FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
Ahmed ZİyÂeddÎn GÜmÜŞhÂnevÎ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Ahmed ZİyÂeddÎn GÜmÜŞhÂnevÎ ile ilgili Benzer Konular
208 Kez Görüntülendi
Cezzar Ahmed Paşa ( Cezzar Ahmed Paşa Kimdir? - Cezzar Ahmed Paşa Hakkında )
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Muhtar Paşa (Ahmed Muhtar Paşa Kimdir? - Ahmed Muhtar Paşa Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed-i Dâ'i (Ahmed-i Dâ'i Kimdir?
Yazarlar ve Şairler
Şeyh Ahmed Yasin (Şeyh Ahmed Yasin Kimdir? - Şeyh Ahmed Yasin Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Nasihuddîn
|
Ahmedullah
Konu Araçları
06-07-2007
#
1
Profil Bilgileri
ZeuS
Ahmed ZİyÂeddÎn GÜmÜŞhÂnevÎ
Ahmed ZİyÂeddÎn GÜmÜŞhÂnevÎ başlıklı yazı Mumsema Ahmed ZİyÂeddÎn GÜmÜŞhÂnevÎ Forum Alev
AHMED ZİYÂEDDÎN GÜMÜŞHÂNEVÎ
Büyük velîlerden
İsmi Ahmed bin Mustafa, künyesi Ziyâeddîn olup, Gümüşhânevî diye meşhûrdur
Babası Emirler sülâlesinden Mustafa Efendidir
1813 (H
1228) târihinde Gümüşhâne'nin Emirler Mahallesinde doğdu
1893 (H
1311) târihinde İstanbul’da vefât etti
Kabr-i şerîfi, Süleymâniye Câmii avlusunda Kânûnî Sultan Süleymân Han Türbesinin kıble tarafında olup ziyâret mahallidir
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri küçük yaşta ilim tahsîline başladı
Beş yaşında Kur’ân-ı kerîmi hatmetti
Sekiz yaşında
Delâil-i Hayrât, Hızb-i A’zam
ve
Kasâid’
i okuyup bitirdi
Şeyh Sâlim, Şeyh Ömer el-Bağdâdî, Şeyh Ali el-Vefâî ve Şeyh Ali gibi âlimlerden ders aldı
Hayâtının ilk on senesini Gümüşhâne’de geçirdikten sonra âilesiyle birlikte Trabzon’a göç etti
Orada bir taraftan ilim tahsîliyle meşgûl olurken, bir taraftan da ticâretle uğraşan babasına yardım etti
Laz Hoca adıyla tanınan Şeyh Osman Efendi ve Şeyh Hâlid Saîdî gibi o belde âlimlerinden sarf, nahiv ve fıkıh dersleri okudu
Babası Mustafa Efendi, diğer oğlunun askerde olması sebebiyle yardımına muhtac olduğu Ziyâeddîn Efendiyi bir gün yanına çağırıp; “Oğlum! İlmin, mâsivâdan yâni Allahü teâlâdan başka her şeyden daha üstün ve alış verişten daha lüzumlu olduğunu bilirim
Fakat, senin yaşın küçük
Bu zamâna kadar öğrendiklerin sana şimdilik yeter
Ben seni ilim öğrenme yolundan alıkoymak istemem
Ancak askere giden ağabeyin dönünceye kadar sabret
O zaman seni ilim ve irfân merkezi olan İstanbul’a gönderirim
Hiç olmazsa şimdilik bana işlerimde yardımcı ol
” dedi
Onun ilim ve ticâret yükü altında ezilmesinden korkmuştu
Ziyâeddîn Efendi babasının sözüne “Peki” dedi
Bir taraftan ticâretle meşgûl olurken, ilimle uğraşmaktan da geri durmadı
Ağabeyinin askerden dönmesini sabırsızlıkla beklerken kendi ördüğü para keselerini satarak helâl lokma ile ilim tahsîli için para biriktirmeye başladı
On beş yaşlarındayken amcası ile birlikte ticâret için İstanbul’a gitti
Ziyâeddîn Efendi İstanbul'dayken ağabeyinin askerden döndüğünü haber aldı
Bunun üzerine İstanbul’da kalmaya niyet etti
Babası için lüzumlu şeyleri satın aldı ve onları amcasına teslim etti
Sonra da amcasına Trabzon’a dönmek istemeyip İstanbul’da ilim ve irfân yoluna girmek istediğini şöyle ifâde etti: “Muhterem amcacığım! Ben şu anda ilim ve irfân beldesi İstanbul’dayım
Bu sebeple târifi imkânsız bir sevinç içindeyim
Artık memleketime dönmek istemiyorum
Ağabeyim askerden dönmüş
Artık babam yalnızlıktan kurtuldu ve kendisine yardımcı buldu
Ben burada kalıp ilmimi tamamlamak istiyorum
Mâzeretimi kabûl edeceğinizi umarım
Sakın bana incinip gücenmeyiniz
İleride lâzım olur düşüncesiyle kendi ellerimle örerek sattığım para keselerinden birkaç kuruş biriktirmiştim
Bunlardan kendime bir şey ayırmadan size vererek babama gönderiyorum
Yardımcı ve dost olarak bana Allahü teâlâ yeter
Üzerimde hakkı olan yakınlarımın haklarını helâl edip, duâlarında unutmamaları en büyük arzumdur
Ben de kapanacağım odamda sizleri duâ ve hayırla yâd edeceğim
”
Ziyâeddîn Efendi bu vedâlaşmadan sonra hiçbir tanıdığı olmadığı ve yanında bir harçlığı bile kalmadığı halde Allahü teâlâya tam bir tevekkül ve teslimiyet içinde İstanbul’da kaldı
