FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
İmam-ı a’zam Ebu Hanife
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
İmam-ı a’zam Ebu Hanife ile ilgili Benzer Konular
181 Kez Görüntülendi
İmam Buhari (İmam Buhari Kimdir? - İmam Buhari Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam-ı Gazali (İmam-ı Gazali Kimdir? - İmam-ı Gazali Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
Büyük Mezhep İmamı İmam-ı Azam Ebu Hanife
Dini Sohbet
İmam-ı a’zam bu ümmetin ışığıdır
Sahabeler ve Alimler
İmam-ı Rabbani’den bir öğüt: Gençlik büyük fırsattır
Dini Sohbet
Ahmed KuseyrÎ
|
İmam-ı Malik
Konu Araçları
16-08-2007
#
1
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
İmam-ı a’zam Ebu Hanife
İmam-ı a’zam Ebu Hanife başlıklı yazı Mumsema İmam-ı a’zam Ebu Hanife Forum Alev
İmam-ı a’zam Ebu Hanife
Ehl-i sünnetin reisidir
Fıkıh bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını topladı
Yüzlerce talebesine öğretip, kitaplara geçirilmesine sebep oldu
Müslümanlar tarafından kağıt imali bunun zamanında başladı
Derin ilmi, keskin zekası, aklı, zühdü, takvası, hilmi, salahı ve cömertliği yüzlerce kitaplara yazılıp anlatılmıştır
Talebesi pek çok olup, büyük müctehidler, âlimler yetiştirdi
Ehl-i sünnetin yüzde sekseni Hanefi mezhebindedir
Asıl adı Numan’dır
80 (m
699) senesinde Kufe’de doğup, 150 [m
767]’de Bağdat’ta şehid edildi
Babasının adı, Sabit’tir
Acemistan’ın (İran’ın) ileri gelenlerinden bir zatın soyundan olup, Faris oğullarındandır
Dedesi Zuta, İslam dinini kabul etmiş ve Hz
Ali’ye ikramda bulunmuştu
İlim sahibi salih ve kıymetli bir zat olan babası Sabit, Hz
Ali ile görüşmüş, kendisi, evladı ve zürriyeti için duasını almıştır
İmam-ı a’zam, Kufe’de doğup büyüdü ve orada yetişti
Ailesinden çok üstün bir terbiye ve din bilgisi aldı
Küçük yaşta Kur’an-ı kerimi ezberledi ve Arapçanın o zaman tasnif edilmekte olan sarf, nahv, şiir ve edebiyatını öğrendi
Gençliğinin ilk yıllarında Eshab-ı kiramdan Enes bin Malik’i, Abdullah bin Ebi Evfa’yı, Vasile bin Eska’ı, Sehl bin Saide’yi ve hicri 102’de en son Mekke’de vefat eden Ebu’t-Tufeyl Amir bin Vasile’yi görmüştür
Bunlardan hadis dinlemiştir
O zaman Kufe, Irak’ın büyük şehirlerinden ve önemli ilim merkezlerindendi
Eski medeniyetlerin yatağı olan Irak’ta değişik dinlere ve sapık itikadlara mensup çeşitli kavimler yaşıyordu
Ayrıca itikadı bozuk olan Şia ve Mutezile burada ortaya çıkmış, çölde Hariciler türemişti
Diğer taraftan Eshab-ı kiramla görüşüp onlardan Ehl-i sünnet itikadını ve din bilgilerini nakleden Tabiinin büyükleri de orada bulunuyordu
Burada hükümet güçlerini ele geçirmek isteyen fırkalar arasında da çetin bir mücadele sürüp gidiyordu
İmam-ı a’zam böyle bir muhitte, ilk gençlik yıllarında babası gibi önce ticaretle meşgul olmaya başladı
Bir taraftan da sık sık âlimlerin meclisine gidip onları dinliyordu
Bu âlimler kargaşalıkları ve fitneleri ortadan kaldırmak için Ehl-i sünnet itikadını yayıyorlar ve sapık fırkalarla mücadele edip onların bozuk fikirlerini çürütüyorlardı
Kufe genellikle bu tip münazaralara sahne oluyor, hatta bu münazaralar meclislerden, çarşıya pazara taşıyordu
Henüz çok genç yaşta olan imam-ı a’zam da, ailesinden ve gittiği ilim meclislerinden aldığı din bilgileriyle bazen münazaralara katılıyor ve onun üstün kabiliyeti, keskin zekası, derin anlayışı ve çabuk kavrayışlılığı yüzünden okunuyordu
Daha ilme başlamadığı halde sapık fırkalara mensup olanlarla yaptığı münazaralarındaki ikna kabiliyeti ve üstün başarıları, zamanın büyük âlimlerinin dikkatini çekmişti
Onun bir cevher olduğunu anlayan âlimler, onu ilim öğrenmeye teşvik ettiler
O da bu tavsiyelere uyarak ilim öğrenmeye başladı
İlim öğrenmeye başlayışını kendisi şöyle anlatır:
“Bir gün zamanın âlimlerinden Şabi’nin yanından geçiyordum, beni çağırdı ve bana; “Nereye devam ediyorsun?” dedi
Ben de; “Çarşıya, pazara!” dedim
“Maksadım o değil, âlimlerden kimin dersine devam ediyorsun?” dedi
“Hiçbirinin dersinde devamlı bulunamıyorum” dedim
“İlim ile uğraşmayı ve âlimler ile görüşmeyi sakın ihmal etme! Ben senin zeki, akıllı ve kabiliyetli bir genç olduğunu görüyorum” dedi
Onun bu sözü bende iyi bir tesir bıraktı
Çarşıyı, pazarı bırakıp, ilim yolunu tuttum
Allahü teâlânın yardımı ile Şabi’nin sözünün bana çok faydası oldu
”
İmam-ı Şabi’nin tavsiyesinden sonra ilme sarılıp, ders halkalarına devam etmeye başladı
İmam-ı a’zam önce kelam ilmini, iman ve itikadı ve münazara bilgilerini Şabi’den öğrendi
Kısa zamanda bu ilimlerde parmakla gösterilecek bir dereceye ulaştı
Daha sonra Hammad bin Ebi Süleyman’ın ders halkasına katılarak fıkıh ilmine başladı
Onun derslerini takip ederken huzurunda gayet edepli oturur, söylediği her şeyi ezberlerdi
Hocası talebelerini müzakere yoluyla yoklama yapınca, onun dersleri ezberlediğini görürdü ve benim yanımda ders halkasının başına Numan’dan başka kimse oturmayacak derdi
İmam-ı a’zamın hocası Hammad, fıkıh ilmini İbrahim Nehai’den, bu da Alkame’den, Alkame de Abdullah bin Mesud’dan, bu da Peygamber efendimizden öğrenmiştir
Hammad’ın derslerine yirmi sekiz yıl devam edip emsalsiz bir dereceye ulaştı, daha ders aldığı sırada fıkıhta tanınıp meşhur oldu
Hocası Hammad’ın dersine devam ettiği sırada sık sık Hicaz’a gidip Mekke ve Medine’de çoğu Tabiinden olan âlimler ile görüşür, onlardan hadis rivayeti dinler ve fıkıh müzakereleri yapardı
Ehl-i beytten Zeyd bin Ali’den, Muhammed Bakır’dan ilim öğrendi
Muhammed Bakır ona bakıp; “Ceddimin şeriatini bozanlar çoğaldığı zaman sen onu canlandıracaksın, sen korkanların kurtarıcısı, şaşıranların sığınağı olacaksın
Şaşıranları doğru yola çevireceksin
Allahü teâlâ yardımcın olacak!” buyurmuştur
Tasavvuf bilgilerini Muhammed Bakır, ondan sonra da Silsile-i aliyyenin büyüklerinden olan Cafer-i Sadık hazretlerinden öğrendi
Yüksek makamlara kavuştu
Eshab-ı kiramdan İbni Abbas’ın ilmini, Mekke fakihi Ata bin Ebi Rebah’tan ve İkrime’den, Hz
Ömer ve onun oğlu Abdullah’tan nakledilen ilimleri Abdullah bin Ömer’in azatlısı Nafi’den öğrendi
Böylece, Eshab-ı kiramdan İbni Mesud ve Hz
Ali’den nakledilen ilimleri de buluşup görüştüğü Tabiinden öğrendi
(İlmi kimden aldın?) diye sorulunca da, şu cevabı vermişti:
“Hz
Ömer’den ilim alanlar vasıtasıyla Hz
Ömer’den; Hz
Ali’den ilim alanlar vasıtasıyla Hz
Ali’den; Abdullah bin Mesud’dan ilim alanlar vasıtasıyla da Abdullah bin Mesud’dan aldım
”
