice olur
Ahmed Yesevî hazretlerinin vefâtından yaklaşık 200 yıl geçtikten sonra, birgün Büyük Türk Hâkânı Emîr Tîmûr Buhârâ'ya gitmek üzere yola çıktı ve Türkistan'a uğradı
O gece rüyâsında Ahmed Yesevî hazretlerini gördü
Kendisine:
"Ey yiğit! Buhârâ'ya çabuk git! İnşâallah orada sana fetih nasîb olur
Senin başından çok hâdiseler geçse gerek
Zâten oranın insanları senin gelmeni bekliyorlar
" buyurdu
Tîmûr Han uyanınca, bu müjdeye çok sevinip, Allahü teâlâya şükretti
Ertesi gün Türkistan hâkimine çok para verip, Ahmed Yesevî hazretlerinin kabri üzerine mükemmel bir türbe yaptırmasını emretti
O da, istenildiği gibi bir türbe yaptırdı
Türbe, bugün hâlâ bütün haşmetiyle durmaktadır
İngiliz müsteşriki Dr
Eugene Schuyler, Türkistan Seyâhatnâmesi isimli eserinde, Hâce Ahmed Yesevî'nin câmi ve Tîmûr Han tarafından kabri üzerine yaptırılan muhteşem türbesi hakkında özetle diyor ki: "Bu büyük câminin arka kısmında türbeli ikinci bir mescid daha ilâve edilmiş durumda olup, câminin dış avlu kapısı fevkalâde büyük ve kemerlidir
Kapının yanında penceresiz, üstü çentikli iki tâne yuvarlak kule yükseliyor
Kapının, büyük bir sanat eseri olarak işlenmiş iki kanatlı tahta kapısı üzerinde bir pencere vardır
Duvarlar işlenirken, iyi pişmiş dört köşeli tuğlalar kullanılmıştır
Kûfî yazılarla süslenmiş kubbe, binâyı daha da güzelleştirmektedir
Zelzeleler vesâir sebeplerle çoğu yerlerinin dökülmüş, harâbe hâline gelmiş olduğu bu muazzam binâ, ilk hâlinde kimbilir ne kadar daha güzeldi?
Câminin avlusunda çok güzel bir medrese ile, arkasında; bir kubbe, içinde Arslan Bâbâ'nın, Ahmed Yesevî'nin ve âilesinin yer aldığı türbe vardır
Burada başkalarının yattığı da söylenilmektedir
"
Türkistan'ın her tarafından akın akın gelen insanlar, Hâce hazretlerinin türbesini ziyâret etmekte, Câmi-i Hazret adı ile anılan bu câmide namaz kılmaktadır
DİNLEYİN EY İNSANLAR
Ahmed-i Yesevî'nin, tesirliydi sözleri,
Hidâyete getirdi, binlerle kimseleri
Bir eseri vardı ki, "Dîvân-ı hikmet" diye,
Doludur insanlara, öğüt, nasîhat ile
Bir yerde buyurur ki, (Korkunuz, sakınınız,
"Dünyâ adamları"yle, yakınlık kurmayınız!
Dünyâ malı, geçici, hem de aldatıcıdır,
Bu gün senin ise de, yârın başkasınındır
Aklı olan, buna gönül vermez velhâsıl,
"Âhiret derdi" ile, dertlenmiştir o asıl
Bu dert, onun öyle çok, sarmıştır ki içini,
Düşünür gece gündüz, Cehennem ateşini
Günah ve kusûrları, "Dağ gibi" gelir ona,
Bu yüzden boynu bükük, mahcûbdur Allah'ına
Rabbinin dergâhında, affa kavuşmak için,
Gece sessizliğinde, ağlardı için için
)
Bir yerde buyurdu ki: (Allah'tan başkasını,
Kalbinizden atarak, silin gönül pasını!
