FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
İmam-ı Eşari
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
İmam-ı Eşari ile ilgili Benzer Konular
185 Kez Görüntülendi
İmam Buhari (İmam Buhari Kimdir? - İmam Buhari Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam-ı Gazali (İmam-ı Gazali Kimdir? - İmam-ı Gazali Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam Mansur (İmam Mansur Kimdir? - İmam Mansur Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
İmam Hamzat (İmam Hamzat Kimdir? - İmam Hamzat Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
İmam Hamzat (İmam Hamzat Kimdir? - İmam Hamzat Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
İmam-ı Matüridi
|
Hadis âlimi kime denir
Konu Araçları
16-08-2007
#
1
Profil Bilgileri
MuSTaFa_TR
İmam-ı Eşari
İmam-ı Eşari başlıklı yazı Mumsema İmam-ı Eşari Forum Alev
İmam-ı Eşari
Ehl-i sünnetin iki itikad imamından biridir
İsmi, Ali bin İsmail’dir
Künyesi, Ebu'l-Hasen'dir
260 veya 266 (m
879) senesinde Basra'da doğdu
324 veya 330 (m
941) da Bağdat'ta vefat etti
Basra kapısı ile Kerh arasındaki kabristana defnedildi
Soyu, Eshab-ı kiramdan büyük bir sahabeye dayanmakta olup, şeceresi şöyledir: Ali bin İsmail bin İshak bin Sâlim bin İsmail bin Abdullah bin Musa bin Bilal bin Ebi Bürde bin Ebu Müsel-Eşari'dir
İmam-ı Eşari, üvey babası ile mutezile kelamcılarından olan Ebu Ali Cübbai'nin talebesi olduğundan, bu bozuk yol üzerine yetiştirilmişti
40 yaşına kadar mutezile fırkasında bulundu
Bu fırkanın meşhurlarından oldu
40 yaşından sonra, Ramazan-ı şerifte gördüğü rüyada Peygamber efendimizin emri üzerine, bu bozuk yoldan dönüp, ehli sünnet itikadına girdi
Bu rüyasından sonra onbeş gün evinden çıkmadı
Meseleleri derinlemesine inceleyip, gözden geçirdi
Sonra Basra Camii'ne gidip, kürsüye çıktı
O sırada mutezile bozuk yolunun meşhur ve kuvvetli âlimlerinden sayılan ve böyle bilinen imam-ı Eşari, kürsüden cemaate şöyle hitap edip:
"Ey insanlar! Çoktan beri size görünmez oldum
Dikkatle düşündüm
İnsafla inceledim
Yanımdaki delilleri gözden geçirdim
Tercih hususunda zorlandım
Sonunda Allahü teâlâdan beni hidayete, doğru yola kavuşturmasını istedim, dua ettim
Allahü teâlâ beni hidayete, doğru yola kavuşturdu
Mutezile yoluna ait itikadlarımın hepsinden vazgeçip, kurtuldum"
diyerek, Ehl-i sünnet itikadına girdiğini herkese ilan etti
Önceden mutezile yolu üzere yazdıklarını ve bildirdiklerini iptal etti
Ehl-i sünnet itikadı üzere kitaplar yazıp, dağıttı, ömrünün sonuna kadar bu doğru itikadın yayılması için uğraştı
Ebu'l-Haseni Eşari hazretlerinin Ehl-i sünnet mezhebine geçmesi ile, kelam ilmi, mutezilenin elinden kurtulmuş oldu
Onların elinde tehlikeli ve zararlı iken, doğru yolda gidenlere rehber oldu