İmam-ı a’zam, başta Eshab-ı kiramın büyüklerinin ilim silsilesinden olmak üzere dört bin kişiden ilim öğrenip, bütün ilimlerde ve üstünlüklerde en yüksek dereceye ulaşmıştır
Şöhreti her yere yayılıp zamanında bulunan ve sonra gelen bütün müctehidler, âlimler, üstün kimseler onu hep methetmiş, övmüştür
İmam-ı a’zamın hocası Hammad bin Ebi Süleyman vefat edince, hocasının talebeleri, arkadaşları ve halkın ileri gelenleri onun yerini dolduracak âlimin, ancak imam-ı a’zamın olduğunu görerek, ısrarla hocasının yerine geçmesini istediler
“İlmin ölmesini istemem!” buyurup, ilim kürsüsüne oturdu
Hocası Hammad’ın yerine müftü oldu ve talebe yetiştirmeye başladı
İmam-ı a’zam, hocası Hammad’ın yerine geçince, ilmi, vakarı, üstün tevazuu, takvası, tatlı sözleri ve güler yüzüyle herkes tarafından sevilen ve dini meselelerde insanların bütün müşkillerini çözen yegane müracaat kaynağı oldu
Irak, Horasan, Harezm, Türkistan, Tuharistan, Faris diyarı (İran), Hind, Yemen ve Arabistan’ın her tarafından kitleler halinde gelen talebeler, fetva isteyenler ve dinleyicilerle etrafı dolup taşıyordu
İmam-ı a’zamın meclisinde halk tarafından sorulan suallerin cevaplandırılması ve talebeler için verilen muntazam dersler olmak üzere iki türlü müzakere yapılırdı
Her gün sabah namazını, camide kılıp öğleye kadar sorulan sualleri cevaplandırır, fetva verirdi
Öğleden önce kaylule [öğle vakti bir miktar uyuma] yapıp, öğle namazından sonra yatsıya kadar talebelere ders verirdi
Yatsıdan sonra evine gidip biraz dinlenir, sonra tekrar camiye gelip sabaha kadar ibadet ederdi
Sorulan suallere cevap vermeden önce, mesele aleni (açık) olarak müzakere edilir, talebeleri suali cevaplandırmaya çalışırdı
Meselenin müzakeresi bittikten sonra, kendisi yeniden ele alıp gerekli düzeltmeleri yapar ve konuyu iyice izah ve tasvir ettikten sonra cevaplandırırdı
Cevapları verildikten sonra da fetvayı bizzat söylemek suretiyle ve anlaşılır ifadelerle talebelerine yazdırırdı
Bu yazılar daha sonra fıkıh kaideleri haline gelmiştir
Dini bir mesele cevaplandırılıp halledilince şükür için tekbir getirirlerdi
Bu esnada Kufe mescidi tekbir sadalarıyla inlerdi
Talebelerine verdiği muntazam dersleri ise çok mükemmel bir usul ile yürütürdü
Bir taraftan fıkhın eski hadiselere ait bilinen hükümleri takrir edilir (anlatılır) ve müzakere yapılır, diğer taraftan yeni hadiselere ait hükümler bulunurdu
Geçmiş ve yaşanmakta olan hadiselerin hükümleri takrir edilirken, bunlara benzeyen veya aynı cinsten olup da gelecekte vuku bulabilecek hadiselere ait hükümler de araştırılıp bulunurdu
Dolayısıyla imam-ı a’zamın derslerinde geçmiş ve yaşanmakta olan halin meselelerinden başka, geleceğe ait meselelere geçilmiş ve fıkhın külli (genel) kaideleri tespit edilmiştir
İmam-ı a’zam hazretlerinin ders halkasında çözülen fiili ve nazari fıkhi meselelerin sayısı altıyüzbini aşmıştır
Bunların içinde, fıkıh ilminin anlaşılmasına yarayan sarf, nahv ve hesaba (fen ilimlerine) ait öyle ince meseleler de vardır ki, onların meydana çıkarılması ve çözülmesinde Arap dilinin ve cebir ilminin mütehassısları dahi aciz kalmışlar, hayranlıklarını ifade etmişlerdir
Çözülen fıkhi meseleler cinslerine göre kısımlara (kitaplara), kısımlar da çeşitlerine göre bab ve fasıllara ayrılmıştır
Başta taharet bahsiyle ibadetler, münakehat, muamelat, hudud (had cezaları), ukubat, sulh, cihad ve devletler hukuku, feraiz, yani miras hukuku olmak üzere sıralanarak fıkıh düzenlenmiştir
Böylece imam-ı a’zam, fıkıh ilmini ilk defa kollara ayırıp her branşın bilgilerini ayrı ayrı toplamış, usuller koymuş, Feraiz ve Şurut kitaplarını yazmıştır
Ayrıca Eshab-ı kiramın, Peygamber efendimizden naklen bildirdiği iman, itikad bilgilerini de toplayıp yüzlerce talebesine bildirdi
İlmi Kelam, yani iman bilgileri mütehassısları yetiştirdi
İmam-ı Matüridi ondan gelen kelam bilgilerini kitaplara yazdı
Yetiştirdiği talebelerin sayısı dört bine ulaşmış olup, bunlardan yedi yüz otuzu ilimde iyice yükselmiş, içlerinden kırk kadarı ictihad derecesine çıkmıştır
Bazı müellifler onun derslerinde yetişen talebelerinin isim ve künyelerini, mensup oldukları şehirlerini tespit edip, yazmışlardır
İmam-ı a’zam ticaretle de uğraşırdı
Talebelerinin ihtiyaçlarını kendi kazancından karşılardı
Talebelerine son derece şefkatli davranır, onların ilimde iyi yetişmeleri için büyük titizlik gösterirdi
Talebelerini o kadar mükemmel yetiştirmişti ki, başkalarının uzun zamanda buldukları hükümleri onlar kısa zamanda bulurdu
Onun ders usulünü ve talebelerini görmek için gelen, aralarında Tabiinin büyüklerinin de bulunduğu ilmi bir heyet onların bu üstünlüğünü, başarısını görerek büyük bir memnuniyetle ayrılmışlardır
Talebelerine; “Sizler benim kalbimin sevinci, hüznümün tesellisisiniz” buyururdu
Otuz yıllık müddet içinde verdiği derslerinde yetişen talebelerinin herbiri o zaman çok genişlemiş olan İslam dünyasının her tarafına yayılarak müftilik, müderrislik, kadılık gibi çeşitli vazifelerle büyük hizmetler yapmak suretiyle Peygamber efendimizin bildirdiği yol olan Ehl-i sünnet itikadını ve fıkıh ilmini her tarafa yaydılar ve bu hususta kıymetli kitaplar yazdılar
İnsanlara doğru yolu gösterip saadete kavuşturdular
Bu hizmeti kendilerinden sonraki asırlara da aksettirdiler
Başta gelen talebeleri; İmam-ı Ebu Yusuf ismiyle meşhur Yakub bin İbrahim, Muhammed Şeybani, Züfer bin Hüzeyl, Hasan bin Ziyad, oğlu Hammad, Davud-i Tai, Esad bin Amr, Afiyat bin Yezid el-Advi, Kasım bin Ma’an, Ali bin Müshir, Hibban bin Ali gibi âlimlerdir
İmam-ı a’zam hazretleri, fıkhı;
Leh ve aleyhte olanı bilmek, tanımak
diye tarif etmiştir
Bu tarife göre fıkhı tespit etmek için, Edille-i şeriyyeye başvururdu
Bunlar Kitap, yani Kur’an-ı kerim, Sünnet (Peygamber efendimizin sözleri, fiilleri ve takrirleri), İcma-ı Ümmet (Eshab-ı kiramın bir mesele hakkındaki sözbirliği) ve Kıyas-ı Fukaha (hükmü verilmiş meselelere benzeterek bir başka meseleyi hükme bağlamak)dır
İmam-ı a’zam herhangi bir fıkıh mevzuunun işlenmesi veya fetvasının takrir edilmesi, yahut da cevabı bulunmak üzere mevzu (konu) edildiğinde, sırasıyla bu dört kaynağa baş vururdu
Önce Kur’an-ı kerime bakar, hükmü aranan meselenin işaret yoluyla, iktiza yoluyla, ibare yoluyla veya delalet yoluyla cevabı varsa meseleyi ona göre çözerdi
Meselenin halli için Kur’an-ı kerimde delil bulunmazsa Sünnete, burada da bulamazsa İcma-ı Ümmete bakardı
Bu kaynaklarda bulursa meseleyi çözerdi, hükmünü bildirirdi
Şayet sırasıyla bu üç kaynakta bulamazsa, o zaman Kıyasa başvurur ve meseleyi çözerdi