Ahmed Ziyâeddîn Efendi, İstanbul’a gelişinin ilk günlerinde bir rüyâ gördü
Büyük bir câminin içinde cemâat arasında otururken binânın çevresinde yangın çıkıp, ateş her tarafı sardı
Cemâatin canhıraş feryatlarla sağa sola koşuşarak çıkış yolu aradığı bir sırada, belki bir kurtuluş yolu bulurum ümidiyle gözlerini kubbeye doğru kaldırınca, tam kubbenin ortasında aşağıya sarkıtılmış bir zincir gözüne ilişti
Hemen zincire yapışıp göğe doğru yükselerek bu bâdireden kurtuldu
Bu rüyâdan kısa bir müddet sonra ders almak için gittiği Süleymâniye Câmiine girince, rüyâda gördüğü mâbedin burası olduğunu ve kendisinin mânevî bir işâretle îkâz edildiğini anladı
Ziyâeddîn Efendi sonra Bâyezîd Medresesine gidip talebe oldu
Burada ilim, hikmet, fen ve ahlâk bilgilerini tahsîl etti
Sonra Mahmûd Paşa Medresesine giderek orada sol sıradaki en son odaya yerleşip kendisini ilim ve ibâdete verdi
Medresedeki üstün başarısı üzerine zaman zaman hocalarına vekâleten onların izniyle arkadaşlarına dersler verdi
Ziyâeddîn Efendi, Mahmûd Paşa Medresesinden icâzet aldıktan sonra Bâyezîd Medresesinde müderrisliğe başladı
Bir taraftan günden güne genişleyen ders halkasında ilim öğretirken, diğer yandan ilmî eserler telif ve neşretmeye başladı
Yirmi beş sene geceleri sabahlara kadar kitap yazmakla meşgûl oldu
Zâhirî ilimlerde icâzet, diploma verme derecesine ulaşmasına rağmen devamlı tasavvufî yönden mânevî ilimlerde irşâd edilme ihtiyâcını hissetti
Bu yüzden yetişmiş ve yetiştirebilen bir mürşid-i kâmil aramaya başladı
Bu sıralarda Üsküdar’da Alaca Minâre Dergâhında ilim ve irfân neşrine başlayan evliyânın büyüklerinden Abdülfettâh-ı Akrî hazretleriyle bir sohbet meclisinde tanıştı
Bu mübârek zât, büyük velî Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin talebesiydi
İstanbul’un üzerine güneş gibi doğan bu mübârek zât, saçtığı feyzlerle gönülleri fethediyordu
Herkese açık olan bu ilim ve irfân meclisine Ahmed Ziyâeddîn Efendi de devâm etmeye başladı
Bir gün Ziyâeddîn Efendi, Abdülfettâh-ı Akrî hazretlerine talebe olmak arzusunu açıklayınca, Abdülfettâh hazretleri tebessüm edip; “İleride gelecek olan zât buna izinlidir
Binâenaleyh onun gelmesini beklemek münâsiptir
” buyurdu
Kâmil, olgun bir zât için aradığı bütün özelliklerin Abdülfettâh hazretlerinde bulunduğuna iyice kâni olan Ziyâeddîn Efendi ona mutlaka talebe olmak, mânevî terbiyesine girmek arzusu ile bir gün dergâhına gitti
Orada hiç görmediği fakat yıllarca berâber bulunmuş gibi yakınlık duyduğu bir zâtla karşılaştı
Bu zât tebessüm edip kendisine; “Ey Ahmed Ziyâeddîn! Sizin mânevî terbiyeniz ezelde bize verilmiştir
Sırf sizin için tâ Şam’dan Anadolu’ya geldim
” dedi
Ziyâeddîn Efendi şaşırıp tanımadığı bu zâtın kendisine ismiyle hitâb etmesinden hayretler içinde kaldı
Bu zât, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin önde gelen talebelerinden Trablusşam Müftüsü, meşhûr Ahmed bin Süleymân el-Ervâdî hazretleriydi
Ervâdî hazretleri, hocası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yıllar öncesi kendisine; “Ey dost, nûrları ile Afrika, Buhârâ, Mısır, Mekke, Medîne, Hindistan ve Uzakdoğu’nun aydınlanacağı zât için İstanbul’a git, onu ara bul
O henüz açılmamış bir vilâyet goncasıdır
Her ne kadar İstanbul’a birçok talebemiz gönderilmişse de, onun nasîbi ezelde sana tevdî ve tensîb edilmiştir
Onun irşâdı ile meşgûl ol
Adın onunla daha çok duyulacak ve sen onunla daha çok bilineceksin
Zîrâ o, bizden sonra yolumuzun büyüğü ve yayıcısı olacaktır
” buyurarak verdiği işâretle İstanbul’a gelmişti
Ziyâeddîn Efendi ile Ervâdî hazretleri el ele tutuşup Abdülfettâh hazretlerinin huzûruna girdiler
O zaman Abdülfettâh Efendi; “Ziyâeddîn, işte senin hocan budur
Derhal ona intisâb et, bağlan
Bizim aramızda ayrılık gayrılık yoktur
Biz aynı kaynaktan feyz alıyoruz
Aynı fidanın iki gülü gibiyiz
” buyurdu ve hemen huzûrunda yapılan duâ ile Ziyâeddîn Efendi, Ervâdî hazretlerinin mânevî terbiyesine girdi
Ziyâeddîn Efendi, hocası Ervâdî hazretlerini, Mahmûd Paşa Medresesindeki odasında misâfir etti
Burada kırk gün halvette, yalnız ibâdetle meşgûl oldu