Onun Ehl-i sünnete geçmesi, Ehl-i sünnet itikadının yayılmasında büyük bir zafer olmuştur
O zaman tesirli ve zararlı olan mutezile yolu mensupları, imam-ı Eşari hazretleri tarafından susturulmuştur
Onları öyle zorlayıp sıkıştırdı ki, hepsi küçük ve güçsüz karıncalar gibi kaldılar
Daha önce hocası olan mutezilenin ileri gelenlerinden Ebu Ali Cübbai ile yaptığı münazarada onu mağlup etti
Çok meşhur olmasına rağmen, Eşari hazretlerinin karşısında cevap vermekten aciz kaldı
Ebu Sehl Sulûki şöyle anlatır:
"Basra'da bir mecliste Ebu'l-Hasen Eşari ile mutezililer arasında çetin bir münazara oldu
Mutezililer çok kalabalıktı
Onunla münazaraya giren herkes yeniliyor, susmak mecburiyetinde kalıyordu
Öyle oldu ki, o gün artık kimse onun karşısına çıkamadı
İkinci defa böyle bir münazara için gittiğimizde, mutezileden kimse gelmemiş, münazaraya cesaret edememişlerdi
Bunun üzerine bir zat imam-ı Eşari'ye, "Firar ettiler, kaçtılar yaz, kapıya as" dedi
İmam-ı Eşari hazretleri; tefsir, hadis ve fıkıh ilmini zamanın meşhur âlimlerinden olan Zekeriyya bin Yahya es-Saci'den, Ebu Halife el-Cumhi, Sehl bin Serh, Muhammed bin Yaküb el-Mukri, Abdurrahman bin Halef ed-Dabi'den öğrenmiştir
Bağdat’ta Cami-i Mensür'da Cum'a günleri Ebu İshak Mervezi'nin hadis derslerine devam etmiş, kendisi de Ebu İshak Mervezi'ye kelam ilmini öğretmiştir
İmam-ı Eşari hazretleri tasavvuf ilminde de âlim ve evliya idi
Ebu İshak İsferani şöyle demiştir: "Benim ilmim, Şeyh Ebu'l-Hasen Bahili'nin ilmi yanında, deniz yanında bir damla gibidir
Ebu'l-Hasen Bahili'nin de, (benim ilmim, Ebu'l-Hasen Eşari'nin ilmi yanında, deniz yanındaki bir damla gibidir) dediğini işittim
"
İmam-ı Eşari, gayet tatlı, açık ve ikna edici konuşurdu
Bu sebeple hocası Cübbai, daha önce münazaralara kendi yerine onu gönderirdi
Hakkın, doğrunun ortaya çıkması için mücadeleyi sever, yazarak ve anlatarak hak uğrunda müdafaadan yılmazdı
İmam-ı Eşari hazretlerinin zamanı, mutezile fırkasının Ehl-i sünnete çok saldırdığı, hatta zorbaya baş vurduğu bir döneme rastlamaktadır
Valilik, kadılık gibi makamlar, mutezile fırkasından olanların elinde bulunuyordu
Böylece bozuk itikadlarını yayıyorlar, insanları saptırıp, imanları ile oynuyorlardı
Bu sırada imam-ı Eşari ve diğer Ehl-i sünnet âlimleri, kitaplar yazarak onları reddediyor, bozuk fikirlerini çürütüyorlardı
İmam-ı Eşari ayrıca, mutezile fırkasının ileri gelenleri ile çetin münazaralara girip, onları susturdu
Kendisine, neden onların yanlarına, hatta devlet erkanından olanlarının makamına gittiği sorulunca, şöyle cevap vermiştir: "Onlar valilik, kadılık gibi makamlarda bulunuyorlar
Kibirleri sebebi ile bize gelmezler
Biz de gitmezsek, hak nasıl ortaya çıkacak? Ehl-i sünneti anlatanların, onu yayıp, hizmet edenlerin bulunduğunu nasıl bilecekler ve nasıl anlayacaklar?"