İşte imam-ı a’zam Ebu Hanife; en mükemmel usullerle yaptığı uzun çalışmaları ve ictihadı neticesinde çözdüğü ve tedvin ettiği fıkıh (hukuk) bilgileri ile Müslümanların ibadetlerinde ve diğer işlerinde İslamiyet’e doğru bir şekilde uymak için takip edecekleri bir yolu gösterdi ve bu yola “Hanefi Mezhebi” denildi
İmam-ı Şafii şöyle buyurmuştur:
“Bütün Müslümanlar imam-ı a’zamın ev halkı, çoluk çocuğu gibidir
” (Yani, bir adam çoluk çocuğunun nafakasını kazandığı gibi imam-ı a’zam da insanların işlerinde muhtaç oldukları din bilgilerini meydana çıkarmayı kendi üzerine almış, herkesi kolaylığa ve rahata kavuşturup güç bir işten kurtarmıştır
)
Ömrü boyunca sapıklarla da mücadele etti
İmam-ı a’zam, ömrü boyunca, insanları, imandan ayırmaya çalışan ve kendilerine “Dehriyyun” denilen dinsizlerle ve sapık fırkalarla mücadele etti
Bunların başında ibni Sebeciler, Hariciler ve Mürcie, Mutezile, Cebriyye gibi fırkalar gelmekteydi
Bu fırkaların her biri ile yaptığı münazaralarda onları kesin delillerle susturuyordu
Hatta ders verdiği sırada bile, ellerinde kılıçlarıyla yanına girip münazara edenler, aldıkları ikna edici cevaplar karşısında, ya doğru yola giriyorlar veya verecek cevap bulamayınca perişan bir halde çekip gidiyorlardı
İmam-ı a’zam, Allahü teâlânın rızasından başka bir düşüncesi olmayan büyük bir âlimdi
Dinden soranlara İslamiyet’i dosdoğru şekliyle bildirir, taviz vermez, bu yolda hiçbir şeyden çekinmezdi
Onun kitaplarına, ders halkasına ve fetvalarına herhangi bir siyasi düşünce ve güç, nefsani arzu ve menfaat, şahsi dostluk ve düşmanlık gibi unsurlar asla girmemiştir
Lüzumsuz şeylerle asla uğraşmazdı
Ancak kendisi gibi büyük İslam âlimlerinde görülen heybet, vakar ve ahlak-ı hamide (yüksek İslam ahlakı) ile her halükârda insanların kurtuluşu için çırpınırdı
Muarızlarına bile sabır, güler yüz, tatlılık ve sükunetle davranır, asla heyecan ve telaşa kapılmazdı
Keskin ve derin bir firaset sahibiydi
Bu haliyle insanların içlerinde gizledikleri şeylere nüfuz eder ve olayların sonuçlarını sezerdi
Ayrıca kuvvetli şahsiyeti, keskin zekası, üstün aklı, engin ilmi, heybeti, geniş muhakemesi, muhabbeti ve cazibesi ile karşılaştığı herkese tesir eder, gönüllerini cezbederdi
Karşısına çıkan ve uzun tetkik gerektiren bazı meseleleri, derin bir mütalaadan sonra, böyle olmayanları ise anında ve olayın açık misalleriyle cevaplandırırdı
En inatçı ve peşin hükümlü muarızlarını bile, en kolay bir yoldan cevaplandırarak ikna ederdi
Bu hususta hayret verici sayısız menkıbeleri meşhurdur
Aşağıda bunlardan birkaçını bildireceğiz
Hasılı imam-ı a’zam Ebu Hanife, İslamiyet’in, Müslümanlardan doğru bir itikad (Ehl-i sünnet itikadı), doğru bir amel ve güzel bir ahlak istediğini bildirmiş, ömrü boyunca bu kurtuluş yolunu anlatmıştır
Vefatından sonra da yetiştirdiği talebeleri ve kitapları asırlar boyunca gelen bütün Müslümanlara ışık tutmuş ve rehber olmuştur
İmam-ı a’zam, İslam dinine yaptığı bütün bu hizmetleriyle İslamiyet’i iman, amel ve ahlak esasları olarak bir bütün halinde insanlara yeniden duyurmuş, şüphesi ve bozuk bir düşüncesi olanlara cevaplar vermiş, Müslümanları çeşitli fitneler ve propagandalarla zaafa düşürmek, parçalamak ve böylece İslam dinini yıkabilmek ümidine kapılanları hüsrana uğratmış, önce itikadda birlik ve beraberliği sağlamış; ibadetlerde, günlük işlerde Allahü teâlânın rızasına uygun bir hareket tarzının esaslarını ve şeklini tespit etmiştir
Böylece, ikinci hicri asrın müceddidi (dinin yeniden yayıcısı) unvanını almıştır
Buhari ve Müslim’deki bir hadis-i şerifte;
“İman, Süreyya yıldızına çıksa, Faris oğullarından biri elbette alıp getirir”
buyuruldu
İslam âlimleri, bu hadis-i şerifin imam-ı a’zam hakkında olduğunu bildirmiştir
Yine Buhari ve Müslim’de bildirilen bir hadis-i şerifte;
“İnsanların en hayırlısı, benim asrımda bulunan Müslümanlardır
(yani Eshab-ı kiramdır)
Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir
(yani Tabiindir)
Onlardan sonra da onlardan sonra gelenlerdir
(yani Tebe-i tabiindir)
”
buyuruldu
İmam-ı a’zam da, bu hadis-i şerifle müjdelenen Tabiinden ve onların da en üstünlerinden biridir
Hayrat-ul-Hisan, Mevduat-ül-Ulum ve Dürr-ül-Muhtar da yazılı olan hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âdem
(aleyhisselam)
benimle öğündüğü gibi ben de ümmetimden bir kimse ile öğünürüm
İsmi Numan, künyesi Ebu Hanife’dir
O, ümmetimin ışığıdır
)
(Peygamberler benimle öğündükleri gibi ben de Ebu Hanife ile öğünüyorum
Onu seven beni sevmiş olur
Onu sevmeyen beni sevmemiş olur
)
(Ümmetimden biri, şeriatimi canlandırır
Bid’atleri öldürür
Adı Numan bin Sabit’tir
)
(Her asırda ümmetimden yükselenler olacaktır
Ebu Hanife zamanının en yükseğidir
)
Hz
Ali de; “Size bu Kufe şehrinde bulunan, Ebu Hanife adında birini haber vereyim
Onun kalbi ilim ve hikmet ile dolu olacaktır
Ahir zamanda, birçok kimse, onun kıymetini bilmeyerek helak olacaktır” buyurdu
İmam-ı a’zamın zamanında ve sonraki asırlarda yaşayan İslam âlimleri hep onu methetmişler, büyüklüğünü bildirmişlerdir
Abdullah ibni Mübarek anlatır:
İmam-ı a’zam Ebu Hanife, imam-ı Malik’in yanına geldiğinde imam-ı Malik ayağa kalkıp ona hürmet gösterdi
O gittikten sonra yanındakilere: “Bu zatı tanıyor musunuz? Bu zat, Ebu Hanife Numan bin Sabit’tir
Eğer şu ağaç direk altındır dese, ispat eder” dedi
Veki' der ki:
“Allahü teâlâya yemin ederim ki, Hazret-i İmam çok emin idi
Yine Allahü teâlâya yemin ederim ki Allahü teâlâ onun kalbine azamet ve celaleti ile tecelli eylemişti, Allahü teâlânın rızasını her şeye tercih ederdi
”
Ebu Ahvas der ki :
“Eğer kendisine üç güne kadar öleceği bildirilse, yapmakta olduğu amelden, ibadetten daha fazlasını yapması imkansızdı, çünkü her zaman yapılabilecek ibadetin çoğunu yapardı
”
Bekir İbni Maruf der ki:
“Bu ümmetin içinde sireti, Ebu Hanife'den güzel olan bir kimse görmedim
”
(Siret, ahlak ve kalb güzelliği demektir
)
Hasen İbni Salih der ki:
“Ebu Hanife, kuvvetli vera sahibi ve haramlardan çok uzak idi
Şüpheli olur diye, helallerin fazlasından kaçınırdı
Kendini ve ilmini koruma hususunda daha kuvvetli âlim görmedim
Vefatına kadar ömrü mücadele ile geçti
”
Yezid ibni Harun der ki:
“Bin âlimin huzurunda bulunup hepsinden ilim topladım
Bunların içinde, vera sahibi ve dilini çok koruyan Ebu Hanife’den başkasını görmedim
”
Hafas der ki:
“Otuz sene Ebu Hanifenin sohbetinde bulundum
Aleni yapmadığı bir şeyi, gizli de yaptığını görmedim