Teveccüh ve bereketleri görülmeye başlandı
Ervâdî hazretleri, Gümüşhânevî’nin Mahmûd Paşa Medresesindeki derslerini de tâkib etti
Ervâdî hazretleri bir gün âniden ortadan kayboldu
Onun ayrılığı Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerini dalından kopmuş bir gül gibi soldurdu
Teselliyi Abdülfettâh Efendinin sohbetlerine devâm etmekte buldu
Tam bir sene süren bu ayrılıktan sonra, Ervâdî hazretleri tekrar İstanbul’a geldi
İki seneye yakın bir zaman Ayasofya Câmiinde hadîs-i şerîf ilmi öğretti
Bu arada Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerine, Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye, Çeştiyye, Hâlidiyye, Halvetiyye, Bedeviyye, Rıfâiyye ve Şâziliyye yolunda icâzet, diploma verdi
Abdülfettâh Efendiyi de Gümüşhânevî’ye sohbet şeyhi olarak tavsiye edip memleketi olan Trablusşam’a geri döndü
Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri, Abdülfettâh Efendiyi vefâtına kadar sohbet şeyhi kabûl etti
Karşılıklı ziyâretlerde bulundular
Abdülfettâh-ı Akrî hazretlerinin 1864 yılında vefâtından sonra Ahmed Ziyâeddîn Efendi, İstanbul’da hak yolun bilgilerini anlatmaya başladı
Haftalık sohbetlerinde
Râmûzü’l-Ehâdîs’
i şerh edip açıkladı
Levâmiü’l-Ukûl
adlı eseri, bu şerhlerin bir araya toplanması ile meydana geldi
Ahmed Ziyâeddîn Efendi hazretleri, Mahmûd Paşa Medresesindeki odasında ilmî eserler telif ve tertîbi ile vakit geçirdi
Kendisine gelenlere ilim ve edeb neşrine başladı
Talebeleri gitgide çoğalıp medrese odaları almaz olunca, zamânın hükûmet binası olan Bâb-ı Âlî’nin tam karşısındaki Fatma Sultan Câmiini metrûk halden kurtararak tâmir ettirip, sohbetler için dergâh hâline getirdi
Bilâhare câmi civarlarına hücreler inşâ edilerek tam bir dergâh hüviyeti kazandırıldı
Fatma Sultan Câmii bu târihten sonra Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi adıyla anılmaya başladı
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri on altı yıl talebelerine mânevî ilimleri öğretip onları yetiştirdi
Talebelerini ve sevdiklerini haram olan alış verişten korumak için Osmanlı Devletinin iktisâdî ve içtimâî târihinde mevcûd olan “avârız sandıklarına” benzer dergâh içi bir yardımlaşma ve ödünç alma müessesesi kurdu
Talebelerine ev ve iş yerlerinde işe yaramaz ve beklemekte olan menkul servetlerini dergâhta toplamalarını emretti
Muhtaç talebelerinin burada biriken paradan ihtiyaçları kadar mâlî güçlerine göre ve daha sonra ödemeleri üzere karz-ı hasen usûlü üzere borç almalarını sağladı
Neticede sonraları bir araya gelen sermâye ile bir matbaa bile kuruldu
Neşredilen ilmî eserler bedelsiz dağıtıldı
Böylece ilme hizmet edildi
İstanbul, Rize, Bayburt ve Of’ta on sekiz bin cilt eser, dört ayrı kütüphâne kurularak Anadolu’da kültür merkezlerinin meydana getirilmesine çalışıldı
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri güzel ahlâk ve güzel halleriyle meşhûr oldu
Dünyâ malına kıymet vermezdi
Allahü teâlâdan korkusu pekçoktu
Az yemek, az uyumak ve az konuşmak âdet-i şerîfesiydi
Peygamber efendimizin sünnetine çok bağlıydı
Talebesi Mustafa Fevzi Efendi anlatır: “Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri yemekten evvel ve sonra tuza banar, misâfirsiz sofraya oturmak istemezdi
”
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri lüzumsuz sözlerden hoşlanmaz ve boş vakit geçirmezdi
Çoğu geceleri ilimle meşgûl olur, sabah namazından işrak vaktine kadar ve yatsı namazından sonra mecbûr kalmadıkça dünyâ kelâmı konuşmamaya dikkat ederdi
Yetmiş bin Kelîme-i tevhîd okumayı âdet hâline getirmişti
Yatacağı zaman mutlakâ Yâsîn sûresini okurdu
Kendisi okuyamayacak derecede ise, birisine okuturdu
Yatarken ayak uzatarak uyumayı edebe aykırı sayardı
Bir defâsında hasta yatağında baygın bir şekilde ayakları toplu olarak yatarken, tedâvîsi için gelen doktor tarafından ayakları uzatıldığında, utancından kıpkırmızı kesilmiş ve gözlerini hafifçe açarak; “Bir de beni Rabbimin huzûrunda ayak uzatma suçu ile başbaşa bırakmayın!” demiş ve ayaklarını toplamıştır