Dînin emirlerini, öğrenip ince ince,
Yapın her işinizi, bu esas mûcibince
Dînin bir edebine, olursa muhâlefet,
Tamâmen "İstidrâc"dır, görülse de kerâmet
Dünyâ muhabbetini, kalbinden çıkaranlar,
Her iki cihanda da, bulur kıymet, îtibâr
Dînin emirlerini, gözetin ki her işte,
"Halk" içinde "Hak" ile, olmak da budur işte
Dînini öğrenmeden, tasavvufla uğraşan,
Kimsenin îmânını gizlice çalar şeytan,
Bâzı hârikulâde, hâlleri görülse de,
Hakîrdir, zîrâ onlar, "İstidrâc"dır hepsi de
Evliyâ zannetse de, kendisini o kişi,
Hiç mu'teber değildir, indallah hiç bir işi
Eğer İslâmiyyeti, bilmezse bir müslüman,
Dünyâ ve âhirette, görür çok zarar ziyân
Alış-veriş ilmini, bilmezse biri eğer,
Hiç farkında olmadan, haram ve şüpheli yer
Çünkü bildirilmiştir, dinde bunun esâsı,
Bilmeden yapanların, haram olur lokması
Yine o buyurdu ki: Dinleyin ey insanlar,
Gönüller kararıyor, işlendikçe günahlar
Bu günâh kirlerinin, temizlenmesi için,
Çok tövbe etmelidir, yolu budur bu işin
"Allah'ın rızâsı"nı, gözetin ki her zaman,
Ancak böyle kurtulur, âhirette müslüman
Sakın mala ve mülke, gönül bağlamayın ki,
Elden çıkar sonunda, değildir çünkü bâki
Malının çokluğuyla, ahmaklar mağrûr olur,
Onlar iki cihanda, bulamaz râhat, huzûr
"Kârûn" dahî malıyla, öğünürdü ki yine,
Mallarıyle birlikte, geçti yerin dibine
Kâfir de olsa bile, sakının kalb kırmaktan,
Zîrâ daha günahtır, bu, Kâbe'yi yıkmaktan
Resûl'ün sünnetidir, gariplere merhamet,
Garip sevindirmeğe, ediniz sa'y-ü gayret
Görürseniz zavallı, gönlü kırık birini,
Derdine merhem olup, ferâhlatın kalbini
Zîrâ siz, bu dünyada merhamet ederseniz,
Size de mahşer günü, şefkat eder Rabbimiz
CUMÂ NAMAZINI NEREDE KILDI?
Zamânın hükümdârı Kazan Han, Ahmed Yesevî hazretlerinin çilehânede Cumâ namazını nerede kıldığını merak edip, talebelerinin en ileri gelenlerinden Muhammed Dânişmend'i ona gönderip sordu
Bu sırada müezzinler Cumâ namazı için ezân okuyorlardı
Talebe, Hâce'nin huzûruna vardığında henüz bir şey söylemeden, "Gel elimden tut! Cumâ namazına, bugün seninle berâber gidelim
" buyurdu
Talebe; "Peki efendim" deyip hocasının elinden tuttu
O anda kendilerini, büyük bir câmi içinde saflar arasında oturuyor gördü
Talebe, namazdan sonra hocasını ne kadar aradıysa bulamadı
Câminin kayyımı, talebenin bu telâşlı hâlini görünce ona; "Ey derviş! Burası Mısır'dır ve bu câmi Câmi-i Ezher'dir
Senin hocan, nice zamandır Cumâ namazlarını burada kılar
" dedi
Talebe bir hafta orada kaldı
Ertesi Cumâ namazında hocası ile buluşup, namazdan sonra bir anda Yesi'ye geldiler
Hâce hazretleri, talebesine gördüklerini gidip Kazan Hana anlatmasını söyledi
Talebe, Kazan Hanın yanına gelip başından geçenleri bir bir anlattı
Kazan Han ve orada bulunanlar, Hâce hazretlerinin bu kerâmeti karşısında bir şey diyemediler
Onun büyüklüğünü, üstünlüğünü daha iyi anladılar
1) Reşehât
2) Dîvân-ı Hikmet
3) Türk Edebiyâtında İlk Mutasavvıflar
4) Âriflerin Menkıbeleri
5) İstanbul ve Anadolu Evliyâları; cild-2
6) Anadolu Evliyâları
7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-6, s
102
8) Büyük Türk Klâsikleri; cild-1
[Hoşgeldiniz.. Yudumla Ailesine Üye Olmadan Forumdaki Linkleri Göremezsiniz.
Üye Olmak İçin Tıklayın...
]
Dantel
Mumsema
Frmacil
06-07-2007
#
2
Profil Bilgileri
dev-genc16
--->: Ahmed YesevÎ
ahmedlerı cok sevıosn anladık zeus =)
Tags
:
ahmed
,
yesev
Ahmed YesevÎ ile ilgili Benzer Konular
184 Kez Görüntülendi
Cezzar Ahmed Paşa ( Cezzar Ahmed Paşa Kimdir? - Cezzar Ahmed Paşa Hakkında )
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Muhtar Paşa (Ahmed Muhtar Paşa Kimdir? - Ahmed Muhtar Paşa Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmet Yesevi
Yazarlar ve Şairler
Hoca Ahmet Yesevi
Sahabeler ve Alimler
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
04:10
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545