Şüphelendiği bir şey, malının hepsi bile olsa yanında saklamaz, elinden çıkarırdı
”
Harun Reşid, Ebu Yusuf'a Hazret-i İmamın ahlakını sordu
Ebu Yusuf şöyle anlattı:
(Haramdan nefret eder, çok sakınırdı
Dinde bilmediği şeyi söylemezdi
Allahü teâlâya itaat ve ibadet etmeyi ve Ona isyan etmemeyi çok severdi
Dünyayı sevenlerden, dünyaya düşkün olanlardan uzak idi
Az konuşur, çok düşünürdü
Eğer bir soru sorulsa ve cevabını bilse, söyler ve daima doğruyu söylerdi
Eğer bunun gayrisi bir mesele olsa, hak üzere kıyas edip, ona tâbi olur, bunda dinini çok kayırırdı
İlim ve malını Allah yolunda dağıtırdı
İnsanlardan hiç kimseye ihtiyacı yoktu, O yalnız Allahü teâlânın rahmetine kavuşmayı ve rızasını kazanmayı düşünürdü
Hiç kimseye tamah etmez
Gıybet etmekten çok uzak idi
Bir kimseyi hayırdan, iyilikten başka şey ile anmazdı
)
Harun Reşid, bunları dinledikten sonra dedi ki: (Bu saydıkların salihlerin, evliyanın ahlakıdır
)
Hafız Muhammed ibni Meymun der ki:
“Ebu Hanife’nin zamanında ondan arif ve fakih yoktu
Yemin ederim ki, onun mübarek ağzından bir söz duymaya yüz bin dinar (altın) veririm
”
İbni Üyeyne;
“Onun eşini ve benzerini gözüm görmedi, fıkıh bilgisi Kufe’de Ebu Hanife’nin talebesindedir” demiştir
Davud-i Tai’nin yanında Ebu Hanife hazretlerinden konuşuldu
Buyurdu ki: “O bir yıldızdır
Karanlıkta kalanlar onunla yol bulur, hidayete kavuşur
”
Hafız Abdülaziz ibni Revvad der ki:
“Ebu Hanife’yi seven, Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebindedir
Ona buğz eden, kötüleyen bid’at sahibidir
Ebu Hanife bizimle insanlar arasında miyardır (ölçüdür)
Onu sevenin, ona yüzünü dönenin Ehl-i sünnet olduğunu; buğz edenin bid’at sahibi olduğunu anlarız
”
İbrahim bin Muaviye-i Darir der ki:
“Ebu Hanife’yi sevmek sünnetin tamamındandır
Ebu Hanife adaleti gözetir, insafla konuşur, ilmin yollarını insanlara beyan eder ve herkesin müşkillerini çözerdi
”
Hakikate varmış evliyanın büyüklerinden Sehl bin Abdullah Tüsteri;
“Eğer Musa ve İsa aleyhimesselamın kavimlerinde Ebu Hanife hazretleri gibi âlimler bulunsaydı, bunlar doğru yoldan ayrılıp, dinlerini bozmazlardı” buyurdu
İmam-ı Şafii; “Ben imam-ı a’zam Ebu Hanife’den daha büyük fıkıh âlimi bilmem
Fıkıh öğrenmek isteyen onun talebesinin ilim meclisinde otursun, onlara hizmet etsin” buyurdu
İmam Ahmed ibni Hanbel; “İmam-ı a’zam, vera (haramlara düşme korkusuyla şüphelilerden sakınan) ve zühd (dünyaya düşkün olmayan), isar (cömertlik) sahibiydi
Ahirete olan arzusunun çokluğunu kimse anlayacak derecede değildi” buyurdu
İmam-ı Malik’e; “İmam-ı a’zamdan bahsederken onu diğerlerinden daha çok methediyorsunuz?” dediklerinde; “Evet öyledir
Çünkü, insanlara ilmi ile faydalı olmakta, onun derecesi diğerleri ile mukayese edilemez
Bunun için ismi geçince, insanlar ona dua etsinler, diye hep methederim” buyurdu
İmam-ı Gazali; “İmam-ı a’zam Ebu Hanife çok ibadet ederdi
Kuvvetli zühd sahibiydi
Marifeti tam bir arif idi
Takva sahibi olup, Allahü teâlâdan çok korkardı
Daima Allahü teâlânın rızasında bulunmayı isterdi” buyurdu
Yahya bin Muaz-ı Razi anlatır:
Peygamber efendimizi rüyada gördüm ve; “Ya Resulallah, seni nerede arayayım?” dedim
Cevabında;
“Beni, Ebu Hanife’nin ilminde ara”
buyurdu
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurur ki:
“İmam-ı a’zam, abdestin edeplerinden bir edebi terk ettiği için kırk senelik namazını kaza etmiştir
Ebu Hanife takva sahibi, sünnete uymakta ictihad ve istinbatta (şer’i delillerden hüküm çıkarmakta) öyle bir dereceye kavuşmuştur ki, diğerleri bunu anlamaktan acizdirler
İmam-ı a’zam, hadis-i şerifleri ve Eshab-ı kiramın sözünü kendi reyine (ictihadına tercih) ederdi
”
İmam-ı Rabbani hazretleri Mebde ve Mead risalesinde de şöyle buyurur:
“Derecesinin yüksekliğini ve kıymetini anlatmaktan aciz olduğumuz o büyük imamın şânından ne yazayım! Müctehidlerin en vera sahibiydi
En müttekisi (Allah’tan korkarak haramdan çok sakınanı) o idi
Şafii’den de, Malik’ten de, İbni Hanbel’den de her bakımdan üstündü
”
Yine İmam-ı Rabbani ve Muhammed Parisa hazretleri buyurdular ki:
“İsa aleyhisselam gibi ülülazm bir Peygamber gökten inip İslam diniyle amel edince ve ictihad buyurunca, ictihadı imam-ı a’zamın ictihadına uygun olacaktır
Bu da imam-ı a’zamın büyüklüğünü, ictihadının doğruluğunu gösteren en büyük şahittir
”
Feridüddin-i Attar hazretleri imam-ı a’zamı şöyle anlatır;
“Şeriatın ve milletin ışığı, din ve devletin mumu, hakikatler menbaı, manevi cevherler ve ince bilgiler denizi, ârif, âlim, sofi, cihanın imamı, methi bütün dillerde dolaşan, her milletin makbulü olanı ben nasıl anlatabilirim? Onun riyazet ve mücahedeleri, onun halvet ve müşahedelerinin sonu yoktur
Firasette, siyasette, akıllılıkta ve zekilikte bir tane idi
Mürüvvet ve fütüvvette bir hilkat garibesi idi
Cihanın kerimi, zamanın en cömerdi, devrinin efdali ve vaktinin en âlimi idi
En yüksek derece ve eşsiz mertebede idi
Hazret-i İmamı-ı Ebu Hanife Kufi'nin şemaili, vasıfları Tevrat' ta, yazılı idi
”
(Riyazet
nefsin istediklerini yapmamaktır,
Mücahede
ise nefsin istemediklerini yapmaktır
)
Son asrın, zahir ve batın (kalb) ilimlerinde kâmil, dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mahir, büyük âlim Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurdu ki:
“İmam-ı a’zam, imam-ı Yusuf ve imam-ı Muhammed de, Seyyid Abdülkadir Geylani gibi büyük evliya idiler
Fakat âlimler kendi aralarında iş bölümü yapmışlardır
Yani herbiri zamanında neyi bildirmek icap ettiyse onu bildirmişlerdir
İmam-ı a’zam zamanında fıkıh bilgisi unutuluyordu
Bunun için hep fıkıh üzerinde durdu
Tasavvuf hususunda pek konuşmadı
Yoksa Ebu Hanife nübüvvet ve vilayet yollarının kendisinde toplandığı, Cafer-i Sadık hazretlerinin huzurunda iki sene bulunup öyle feyz, nur ve varidat-ı ilahiyyeye kavuşmuştur ki, bu büyük istifadesini; “O iki sene olmasaydı, Numan helak olurdu!” sözü ile anlatabildiler
Silsile-i aliyyenin en büyük halkasından olan Cafer-i Sadık’tan tasavvufu alıp, vilayetin (evliyalığın) en son makamına kavuşmuştur
Çünkü Ebu Hanife, Peygamber efendimizin vârisidir
Hadis-i şerifte;
“Âlimler Peygamberlerin vârisleridir”
buyuruldu
Vâris, her hususta veraset sahibi olduğundan, zahiri ve bâtıni ilimlerde Peygamber efendimizin vârisi olmuş olur
O halde her iki ilimde de kemaldeydi
”
İslam âlimleri, imam-ı a’zamı bir ağacın gövdesine, diğer âlim ve evliyayı da bu ağacın dallarına benzetmişler, Onun her bakımdan büyük ve üstün olduğunu, diğerlerinin ise bir veya birkaç bakımdan büyük kemalata (olgunluklara, üstünlüklere) erdiklerini belirtmişlerdir