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerinin sohbetleri çok tatlı olurdu
Zaman zaman sohbet ve derslerine Sultan Abdülmecîd, Sultan Abdülazîz ve Sultan Abdülhamîd Han devâm etti
Bilhassa Sultan Abdülhamîd Han ile aralarında husûsî sohbet ve istişâreler olmuştur
Talebeleri arasında birçok devlet adamı yetişmiştir
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri yaz aylarında bâzan Beykoz’daki Yûşâ Tepesi adı verilen mevkiye çadır kurarak, talebeleriyle sohbet ederlerdi
Birçok kerâmeti görüldü
Beykoz’da kaldıkları günlerden bir gün huzûruna bir hıristiyan geldi ve ona; “Efendim! Gözlerim sizin gibisini görmedi
Ne zaman sizi görsem kalbim rahat eder, huzur bulurum
Başka yerde bu zevki tadamıyorum
Bu ne haldir, bu ne sırdır
Aklım bir türlü almıyor
” dedi ve sonra da o hıristiyan hidâyet nûruna kavuşup müslüman oldu
Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri Beykoz taraflarındayken bir gün elinde kemanla serseri serseri dolaşan birini gördü
Fısk ve günah içindeydi
Başını o kişiden yana çevirdiler ve hizmetçisine; “Git o zavallıyı çağır buraya gelsin
” buyurdular
Bundan sonrasını hizmetçi şöyle anlatır: “O çalgıcı kişinin yanına vardım ve ona; “Gel seni hocamız Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri istiyor
” dedim
Çalgıcı gülmeye başladı ve bana; “Hocanız beni ne yapacakmış?” dedi
Ben de; “Bilmiyorum
Seni çağırmamı söyledi
” dedim
Berâberce geldik
Ziyâeddîn hazretleri ona; “Yaklaş!” buyurup kulağına gizlice bir şeyler fısıldadı
Bunun üzerine kemancı titreyip ağlamaya başladı
Tövbeler etti
Sonra hocama talebe oldu
Dergâhta yıllarca sadâkatla hizmet etti
Güzel hallere kavuştu
Lâkin Ziyâeddîn hazretlerinin ona gizlice ne söylediğini kimse anlayamamıştı
”
Dergâhtaki talebeler bir gün tövbekâr kemancıya; “Kardeşim! Hayli zamandır gizler durursun
Açıkla bu sırrı!” dediler
Bunun üzerine o şöyle anlattı: “Önceleri bir zâtın talebesiydim
Lâkin o zâtın etrâfındakiler bozuk inanışlı kimselerdi
Hocamsa îtikâdı düzgün temiz birisiydi
Bid'atı sevmez, Allahü teâlâdan korkardı
Vefât edeceğinde bana; “Oğlum! Seni Allahü teâlânın sâlih kullarına ısmarlıyorum
Âkıbetin iyi olacak
Sakın evliyâyı inkâr etme!” buyurdu
Sonra vefât etti
Bunun üzerine ben bozuk inanışlı kimselerden ayrıldım
Birçok yerler dolaştım
Lâkin nefsime uyup serseri bir hâle düştüm
Çalgıcı oldum
Cenâb-ı Hak karşıma Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerini çıkardı
Beni de ona yaklaştırdı
Gümüşhânevî hazretleri o gün gizlice kulağıma; “Oğlum! Hocan seni bize ısmarladı
Artık hak yolu bizden öğrenirsin
” buyurdu
Bu sözü işitince hemen hocamın yıllar önce bana söylediklerini hatırladım ve talebesi oldum
Allahü teâlâya şükürler olsun ki kalb gözüm açıldı
Gönlüm Rabbimin sevgisiyle doldu
Yaptıklarıma candan pişmanlık duydum
Şimdi hak yolu buldum
Rabbim bana hidâyet etti
Zîrâ nefsim beni aldatmıştı
Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri merhamet edip beni bu zilletten kurtardı
”
Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri bir talebesinin evine misâfir olmuştu
Bu sırada birisi bir sepet tâze üzüm getirdi ve ev sâhibine; “Bunlar kendi mahsûlümdür ve helâldir
Kendi ellerimle topladım
Ziyâeddîn Efendi hazretlerine mahsus bir meyvedir
” dedi
Ev sâhibi üzümleri alıp Ziyâeddîn hazretlerine ikrâm etti
Ziyâeddîn hazretleri üzümleri görünce; “Bunlar haramdır
Ben böyle üzümleri yemem
Zîrâ bunun bağı yetim malıdır
Fidanlar gasb edilmiştir
Şu üzümler çalınmış olduğunu bana haber vermektedir
” buyurdular
Orada bulunanlar buna hayret ettiler
Ev sâhibi daha sonra o üzümlere helal olan üzümler karıştırdı ve işâretledi
Yemekten sonra Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerine takdim etti
Ziyâeddîn hazretleri o üzümlerden sâdece helal olanları yedi
Sonra da; “Allahü teâlânın yardımıyla biz haram ve helâli biliriz
Haramlarda zulmet, karanlık görürüz
Demek sen bizi imtihan edersin
Bu şekilde hareket hatâdır
Tövbe et de Allahü teâlâ seni affetsin
Allah adamlarına gizliler âşikâr olur
” buyurdular
Bir gün Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerinin yanına çok sevdiği bir talebesi geldi
Huzûrunda edeple sohbetini dinledi
O esnâda kalbinden; “İki oğlum var
Bunların sâlih kimseler olmasını istiyorum
Hocam bir duâ etse
” diye geçirdi
Ziyâeddîn hazretleri onun bu arzusunu anlayıp ona bir mikdâr yemiş verdi ve; “Oğulların bunları yesin
İnşâallah öyle olur
” buyurdular
Talebe hayretler içinde kaldı ve verilen yemişleri evine götürdü
İki oğluna yedirdi
Çocuklar bunları yedikten sonra iyi bir hâle gelip sâlih kimseler olarak yetiştiler
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerinin ticâretle uğraşan bir talebesi bir gece başka bir beldeye gitmek için yola çıktı
Yalnızlık, karanlık ve gideceği yerin uzaklığı onun için büyük tehlikeydi
Bir müddet yol aldıktan sonra kendisini bir korku kapladı
Bu korku gittikçe arttı
Neredeyse korkudan aklı gidecek oldu
O an aklına hocası Ziyâeddîn hazretleri geldi
Gelmesiyle birlikte onu önünde beyaz bir at üzerinde görüverdi
Hemen süratlenip ona yetişti
Ziyâeddîn hazretleri talebeye tebessüm edip; “Korkma oğlum! Bize tâbi ol
Allahü teâlânın izniyle biz darda kalanlara yardım ederiz
Biz sana yoldaş olduk
Bizi tâkib et, maksadına ulaşırsın
” buyurdular
O talebe atından indi, lâkin Ziyâeddîn hazretlerini göremedi
Tekrar korkusu çoğaldı
Hemen atına bindiğinde Ziyâeddîn hazretlerini gördü
Bu hal üç defâ tekrar etti
Sonra onu tâkib etti
Bir hayli mesâfe gittiler
Sabah olmuştu
Talebenin korkusu gitmiş, gideceği yere de hocasının rehberliğinde varmıştı
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri bir gün çayırlık bir yerde talebeleri ile sohbet ediyordu
O sırada oraya erkekli kadınlı bir grup yahûdî geldi
Berâberlerinde getirdikleri hasta bir kadını Ziyâeddîn hazretlerinin huzûruna koydular
Sonra da bir kenarda şarkı söylemeye başladılar
Bunun üzerine Ziyâeddîn hazretleri ayağa kalkıp oradan uzaklaşmak istedi
Yahûdî topluluğu onun uzaklaşmak istediğini görünce telaşlanıp; “Bu zât acabâ kime incindi
Biz onun için şarkılar söylüyoruz
Yanında olmakla bereketlenmek istiyoruz
Ne olur gitmesin, dursun ricâmız budur
Getirdiğimiz şu hastamıza bir duâ ediversin
Biz kendimizce ona hürmet etmek istemiştik
Onu bu hareketimizle üzeceğimizi bilmiyorduk
Ne olur bize merhamet edip duâ etse de hastamız iyi olsa
” dediler
Talebeler bu arzularını gidip Ziyâeddîn hazretlerine haber verdiler
Ziyâeddîn hazretleri merhamet edip onların bu arzularını kabûl etti
Sonra yahûdîler teker teker yanına yaklaştılar ve Ziyâeddîn hazretlerinin ellerinden öptüler
Hasta da yalvarmaya başladı
Herkesi bir heybet kapladı, ağlayıp titremeye başladılar
Yahûdîler bu hal karşısında Kelime-i şehâdet getirip îmân etmekle şereflendiler
Hastaları da şifâ buldu
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri Mısır’da iken bir talebesi ona gelip bir iş için hıristiyanların yaşadığı bir yere gideceğini söyledi ve nasîhat istedi
Bunun üzerine o; “Git, lâkin Allah’tan kork ve dünyâya meyletme
Sonra küfür alâmeti olan şeyleri kullanma
Bir müslüman kâfirlere benzemez
” buyurdu
O talebe kâfirlerin memleketine gitti
Orada hocasının nasîhatlarını unutup hıristiyanlarla haşır neşir oldu
Onların âdet ve ibâdetlerine uydu
Dünyâya meyletti
Sonra geri döndü ve Ziyâeddîn hazretlerini ziyârete geldi
Ziyâeddîn hazretleri onu görünce; “Özrün bizce kabûl edilmez
Îmân çerağını sen söndürdün
Dediklerimizi tutmadın
Bizimle olan bağını kopardın
Dînini dünyâ ile değiştin
Eyvah sana! Şeytan seni kendine köle yaptı
Git ağla
Yaş döküp Allahü teâlâya yalvar
Başını aç ve yüzünü yerlere sür
” buyurdu ve artık onunla görüşmedi
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri kalpten geçenleri bilirdi
Dergâhta hizmet edenlerden biri bir gün kalbinden; “Evlenseydim mutlaka birkaç evlâdım olurdu
” diye geçirdi
Ziyâeddîn hazretleri onu görünce tebessüm ederek; “Çocukların büyüdüler mi?” diye sordu
O hizmetçi mahcub oldu ve bunun üzerine af diledi ve sonra kalbinden geçenlere dikkat etmeye başladı
Talebesi anlatır: “Bir zaman Osmanlı Devleti harbe girmişti
O zaman ben İstanbul’daydım