İslam dünyasında ilimleri ilk defa tedvin ve tasnif eden odur
Din bilgilerini kelam, fıkıh, tefsir, hadis, vs
isimleri altında ayırarak bu ilimlere ait kaideleri tespit etti
Böylece Onun asrında zuhur eden eski Yunan felsefesine ait kitapların tercüme edilmesiyle birlikte, bu kitaplarda yazılı bozuk sözlerin, fikirlerin din bilgileri arasına karıştırılmasını ve İslam dinine bid’atlerin sokulması tehlikesini bertaraf etti
İmam-ı a’zamdan önce İslamiyet’in ilk yıllarında ilimlerin tasnifi yolunda herhangi bir çalışmaya ihtiyaç duyulmamıştır
Çünkü ilk asırlarda yaşayan salih ve temiz Müslümanların ilimleri başta din bilgileri olmak üzere son derece berrak ve mükemmeldi
İlk yıllarda ilimlerin kağıda geçirilmiş bir tasnif tablosu bulunmamakla beraber, İslam âlimlerinin sözlerinde, eserlerinde ve Müslümanların günlük hayatlarında kendiliğinden vücut bulmuş ve yaşanmakta olan bir ehemmiyet sırası vardı
En mühim olan iman (itikad), ibadet ve ahlak bilgileriydi
Bu bilgilere Yunan felsefesi, Hıristiyanlık, Yahudilik, Hint inançları, Mecusilik ve benzeri bozuk yolların İslamiyet’i içten yıkmak isteyen art niyetli kimseler veya din bilgisi az olanlar tarafından karıştırılmak tehlikesi baş gösterince, yüksek din bilgilerini tasnif ederek kitaplara geçirmek bir mecburiyet halini aldı
İmam-ı a’zam hazretleri bu çok mühim vazifeyi mükemmel bir şekilde yerine getirerek, o asırda tartışmaları yapılan ve din bilgisi az olan Müslümanlar arasında yayılmasına çalışılan Rafizi, Mutezile, Mücessime, Cebriyye, Kaderiyye ve benzeri gibi sapık fırkaların bozukluklarını göstererek, hem onlara cevaplar vermiş ve hem de kendisinden sonraki asırlarda gelen Müslümanların İslamiyet’i her bakımdan doğru, berrak haliyle öğrenmelerini ve böylece inanmalarını temin etmiştir
İyi düşünüldüğünde bütün insanlığın dünya ve ahiret saadetini doğrudan doğruya ilgilendirdiği açıkça görülen bu çok mühim hizmet, imam-ı a’zamın zamanında ve daha sonra yetişen mezhep imamları, İslam âlimleri, evliyanın büyükleri tarafından da tazim ve şükranla yâd edilmiş, bu büyük imam, “Ehl-i sünnetin reisi”, “İmam-ı a’zam” (en büyük imam) adıyla anılmıştır
(Radıyallahü teâlâ anh)
Takvası ve menkıbeleri
Onu Hz
Ebu Bekir’e benzetirlerdi
İmam-ı a’zam ticaret yapardı
Onun kanaatkârlığı, cömertliği, emanete riayeti ve takvası ticaret muamelelerinde de daima kendini göstermiştir
Tacirler ona hayret ederler ve ticarette onu Hz
Ebu Bekir’e benzetirlerdi
Ticareti ortakları ile beraber yapar ve her yıl kazancının dört bin dirhemden fazlasını fakirlere dağıtır, âlimlerin, muhaddislerin, talebelerinin bütün ihtiyaçlarını karşılar ve ayrıca onlara para dağıtarak, tevazu ile şöyle buyururdu: “Bunları ihtiyacınız olan yere sarf edin ve Allahü teâlâya hamd edin
Çünkü verdiğim bu mal hakikatte benim değildir, sizin nasibiniz olarak Allahü teâlânın ihsan ve kereminden benim elimden size gönderdiğidir
” Böylece ilim ehlini, maddi bakımdan başkalarına minnettar bırakmaz, rahat çalışmalarını temin ederdi
Kendi evine de bol harcar, evine harcettiği kadar da fakirlere sadaka verirdi
Zenginlere de hediyeler verirdi
Her Cuma günü anasının, babasının ruhu için fakirlere ayrıca yirmi altın dağıtırdı
Meclisine devam edenlerden birinin elbisesini çok eski gördü
İnsanlar dağılıncaya kadar oturmasını söyledi
Kalabalık dağılınca o kimseye; “Şu seccadenin altındakileri al, kendine güzel bir elbise yaptır” buyurdu
Orada bin akçe vardı
Buyurdu ki :
“Kırk seneden fazla oluyor ki, dört bin akçeye malikim
Bundan fazla param olunca, dağıtırım
Daha fazla para bulundurmayışımın sebebi, Hz
Ali’nin şu sözüdür:
(Dört bin ve ondan aşağı akçe nafakadır
)
Eğer halife ve valilere müracaat etmek ve onlardan bir şey istemek korkusu olmasa, bir akçe bile yanımda bulundurmazdım
”
İmam-ı a’zam bir gün yolda giderken onu gören bir adam, yüzünü ondan saklayıp başka bir yola saptı
Hemen o adamı çağırıp; “Neden yolunu değiştirdin?” diye sordu
Adam cevabında; “Size on bin akçe borcum var
Uzun zaman oldu ödeyemedim ve çok sıkıldım, utandım” dedi
İmam-ı a’zam; “Sübhanallah, ben o parayı sana hediye etmiştim
Beni görüp sıkıldığın ve utandığın için hakkını helal et!” dedi
Bir defasında ortağına, sattığı mallar içinde kusurlu bir elbise olduğunu söyleyip, bunu satarken özrünü göstermesini tembih etti
Fakat ortağı bu elbiseyi satarken elbisenin kusurunu söylemeyi unuttu
Satın alan kimseyi de tanımıyordu
İmam-ı a’zam bunu öğrenince o mallardan alınan doksan bin akçeyi sadaka olarak dağıttı
Müşteri fakir veya ahbabından olursa onlardan kâr almaz, malı aldığı fiyata verirdi
Bir defasında ihtiyar bir kadın gelip, ben fakirim, bana şu elbiseyi maliyeti fiyatına sat, dedi
Dört dirhem ver, onu al, deyince, bu elbisenin maliyetinin daha fazla olduğunu tahmin eden kadın; “Ben ihtiyar bir kadıncağızım
Yoksa benimle böyle alay mı ediyorsun?” dedi
“Hayır, bunda alay yok” deyip elbiseyi ihtiyar kadına dört dirheme verdi
Bir malı satın alırken de, satarken de insanların hakkına riayet ederdi
Birisi ona satmak üzere bir elbise getirdi
Fiyatını sordu
O da yüz akçe istediğini söyleyince, imam-ı a’zam bunun değeri yüz akçeden daha fazladır, dedi
Satan kişi yüzer yüzer arttırarak dört yüze çıktı
Hayır daha fazla eder, deyip, bu işten anlayan bir tüccar çağırarak, fiyat takdir ettirdi ve o elbiseyi beş yüz akçeye satın aldı
Yedi sene koyun eti yemedi!
Kufe şehrinin köylerini haydutlar basıp koyunları çalmışlardı
İmam-ı a’zam bu çalınan koyunlar şehre getirilip satılır düşüncesiyle, “koyunun en fazla yedi sene yaşadığını” bildiği için, yedi sene koyun eti yemedi
Geceleri namaz kılar, ağlamasını ve inlemesini yakınları işitirdi
Esed bin Amr der ki: “Ebu Hanife'nin ağlamasını geceleri komşular duyar ve ona acırlardı
”
Allahü teâlâ dinini onunla kuvvetlendirir
İmam-ı a’zam, bir gece rüyasında Peygamber efendimizin kabrini açmış, mübarek bedenine sıkıca sarılmıştı
Uyanınca bu fevkalade rüyasını Tabiinin büyüklerinden İbni Sirin’e gidip anlattı
İbni Sirin; “Bu rüyanın sahibi sen değilsin, bunun sahibi Ebu Hanife olsa gerek” dedi
“Ebu Hanife benim!” deyince, İbni Sirin; “Sırtını aç göreyim” dedi
Sırtını açınca iki omuzu arasında bir “Ben” gördü ve; “Sen o kimsesin ki, Peygamber efendimiz senin hakkında;
(Benim ümmetim içinde, iki omuzu arasında bir “Ben” bulunan biri gelir
Allahü teâlâ dinini onunla kuvvetlendirir, ihya eder)
buyurdu” dedi
Âlimlerin kanı zehirlidir!