Çoluk çocuğum ise sınırda tehlike ile karşı karşıyaydı
Çok kimseler harp korkusu içinde hicret ediyordu
Ben de hicret etmek, çoluk çocuğumu emin bir yere nakletmek istedim
Bu sırada yakınlarımdan bir mektup geldi
Mektupta; “Bu işi istişâre et, danış ona göre hareket et
” deniyordu
O sırada İstanbul’u teşrif eden Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerine durumu arz ettim
Bunun üzerine o; “Mâdem ki sen bizlere danıştın o halde emrimizi tutman gerekir
Üzülme düşmandan evine ve yakınlarına hiçbir zarar gelmeyecek
Hicret etmenize lüzum yoktur
” buyurdu
Bunun üzerine yakınlarıma haber gönderip hicret etmeye lüzum olmadığını bildirdim ve Ziyâeddîn hazretlerinin buyurduğu sözü tuttum
Hakîkaten âilem ve yakınlarım düşmandan hiçbir zarar görmedi
Yine bir talebesi anlatır: “Bir zaman yağmurlar yağmadı
Her yer kuraklıktan kavruldu
Bu sebeple sebze, meyve yetişmedi
Çok duâ edildi lâkin kuraklık bir türlü kalkmadı
Bu sırada insanların hatırına Ahmed Ziyâeddîn hazretleri geldi ve kalkıp huzûruna gittiler
Duâ talebinde bulunup içinde bulundukları kuraklık hâlinden şikâyetlerini dile getirdiler
“Efendim! Etrafta zerrece su yok
Gökyüzünden rahmet bulutları çekildi
Çeşmelerimiz kurudu
Her yeri kuraklık dehşeti kapladı
Susuzluktan hayvanlar ve küçük çocuklar yandılar
Ağaçlarımız kurudu, meyve vermez oldu
Ne olur himmet edip bir duâ buyursanız
” dediler
Bunun üzerine Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri; “Söyleyin ben kime duâ edeyim
İnsanlar nefisleri peşinde eğlenceye dalmış gaflette yüzüyorlar
Kötülük her yeri kaplamış, fısk günâh modalaşmış
Duâlarım bu kasvet ve zulmeti gidermez
Allahü teâlâ bu millete selâmet versin
” buyurdu
Gelenler çâresiz kalıp yine duâ etmesi husûsunda ısrarda bulundular
“Efendim! Ne olur merhamet ediniz
Biz günâhkâr kimselere acıyınız
Duâlarınız ile bu sıkıntıdan kurtuluruz
” dediler
Ziyâeddîn hazretleri gelenlere acıdı ve mübârek ellerini kaldırıp sıra ile evliyânın büyüklerinin isimlerini ayrı ayrı sayıp, Allahü teâlâya duâ ve niyâzda bulundu
Daha duâ bitmeden gökte rahmet yüklü bulutlar belirdi
Şimşekler çakıp bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı
Sokaklardan dereler aktı
Her taraf suya kandı
Yeryüzü baştan başa hayat buldu
Allahü teâlânın sevgili kulu Ziyâeddîn hazretlerinin duâsı ile Allahü teâlâ insanları sıkıntıdan kurtarıp arzularına kavuşturdu
Bir gün taşradan bir hoca efendi, Ahmed Ziyâeddîn hazretlerinin dergâhına gelip hürmetle el öptü ve ağlamaya başladı
Kendisinden ağlamasının sebebi soruldukta, şöyle anlattı: “Efendim! Ben size daha görmeden âşık oldum
Bir şehirde vâizdim
Bir gün kürside vâz ederken kulağıma; “Allah için bu zamânın kutbu, Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleridir
” diye bir nidâ geldi
Bunun üzerine aklım başımdan gitti
Konuşamaz oldum
Ağlamaya başladım
Benim ağlamamı görünce, cemâat da ağlamaya başladı
Sonra güçlükle; “Ey müslümanlar! Hastayım
Vâz edecek hâlim kalmadı
” dedim ve kürsüden indim
Eve gittim
Aklımdan gitmez oldunuz
Uyku uyuyamaz oldum
Ertesi gün mescide geldim ve kürsüye çıktım
Yine aynı nidâ geldi
Kendimden geçtim
Üç gün bu hâlim devâm etti
Cemâat gelip; “Bu hâlin nedir bize anlat? Derdine derman olalım, tabib bulalım
Bizden saklama!” dediler
Bunun üzerine onlara; “Benim ilaç kabûl etmez bir derdim var
Beni perişan eyleyen bir sevgidir, bir aşktır, gece gündüz kalbimi yakar, gözlerimden yaş akıtır
Câmide vâz ederken kulağıma gelen bir nidâ ile ben bu hâle geldim
O nidâ da; “Bu zamânın büyüğü Ahmed Ziyâeddîn hazretleridir
” nidâsıydı
Bunun üzerine bu zâta âşık oldum
Nerede olduğunu bir bilsem
” dedim
Cemâat dağıldı
Bir müddet sonra bana, sizden haber getirdiler ve nerede olduğunuzu öğrendim
Şimdi de mübârek huzûrunuza gelerek sizleri görmekle şereflendim
” Hoca efendinin anlattıklarını dinleyen Ziyâeddîn hazretleri tebessüm edip; “Hoca efendi, Allahü teâlânın sevgili kulları kerâmetini açıklamaktan hayâ eder
İnsan, Allahü teâlâya kul olmakla, ibâdet etmekle şereflenir
İstikâmet doğru yolda olmak en büyük kerâmettir
” buyurdu ve onu talebeliğe kabûl etti