İmam-ı a’zam talebeleri arasında bulunduğu bir sırada vücudunu bir akrep soktu ve yere düştü
Talebeleri bu akrebi öldürmek isteyince; “Onu öldürmeyiniz, kendimi onunla tecrübe etmek istiyorum, bakalım haklarında hadis-i şerifte,
“Âlimlerin kanı zehirlidir”
buyurulan âlimlere dahil miyim?” dedi
Talebeleri akrebe baktılar, kıvrandı, büzüldü ve hemen öldü
Sabah ezanına kadar
Bir gece yatsı namazını cemaatle kılıp çıkarken, bir ayağı kapının dışında, bir ayağı daha mescitte iken bir konu üzerinde talebesi Züfer ile sabah ezanına kadar konuşup diğer ayağını çıkarmadan sabah namazını kılmak için tekrar mescide girdi
Annemin emrine muhalefet etmem
İmam-ı a’zam, oğlu Hammad ile beraber teravih için Ömer bin Zerr’in mescidine giderlerdi
Bu gittikleri mesafe yaklaşık 6 km idi
Bir defasında imam-ı a’zamın annesi, bir meseleyi öğrenmek istedi ve oğluna dedi ki, “Git bu meseleyi Ömer bin Zerr’e sor!” İmam-ı a’zam gidip bu meseleyi Ömer bin Zerr’e sordu
Ömer; “Sen bu meseleyi benden daha iyi bilirsin” deyince, “Ben annemin emrine muhalefet etmem” dedi
Ömer bin Zerr; “Bu meselenin cevabı nedir?” diye sordu
İmam-ı a’zam meselenin cevabını söyleyince, Ömer bin Zerr de; “Öyle ise git, annene böyle söylediğimi bildir” dedi
O, burada fıstık yemesini öğreniyor
Ali bin Ca’de, Ebu Yusuf’un şöyle dediğini nakleder:
Babam öldüğü zaman ben küçüktüm
Annem sanat öğrenmem için beni bir terzinin yanına verdi
Ben terziyi bırakıp imam-ı a’zamın ilim meclisine devam ettim
Uzun bir zaman geçmişti
Annem hocama gelip; “Bu çocuğun senden başka üstadı yok mudur? Ona kendim bakıyorum, o bir yetimdir” dedi
Hocam buyurdu ki: “Sen onu kendi haline bırak! O, burada tereyağı, fıstık, badem ezmesi yemesini öğreniyor
” Bunun üzerine annem dönüp gitti
Ben ise daima hocamın yanında bulunur, hizmetinden ve meclisinden ayrılmazdım
Böylece Allahü teâlâ bana ilimden çok şeyler nasip eyledi
Daha sonra bana kadılık vazifesi verdiler
Bir gün Abbasi halifesi Harun Reşid ile sofrada oturuyordum
Sofraya tereyağı, fıstık ve badem ezmesi getirdiler
Harun Reşid bana; “Bundan ye, her zaman bize böyle yemek vermezler” dedi
Ben güldüm
“Niçin gülüyorsun?” dedi
Ben de imam-ı a’zamla ilgili olan o hadiseyi anlattım
Harun Reşid bunun üzerine; “Gerçekten ilim insanı yükseltir
İnsanların baş gözüyle göremediklerini o kalb gözüyle görürdü” dedi ve hocama rahmetle dua etti
Fetva vermeye kalkan bu kadarını nasıl bilmez!
Daha ilmini tamamlamamış talebelerinden birisi, kendinde bir salahiyet görüp bir meclis kurdu
Fıkıh öğretmeye başladı
Bu haber Hazret-i İmama gidince huzurundakilerden birisine bunun meclisine gidip ona şöyle söylemesini emretti:
“(Bir kimse elbisesini temizleyiciye verse, birkaç gün sonra gelip elbisesini istese temizleyici inkâr etse, daha sonra tekrar gelip elbisesini istese temizleyici de elbisesini temiz olarak ona verse ücret alabilir mi?” Eğer alır derse hata ettin dersin
Ücret almaz derse yine hata ettin dersin
)
Bu zat meseleyi gidip o talebeye anlatıp soruyu sordu:
- Temizleyicinin ücret almaya hakkı var mı?
- Evet ücret alır
- Hata ettin, öyle değildir
- Hayır ücret alamaz
- Yine hata ettin, öyle değildir
Bunun üzerine, fetva vermeye kalkışan o talebe, Hazret-i İmamın huzuruna gitti
Hazret-i İmam onun geldiğini görünce şöyle konuşmaya başladı :
- Seni buraya elbiseyi temizleme meselesi mi gönderdi?
- Evet
- Sübhanallah, insanlara fetva vermeye kalkan ve Allahü teâlânın dininde söz söylemek için kendisine meclis kuran kimse ücret bahsinden bu kadarını nasıl bilmez?
- Bunun cevabı nasıldır?
- Eğer temizleyici elbiseyi gasp ettikten sonra temizlediyse ücret verilmez
Çünkü kendisi için temizlemiş demektir
Yok gasp etmeden önce temizlemişse ücret vermesi lazımdır
Çünkü onu sahibi için temizlemiştir
Üç gümüş karışsa, ikisi kaybolsa
Abdullah İbni Mübarek Hazret-i İmama sordu :
- Bir kimsenin iki gümüşü, başka birinin bir gümüşü ile karışsa, sonra ikisini kaybetse, hangileri olduğunu da bilmese ne yapması lazımdır?
- Kalan bir gümüş üçe taksim edilir
Üçte biri bir gümüşü olanın, üçte ikisi de iki gümüşü olanındır
Bize göre mi, size göre mi?
Bir rafizi Hazret-i İmama gelip şöyle bir soru sordu:
- İnsanların en kuvvetlisi kimdir?
- Bize göre Hz
Ali'dir, size göre ise Hz
Ebu Bekir’dir
(Radıyallahü anhüma)
- Nasıl olur?
- Çünkü Hz
Ali hilafetin Ebu Bekri Sıddıkın hakkı olduğunu bildi, kabul edip ona teslim eyledi
Size göre ise Ebu Bekri Sıddık Hz
Ali'den hilafeti zorla aldı
Fakat Hz
Ali bir şey yapamadı
Rafizi bu söz karşısında şaşırıp kaldı
Eğer kıyas ederek söyleseydim
İmam-ı azamın hadislere önem vermeyip kıyasla amel ettiği söyleniyor
Bunda asla doğruluk payı yoktur
Bu konudaki menkıbelerden birisi şöyledir:
Hz
Ali'nin torunu Muhammed bin Hasan hazretleri, imam-ı azam hazretlerine gelip dedi ki:
- Ceddimin Hadis-i şeriflerine kıyas ile muhalefet ettiğinizi duydum
Onun için geldim
- Bundan Allahü teâlâya sığınırım
Sonra Hazret-i İmam dizleri üzerine oturup edeple sordu :
- Efendim, erkek mi zayıftır, kadın mı?
- Kadın, daha zayıf yaratılışlıdır
- Dinimize göre kadının hissesi ne kadardır?
- Erkeğin yarısı kadardır
- Bakın, eğer kıyas ile söyleseydim, bu hükmün tersini söylerdim
Kadın zayıf olduğu için ona iki, erkeğe bir hisse verilmeli derdim
Sizin söylediğiniz gibi bildirdiğime göre, bu durum, hadis-i şeriflere sıkı sıkıya bağlı olduğumu göstermez mi?
- Evet hadis-i şerife aykırılık yok
Hazret-i İmam tekrar sordu:
- Namaz mı efdaldir, oruç mu?
- Elbette namaz efdaldir
- Eğer kıyas ederek söyleseydim, hayzlı kadına ramazan orucunu değil, namazını kaza etmesini bildirirdim
Bu da hadis-i şeriflere bağlılığımı göstermez mi?
- Evet bunda da hadis-i şeriflere aykırılık yok
- Size bir soru daha sorayım
İdrar mı necistir, meni mi?
- Elbette idrar necistir
- Eğer kıyas ederek söyleseydim, meni çıkınca değil, idrar çıkınca gusletmeyi söylerdim
Hadis-i şerife aykırı şey söylemekten Allahü teâlâya sığınırım
Ben Peygamber aleyhisselamın sözlerine kıymet veriyorum, onları açıklıyorum, başka bir şey yapmıyorum
Bu konuşma üzerine Muhammed bin Hasan hazretleri, İmam-ı a'zam Ebu Hanife'nin kendisine yanlış tanıtıldığını anlayarak kalkıp onun alnından öptü
Bu olayda gösteriyor ki, âlimi ancak âlim anlar
İmam-ı a'zam hazretlerinin her sözü, her işi, Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifler ile idi
Bir kimse, dört mezhep imamının sözlerini, kıskanmadan ve inat etmeden, insaf ile incelerse, her birinin, gökteki yıldızlar gibi olduklarını görür
İmam-ı a'zam hazretleri buyurdu ki:
Nass
[yani âyet, hadis]
olan yerde kıyas yapılmaz
Biz, zaruret olmadıkça kıyas yapmayız
Bir sual karşısında kalınca, önce Kur'an-ı kerimde ararız
Bulamazsak, hadis-i şeriflerde ararız
Yine bulamazsak, Eshab-ı kiramın herhangi birinin sözlerinde ararız
Bu sualin cevabını bunlarda da bulamazsak, kıyas yaparak cevabını buluruz
İmam-ı a'zam hazretleri hiçbir yerde bulamadığı bir bilgi için, kendi kıyas ettikten sonra, Hz
Ebu Bekrin sözünü işitirse, kendi reyini bırakıp, O söze uygun cevap verirdi
Bütün Eshab-ı kiram için de böyle yapardı
Numan’ın kölesi
Büyüklerden birisi anlatır: Vasıt şehrinde faziletli bir zat vardı
İsmi
Numan'ın kölesi
idi
Bu zatı bulup isminin niçin böyle olduğunu sordum:
- Sen o yüksek imamın nasıl kölesi, azadlısı oldun?