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri iki defâ hacca gitti
Birincisinde Mısır’a uğradı
Buradaki evliyâ kabirlerini ziyâret etti
İleri gelen zâtlarla görüştü
İkinci gidişlerinde Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevverede birçok zât ile görüşüp hadîs-i şerîf okuttu
Hac dönüşü Mısır’a uğradı ve burada üç seneden fazla kaldı
Sohbet ve dersleriyle birçok talebe yetiştirdi
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri talebelerine vasiyetinde; “Amelleriniz, tahsîliniz ve ahlâkınızla âlim olup, insanlara seviyelerine göre hitâb ediniz
” buyurdu
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri Mısır’dayken talebesi Hasan Hilmi Efendinin şahsında bütün talebelerine hitâben yazdığı iki sahîfelik mektubunda şöyle buyurmuştur:
Hak olan bu yolda gerekli olan esaslar şöyledir:
1) Tövbe ve inâbe ile bir büyüğe bağlanmak,
2) Talebelik ve hocalığın şartlarını bilip, îtirâzı terk ederek sohbet ve hizmete devâm etmek,
3) Korku ile ümid arasında bulunmak, ihlâs ve tevekkül ile verilen sözde durmak, irâde ve maksadda doğru olmak,
4) Kişiyi boşuna övünmeye sevk eden süs ve debdebeyi terk etmek ve temizliğe dikkat etmek,
5) Sıhhat ve tefekkür ile zikre ve râbıtaya devâm etmek,
6) Nefs ve şehveti kırarak ahlâkı güzelleştirmek, çok ibâdet ve tâatla Allahü teâlâya yaklaşmaya çalışmak,
7) Rahat ve huzur veren şeylerden uzak bulunup, yalnızlığı seçmek,
8) Nefsin arzu ve isteklerine uymamak; şeytan, hevâ ve havâtırı yok etmeye gayret göstermek,
9) Tevâzu, şükür ve kanâata sâhib olmak
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri halk arasında Doksanüç harbi diye bilinen harbe talebeleri ile birlikte iştirâk etti
İslâm askerine mânevî yardımlarda bulundu
Sonra harbin yavaşlaması üzerine Of’a geldi
Ramazan ayı boyunca birçok kimseyi sohbetleriyle irşâd edip, yetiştirdi
Bayram sonrası tekrar Batum Cephesine gitti ve bizzat silâhı ile harbe iştirâk etti
Ömrünü, insanlara hizmetle geçiren Gümüşhânevî hazretleri, son zamanlarında yaşı çok ilerlediği için vücûdunda zayıflık olmuştu
Bir şeye dayanmadan oturamıyordu
Asâsız yürüyemez olmuştu
Konuşmalarını ancak yakınında olanlar anlayabiliyordu
Lâkin gözlerinden çıkan mânevî nûrlar talebelerinde coşkunluk meydana getiriyordu
Bir ara çok ağırlaşıp yatağa düştü
Beş gün hiçbir şey yiyip içmedi
Üç gün gözünü hiç açmadı
Ağzından tek söz çıkmadı
Bir ara âniden gözlerini açıp; “Hepsini isterim yâ Kibriyâ!” diyerek gözlerini kapattı
7 Zilkâde 13 Mayıs sabahı mübârek rûhunu Kelîme-i şehâdet okuyarak teslim etti (1893)
Süleymâniye Câmi-i şerîfi avlusunda Kânûnî Sultan Süleymân Han Türbesinin kıble duvarına bitişik demir parmaklıklarla çevrili kabrinin ayak ucu kitâbesinde; “Muhaddisîn-i kirâmdan, fahr-ül-meşâyih Gümüşhâneli el-Hac Ahmed Ziyâeddîn Efendi hazretlerinin rûh-ı mukaddislerine el-Fâtiha” yazılıdır
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerinin eserlerinden bâzıları şunlardır:
1) Râmûz-ül-Ehâdîs, 2) Garâib-ül-Ehâdîs, 3) Hadîs-i Erbaîn, 4) Câmi-ul-Usûl, 5) Rûh-ul-Ârifîn, 6) Mecmûât-ul-Ahzâb, 7) Kitâb-ul-Ârifîn, 8) Necât-ül-Gâfilîn, 9) Netâic-ül-İhlâs, 10) Câmi-ül-Menâsik, 11) Câmi-ul-Mutûn, 12) Vasiyetleri
BÜLBÜL GİBİ
Bir talebesi şöyle anlatır: “Bir gün hocam Gümüşhânevî hazretlerinin huzûruna vardım
Niyetim taşraya gidip ilim öğrenmeye müsâadesini istemekti
Daha bir şey söylemeden bana; “Oğlum! Şimdi sen falan yerdeki câmiye git, oradaki müslümanlara nasîhat et
” buyurdu
Ben de; “Peki efendim
” deyip buyurduğu câmiye gittim
O günlerde Arabî gramer bilgilerini öğrenmekle meşgûl olduğumdan başkalarına nasîhat verecek bir durumum yoktu
Emir üzere câmide vâz için kürsüye çıktım
Her taraf dolmuştu
Şaşırdım
O halde iken hocamı hatırladım ve yardımını istedim
Çok geçmeden dilim çözüldü
Bülbül gibi anlatmaya başladım
Lâkin ne söylediğimi bilmiyordum
Herkes büyük bir dikkat ile dinliyordu
Söylediklerimi anlamaya gayret ettiğimde hakîkaten hikmetli sözlerdi
Bu bilgileri hocam Ahmed Ziyâeddîn hazretlerinin himmet ve yardımlarıyle söylediğimi anladım