- Annem bana hamile iken doğuma yakın ölmüş
Yıkayıcılar, annemi yıkarlarken karnındaki çocuğun canlı olduğunu anlamışlar, durumu Hazret-i İmama anlatmışlar, o da hemen karnını sol taraftan yarın, çocuğu çıkarın demiş
Doktor, aynı yerden karnını yarıp beni çıkarmış
Bunun için onun azadlısıyım, ona daima dua ederim
İnsan büyük günah işlemekle kâfir olmaz
İmam-ı Ebu Yusuf anlatır:
Ebu Hanife hazretlerinin zamanında Harici mezhebinde olanlar çoktu
Harici mezhebinde olanlar, [vehhabiler gibi] şöyle düşünürlerdi:
(İnsan büyük günah işlemekle kâfir olur
)
İslamiyet’te büyük tefrikaya sebep olan bu sözü Ebu Hanife hazretleri kabul etmez, bir kimsenin günah işlemekle dinden çıkmayacağını, sadece haram işlemiş olacağını, bunun ise azabı gerektireceğini, Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebinin böyle olduğunu bildirerek Haricilerin sözlerine karşı uyanık olunmasını emrederdi
Hariciler, Hazret-i İmamın, Harici mezhebinin bozuk olduğunu anlattığını duyunca galeyana geldiler
İçlerinden kırk tane eşkıya şöyle bir karar aldılar:
(Ebu Hanife'ye gider, onunla konuşuruz, mezhebinden ve sözlerinden dönerse ne ala, dönmezse başını gövdesinden ayırırız
)
Biz Hazret-i İmamın kalbleri ihya eden sözlerini dinliyorduk
Kılıçları omuzlarında asılı bir sürü sapık izin almadan içeri girdi
Hazret-i İmamı öldürmek istiyorlardı
Dediler ki:
- Sana iki sualimiz var, bize cevap ver
Bizim istediğimize uygun cevap verirsen kurtulursun
Mezhebimize aykırı cevap verirsen kaçamazsın, seni burada öldürürüz
Hazret-i imam onların bu haline aldırmayıp buyurdu :
- İnsaf ile mi, yoksa isyan ve inat ile mi konuşacağız?
- Her işte insaflı olmak, doğru söze karşı kalblerin saf olması gerektir, dediler
- O halde kılıçlarınızı kınlarına sokunuz, böyle yalın kılıç durmanız insafla bağdaşmaz
Gelenler yine inat ve isyanla konuştular:
- Kılıçlar kınlarına girmez, kana boyanmak niyetiyle gelmiştir
- Hasbünallah, soracaklarınızı sorun
Konuşalım
- Bir kimse şarap içip sarhoş olarak ölse, bir kadın da zina edip doğurduğu çocuğu öldürse, kendisi de nifas hali bitmeden ölse, bu iki facirin hallerinin ne olduğunu, namazlarının kılınıp kılınmayacağını bize anlat
- Önce siz insafla şu sorularıma cevap verin
Onlar yahudi, mecusi veya hıristiyan mıdır?
- Hiç birisi değildir
- Ya hangi dindendir?
- La ilahe illallah Muhammedün resulullah derler, Peygamber aleyhisselamın Allahü teâlâdan getirdiklerini kabul ederlerdi, fakat bu büyük günaha duçar oldular
- Onların hallerini ve hasletlerini saydınız
Bu üç şey iman mıdır, küfür müdür, insafla konuşup doğrusunu da siz söyleyin
- Bu üç haslet imandır
- Evet dediğiniz gibidir
Şimdi söyleyin bakalım, bu hasletler imanın nesidir, yarısı mı, üçte biri mi veya hepsi midir?
- Bu üç şey imanın tamamıdır
İman ancak bunlara denir
- Mademki imanlı olduklarına kendiniz şehadet ediyorsunuz, o halde onlardan ne istiyorsunuz?
Hariciler kendi sözleriyle böylece mağlup oldular, hepsi de kılıçlarını kınlarına koyup bozuk mezheplerini bırakıp ehli sünnet oldular
Fatihasız namaz olmaz!
İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerinin, (Cemaatle namaz kılarken, imama uyanlar, Fatiha ve zamm-ı sure okumaz) dediğini duyanlardan on kişi, Hazret-i imamın huzuruna gelip derler ki:
- İmamın okumasını kâfi görüp, cemaate Kur’an okutmadığını işittik
Halbuki, Fatihasız namaz olmaz
Elimizde bunu ispat eden kuvvetli deliller vardır
Hakkın ortaya çıkması için tartışmaya geldik
Hazret-i imam der ki:
- Ben bir kişi, siz on kişisiniz, hepinizle aynı anda nasıl tartışayım?
- Nasıl tartışmak istiyorsunuz?
- İçinizden en bilgili, âlim olanı seçin, onunla konuşayım
O, kendi ile birlikte hepinizin adına konuşsun
- Teklifiniz uygun
- O beni yenerse, hepiniz beni yenmiş olacaksınız, ben onu yenersem, hepiniz yenilmiş olacaksınız
Kabul mü?
- Peki kabul ettik
- Tartışmayı ben kazandım
- Nasıl olur, daha başlamadık bile
- Siz, seçtiğiniz âlimin hepinizin adına konuşmasını kabul etmediniz mi?
- Evet
- Ben de, sizin kabul ettiğinizi kabul ediyor, aynı şeyi söylüyorum
Herkesin tâbi olduğu imam, kendi adına ve ona uyup, imam kabul edenler adına Kur’an-ı kerim okur, cemaat okumaz
Siz nasıl bir kişiye güvenmişseniz ben de imama güvendim
Anlaşamadığımız bir nokta kaldı mı?
- Evet anlaştık
Oğlumun öğrendiğini az görme!
Oğlu Hammad, Fatiha suresini sonuna kadar öğrenince, Hazret-i İmam oğlunun hocasına beş yüz akça hediye etti
[Başka bir rivayette bin gümüş hediye etti
]
Oğlunun hocası dedi ki:
- Ne yaptım ki bana bu kadar para gönderdi? Hazret-i İmam onun yanına gidip buyurdu ki:
- Sana az hediye ettiğim için özür dilerim
Oğlumun öğrendiğini az görme! Allahü teâlâya yemin ederim ki, yanımda bundan başka param olsaydı, Kur'an-ı kerime tazim için hepsini sana verirdim
Dua ile anmaktan başka
Hazret-i İmama sordular :
- Alkame mi efdaldir, yoksa Esved mi?
- Onları dua ve istiğfar ile anmaktan başka hiç bir şeye kudretim yok ki, hangisinin büyük olduğunu nasıl söyleyeyim?
Hocasına saygısı
İmam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki:
(Aramızda yedi sokak olmasına rağmen Üstadım Hammad'ın evine doğru ayaklarımı bir kere uzatmış değilim
)
Yine buyurdu ki:
(Üstadım Hammad vefat ettiğinden beri, her namazımda onun için, annem babam için, kendilerinden ilim öğrendiklerim için, kendilerine ilim öğrettiklerim için istiğfar ettim
Hiç bir namazda unutmuş değilim
)
Kıymetli söz ve nasihatlerinden bazıları:
“Din ilminde konuşan kimse, Allahü teâlânın kendisine:
«Benim dinimde sen nasıl fetva verdin, nasıl söz söyledin?»
sualini sormayacağını zannediyorsa, kendisine ve dinine gevşeklik etmiş olur
”
“Şaşarım şu kimselere ki, zanla konuşurlar ve onunla amel ederler!”
“Dinin alışveriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin sevabını bulamaz
Zahmetleri boşa gider ve azaba yakalanır ve çok pişman olur
”
“Bir kimse fıkıh bilmez, fıkhın kıymetini ve fıkıh âlimlerinin değerini bilmezse, böyle âlimlerle oturmak [kitaplarını okumak, fıkıh öğrenmek] kendisine ağır gelir
”
“Günah işlemeyi zillet; günahı terk etmeyi mürüvvet gördüm ve bildim
”
“Bir kimsenin ilmi, kendisini Allahü teâlânın yasaklarından men etmiyorsa, o kimse büyük tehlikededir
”
“Allahü teâlâ bize, insanların mümin olanlarını sevmemizi, onlara karşı saygı beslememizi ve asla kırıcı olmamamızı, kalblerinde ne sakladıklarını bilemiyeceğimizi, hareketlerimizi buna göre ayarlamamızı emretmiştir
”
“Allahü teâlâ, kendisine şükür ismini vermiştir
Çünkü Allahü teâlâ, iyiliği mükafatlandırır
O, merhamet edenlerin en merhametlisidir
”
“Kulların birbirlerine karşı işledikleri suçlar, kendileri için bir zulümden ibarettir
”
“İnsan, her şeye şifa veren tek varlığın Allahü teâlâ olduğuna inanır; bununla beraber derdine deva olması için ilaç kullanır
Çünkü ilaç bir sebeptir
Şifasını verecek olan ise Allahü teâlâdır
”
“Mümin, Allahü teâlâdan korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmaz
Şiddetli bir hastalığa yakalanır veya feci bir kaza veya belaya uğrarsa, gizli veya aşikâr; “Ya Rabbi, bana bu belayı neden verdin?” diye şikayetçi olmaz
Bilakis hastalığa, belaya ve kazaya rağmen Allahü teâlâyı zikir ve şükreder
”
“Mümin, Allahü teâlânın kendisini devamlı murakabe ettiğini bilir
Kimsenin bulunmadığı bir yerde veya herkesin yanında olsun, mutlaka Allahü teâlânın onu kontrol ettiğine inanır
Krallar ve sözde büyük adamlar ise, ne gizli ve ne de aşikâr bir yerde herhangi bir şahsı murakabe edemezler
”
“Eshab-ı kiramdan bize gelen, bildirilen her şeyin başımızın üstünde yeri vardır
”
Talebesi Yusuf bin Halid es-Semti bir vazifeye tayin edilip Basra’ya giderken Hazret-i İmam ona şu vasiyetlerde bulunmuştur:
“Basra’ya vardığında halk seni karşılayacak, ziyaret ve tebrik edecek
Herkesin değer ve yerini tanı, ileri gelenlere ikramda bulun, ilim sahiplerine hürmet et, yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster, halka yaklaş, fasıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk, Sultanı küçümseme, hiçbir kimseyi hafife alma
İnsanlığında kusur etme, sırrını hiç kimseye açma, iyice yakınlık peyda etmedikçe kimsenin arkadaşlığına güvenme, cimri ve alçak insanlarla ahbablık kurma, kötü olduğunu bildiğin hiçbir şeye ülfet etme!