Ben ise bir tercümandan başka bir şey değildim
Onun yardımı ile güzel bir vâz etmiştim
Bunun için Rabbime şükrettim
”
YÜZÜM KARA
Bir talebesi şöyle anlatır: “Bir zaman hanımım hastalandı
Hastalığı günden güne arttı
Onun bu hâlini görünce ben de hastalandım
Aradan altı ay geçti
Hasta hâlimle abdest aldım ve kıbleye doğru oturdum
Rabbime yalvardım; “Yâ Rabbî! Günâhkârım
Yüzüm kara
Lâkin derdimize derman istiyorum
Bu biçârelere yardım et
Belâları geri çevir
Bu günâhkâr kuluna merhâmet et
Şifâ veren sensin ey Rabbim!” diyerek göz yaşı dökerken birden Ziyâeddîn hazretlerini karşımda gördüm
Hayretler içinde kaldım
Zîrâ hocam altı aylık çok uzak bir yerdeydi
Tebessümle hâlimi hatırımı sorup bana ve hanımıma duâ etti
“Üzülmeyin hiçbir şeyiniz kalmayacak!” buyurup gitti
O saatten îtibâren bende ve hanımımda hastalıktan eser kalmadı
Bu, hocam Ziyâeddîn hazretlerinin kerâmet olarak bize yardımlarıydı
SÖZ DİNLEMEK
Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleri bir gün sohbetten sonra talebelerinden beşini bir yere gönderdi
Talebeler hocasının emri üzerine yola çıktılar
Lâkin yanlarında vapurla karşıya geçmek için paraları yoktu
Bunun üzerine tekrar dergâha geldiler
Gümüşhânevî hazretleri onların döndüklerini görünce, gidin, buyurdu
Talebeler bir şey diyemeyip tekrar geriye yola koyuldular
Bir müddet gittikten sonra parasızlık sebebiyle dönmek istediler
Üç defâ bu durum tekrarlandı
Dördüncüsünde yolda giderken karşılarına bir zât çıktı
Her birine birer kese altın verip, gitti
Talebeler arkasından bakakaldılar
Bu işte imtihan edildiklerini anladılar ve hoca sözü ve emri dinleyen kimsenin hiçbir işinde üzüntü ve sıkıntı çekmediğine ve işlerinin kolay olduğuna yakînen inandılar
İNKÂRCI
Talebelerinden Aziz Bey anlatır: “Bir gün hocam Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerini ziyâret etmek için yola çıktım
Giderken bir tanıdığın evine uğradım
İçeride tanımadığım birkaç kişi vardı
Selâm verdim ve güler yüz gösterdim
Bu hâlimden ev sâhibi çok memnun oldu
Bana nereye gittiğimi sordu
Ben de; “Niyetim büyük velî mübârek hocamı ziyâret etmekti
” dedim
Orada bulunanlardan biri; “Kimdir o zât?” dedi
Ben de; “Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretleridir
” dedim
Meğer onlar, Ahmed Ziyâeddîn hazretlerine karşı nefsiyle mağrur kimselermiş
Benim bu cevâbım üzerine dayanamayıp; “Demek seni de aldatmış o!” dediler
Bu sözüne dayanamayıp ona; “Sus ey inkârcı kişi! Hocam aleyhinde konuşma!” dedim ve o kızgınlıkla yanlarından ayrılıp hocamın yanına gittim
Elini öpüp edeple huzurlarında oturdum
Hocam bana bakıp; “Evlâdım nereden geliyorsun bana anlat!” buyurdu
Bunun üzerine ben edeple; “Evden geliyorum efendim
” dedim
O tekrar bana; “Gelirken bir yere uğramadın mı? Bir kimse görmedin mi?” buyurdu
Ben hayret edip; “Efendim! Bir tanıdığım olan Tahsin Beye uğradım
” dedim
O; “Keşke uğramasaydın ve oradaki inkârcı kimseleri hiç görmeseydin
” buyurdu
Sonra da; “Evlâdım! İt ürür kervan yürür
Bu hakîkatı şüphesiz herkes görmektedir
Sana söylenen sözlerden hiç incinme ve sabret
Zîrâ meyveli ağaç taşlanır
” diyerek, bana nasîhatlerde bulundu
”
1) Rehber Ansiklopedisi; c
18, s
308
2) Menâkıb-ı Ziyâiyye
3) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49
Baskı)s
1169
4) Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî; (İrfan Gündüz)
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
ahmed
,
gumushnev
,
ziyeddn
Ahmed ZİyÂeddÎn GÜmÜŞhÂnevÎ ile ilgili Benzer Konular
208 Kez Görüntülendi
Cezzar Ahmed Paşa ( Cezzar Ahmed Paşa Kimdir? - Cezzar Ahmed Paşa Hakkında )
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Muhtar Paşa (Ahmed Muhtar Paşa Kimdir? - Ahmed Muhtar Paşa Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed Rıza (Ahmed Rıza Kimdir? - Ahmed Rıza Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Ahmed-i Dâ'i (Ahmed-i Dâ'i Kimdir?
Yazarlar ve Şairler
Şeyh Ahmed Yasin (Şeyh Ahmed Yasin Kimdir? - Şeyh Ahmed Yasin Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
04:02
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545