Seninle başkaları arasında bir toplantı akdedilir veya insanlar mescitte senin etrafını sarıp aranızda bazı meseleler görüşülürse, yahut onlar bu meselelerde senin bildiğinin hilafını iddia ederlerse onlara hemen muhalefet etme
Sana bir şey sorulursa ona herkesin bildiği şekilde cevap ver! Sonra bu meselede şu veya bu şekilde görüş ve delillerin de bulunduğunu söyle
Senin bu türlü açıklamalarını dinleyen halk, hem senin değerini, hem de başka türlü düşünenlerin değerini tanımış olur
Sana, bu görüş kimindir? diye sorarlarsa, fakihlerin bir kısmınındır, de! Onlar, verdiğin cevabı benimserler ve onu sürekli olarak yaparlarsa, senin kadrini daha iyi bilir ve mevkiine daha çok hürmet ederler
”
Seni ziyarete gelenlere ilimden bir şey öğret ki, bundan faydalansınlar ve herkes öğrettiğin şeyi belleyip tatbik etsin
Onlara umumi şeyleri öğret, ince meseleleri açma
Onlara güven ver, bazen onlarla şakalaş ve ahbablık kur
Zira dostluk, ilme devamı sağlar
Bazen de onlara yemek ikram et
İhtiyaçlarını temine çalış, değer ve itibarlarını iyi tanı, kusurlarını görme
Halka yumuşak muamele et, müsamaha göster, hiçbir kimseye karşı bıkkınlık gösterme; onlardan biri imişsin gibi davran
”
İmam-ı a’zam hazretlerinin bir talebesine yaptığı vasiyetlerden bazıları da şöyledir:
“Konuşurken yüksek sesle konuşma
Hiç bir işinde acele etme, teenni ile hareket et
Acele şeytandır
Susmayı âdet edin
Her ayda birkaç gün oruç tut
Nefsini hesaba çek, ilmi muhafaza et
Böylece amelinden iki cihanda faydalan
Dünya nimetine ve sağlığına güvenme
Bu nimetlerin hepsinden sorguya çekileceksin
Sakın ölümü hatırından çıkarma
Kur’an-ı kerim okumaya devam et
Kötü kimseyi; kötülüğü ile anma, bir iyiliğini bul, onu söyle
Eğer kötülüğü din hakkında ise, bid’at ise onu insanlara söyle ve ona uymaktan onları koru
Bid’at ehlinden uzak dur
Küfür ehli ile zaruretsiz konuşma, mümkünse onları İslam’a davet et, değilse, onlarla görüşme [diyaloga girme]
Anneni, babanı, üstadını hayır duadan unutma
Ezan okununca, hazır ol, herkesten önce mescide gel
Komşudan gördüğün ayıpları, emanet bil; sakla, kimsenin sırrını kimseye söyleme
Seninle istişare edene doğruyu söyle
Cimrilikten sakın
Tamahkâr olan mürüvvetsiz olur
Her işte mürüvveti gözet
İhtiyacın olsa da, kimseden bir şey isteme
Dünya ehline rağbet etme
Kabirleri ziyaret et
Yolda giderken sağına soluna bakma, önüne bak
Bahşiş verilen yerlerde herkesten daha çok ver
Bir cemaat içinde iken, onlar teklif etmeden imam olma
Kadınların, kızların, gençlerin toplandıkları yerlere gitme
Fısk, çalgı, müzik ve diğer haram bulunan eğlence yerlerine girme
İlim meclisinde sakın kızma
İnanılması zor olan hikayeleri anlatma
Bu nasihatimizi, canı gönülden kabul et
Bunlarla dünya ve ahiretini süsle
Zira bunlar senin ve herkesin iyiliği içindir
Bu yolda git ve herkese de tavsiye et
”
Vefatı
İmam-ı a’zam bütün zorlamalara rağmen hükümet ve siyaset işlerine asla karışmadı
İkinci Abbasi halifesi Ebu Cafer Mensur zalim idi
Bu yüzden İmam-ı a’zamı hapsettirip işkence yaptırdı
Her gün vurulacak sopa adedini arttırdı
Sopa adedi yüz olduğu gün, İmam yıkıldı
Yatarken ağzına zehir akıttılar, şehid oldu
Büyük âlimlerden Şu’beye vefat haberi ulaşınca; “İlim ışığı söndü, ebediyen onun gibisini bulamazlar” dedi
Vefatından sonra çok kimseler onu rüyasında görerek ve kabrini ziyaret ederek, onun şânının yüceliğini dile getiren şeyler anlatmışlardır
İmam-ı Şafii buyurdu ki:
“Ebu Hanife ile teberrük ediyorum
Onun kabrini ziyaret edip faydalara kavuşuyorum
Bir ihtiyacım olunca iki rekat namaz kılıp, Ebu Hanife’nin kabrine gelerek onun yanında Allahü teâlâya dua ediyorum ve duam hemen kabul olup isteklerime kavuşurum
”
“Yüz elli senesinde dünyanın ziyneti gider”
hadis-i şerifinin, imam-ı a’zam için olduğunu İslam âlimleri bildirmiştir
Çünkü o tarihte imam-ı a’zam gibi bir büyük vefat etmemişti
Mezhebi, İslam âleminin büyük bir kısmına yayıldı
Selçuklu Sultanı Melikşah’ın vezirlerinden Ebu Sa’d-i Harezmi imam-ı a’zamın kabri üzerine mükemmel bir türbe ve çevresinde bir medrese yaptırdı
Daha sonra Osmanlı padişahları bu türbeyi defalarca tamir ettirdi
Eserleri:
İmam-ı a’zamın eserleri pek çok olup zamanımıza kadar ulaşmış olanları başlıca on tanedir
Aslında akaid ve fıkıh ilimlerinde rivayet edilen bütün meseleler onun eseridir
1- Risale-i Redd-i Havaric ve Redd-i Kaderiyye:
İmam-ı a’zamın usul-i dinde ilk yazdığı eserdir
2- El-Fıkh-ul-Ekber:
Akaide dairdir
Bu eserin birçok şerhi yapılmış olup, başlıcaları şunlardır: El-Kavlül-Fasl; Muhyiddin bin Behaeddin tarafından yapılan şerhidir
Bu kitap Hakikat Kitabevi tarafından ofset yoluyla basılmıştır
Pezdevi, Ebu’l Münteha ve imam-ı Matüridi tarafından yapılan şerhleri de meşhurdur
3- El-Fıkh-ül-Ebsat:
İmam-ı a’zam bu eserinde istita’at (insan gücü) hayır ve şer, kaza ve kader meselelerini açıklamaktadır
4- Er-Risale li Osman Büsti:
Eserde iman, küfür, irca ve va’id meseleleri açıklanmıştır
5- Kitab-ül-Âlim vel-Müteallim:
Bu eserde muhtelif meseleler hakkında Ehl-i sünnet itikadını bildirmek için tertiplenmiş soru ve cevaplar vardır
6- Vasiyyet-i Nukirru:
Eserde Ehl-i sünnet vel-cemaatin hususiyetleri anlatılmakta, akaid ve farzların hudutları açıklanmaktadır
Bu vasiyetten başka oğlu Hammad’a ve talebesi Ebu Yusuf’a yaptığı vasiyet olmak üzere on beş kadar vasiyetnamesi vardır
7- Kaside-i Numaniyye
8- El-Asl
9- El-Müsned-lil-İmam-ı a’zam Ebi Hanife
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
a8217zam
,
ebu
,
hanife
,
imami
İmam-ı a’zam Ebu Hanife ile ilgili Benzer Konular
181 Kez Görüntülendi
İmam Buhari (İmam Buhari Kimdir? - İmam Buhari Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam-ı Gazali (İmam-ı Gazali Kimdir? - İmam-ı Gazali Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
Büyük Mezhep İmamı İmam-ı Azam Ebu Hanife
Dini Sohbet
İmam-ı a’zam bu ümmetin ışığıdır
Sahabeler ve Alimler
İmam-ı Rabbani’den bir öğüt: Gençlik büyük fırsattır
Dini Sohbet
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
22:30
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542