Ebu Abdullah ibni Hafif şöyle anlatmıştır:
"Gençliğimde, imam-ı Eşari hazretlerini görmek için Basra'ya gitmiştim
Basra'ya vardığımda, heybetli ve güzel yüzlü, yaşlıca bir zat gördüm
Ona, "Ebu'l- Hasen Eşari hazretlerinin evi nerededir?" dedim
"Onu niçin arıyorsun?" dedi
"Onu seviyorum ve görüşmek istiyorum" dedim
Bana, "Yarın erkenden buraya gel" dedi
Ertesi gün erkenden söylediği yere gittim
Beni yanına alıp, Basra'nın ileri gelenlerinden birinin evine götürdü, içeri girince, o zata yer gösterdiler
O da oturdu
Mutezilenin meşhur âlimleri, münazara için orada toplanmıştı
Biz girip oturduktan sonra, o mecliste bulunanlar, aralarında oturan bir mutezile âlimine çeşitli meseleler sormaya başladılar
O şahıs cevap vermeye başlayınca, beni oraya götüren zat karşısına çıkıp, söylediği yanlış şeyleri reddediyor, doğrusunu söyleyip, onu susturuyordu
Öyle konuşuyordu ki, dinleyenleri tam ikna edip, doyurucu bilgi veriyordu
Ben, bu zatın haline ve ilmine hayran oldum
Yanımda bulunan birine "Bu zat kimdir?" dedim
"Ebu'l-Hasen Eşari'dir" dedi
İmam-ı Eşari evden çıktıktan sonra, yine peşinden gittim
Yanına yaklaşınca, İmam-ı Eşari'yi ve hizmetini nasıl buldun?" buyurdu
"Fevkalade" dedim
Sonra, "Efendim, o mecliste neden siz baştan bir mesele sormadınız? Başkaları sorduktan sonra mevzuya girdiniz?" dedim
“Biz, bunlarla konuşmak için söze girmiyoruz
Ancak Allahü teâlânın dininde yanlış ve sapık şeyler söylediklerinde reddediyoruz
Yanlış olduğunu isnat edip, kendilerine doğrusunu bildiriyoruz”
buyurdu
"
İmam-ı Eşari; eser yazmak, münazaralara girmek ve kıymetli talebeler yetiştirmek suretiyle, Ehl-i sünnet itikadının yayılması ve böylece insanların saadete kavuşması hususunda büyük hizmetler yapmıştır
Yetiştirdiği talebelerinden bir kısmı şu zatlardır: Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah, Ebu'l-Hasen Bahili, Ebu Abdullah bin Hafif Şirazi, Hafız Ebu Bekr Cürcani el-ismaili, Şeyh Ebu Muhammed Taberi el-Iraki, Zahir bin Ahmed Serahsi, Ebu Abdullah Hameveyh es-Sayrafi, Dimyani
Bunlardan Ebu Abdullah Tai, imam-ı Ebu Bekr Bakıllani'nin hocasıdır
Ebu'l Hasen Bahili de Ebu İshak isferani'nin ve hocası olan Ebu Bekr Fürek'in hocasıdır
Bu zat, önceden imamiyye fırkasından iken, Ebu'l-Hasen Eşari hazretleri ile yaptığı bir münazara ve ilmi mübahese sonunda hatasını anlayıp, imamiyye fırkasını terk edip, Ehl-i sünnet itikadına girdi, imam-ı Eşari'nin bildirdiği itikadı Basra'da yaydı, ibni Hafif ise, İmam-ı Eşari'nin en meşhur talebelerinden olup, (Şeyh-i Şiraziyyin) Şirazlıların şeyhi, üstadı ismiyle meşhur olmuştur
Diğer meşhur bir talebesi olan Dimyani ile İbni Hafif, İmam-ı Eşari'nin münazara meclislerinde yanında bulunurlardı
Talebelerinden Ebu Abdullah Hameveyh es-Sayrafi, uzun müddet imam-ı Eşari'nin yanında bulunmuştur
Sonra memleketi Sirafa dönüp, orada ders verip, talebe yetiştirmiş; imam-ı Eşari'nin bildirdiği itikad bilgilerini memleketinde yaymıştır
Şeyh Ebu Ali Zahir de, hocası imam-ı Eşari'den öğrendiği Ehl-i sünnet bilgilerini Horasan'da yaydı
Böylece imam-ı Eşari'nin bildirdiği itikad bilgileri, Ehl-i sünnet mezhebi, doğuda ve batıda yayıldı
Hicri 300 senesinden itibaren Irak havalisinde, İran'da yayıldı
Selçuklu devleti hükümdarlarının resmi mezhebi oldu
Daha sonra Atabekler tarafından müdafaa edilip, Şam ve Bağdat çevresinde yayıldı
Selahüddin Eyyübi Mısır'ı fethedince, orada da yayıldı
Eserleri:
İmam-ı Eşari hazretlerinin eserleri, beş grupta toplanır:
1
Kırk yaşından önce mutezile iken yazdığı eserler
Bunları sonradan iptal etmiştir
2
Felsefecilere, yahudi, hıristiyanvemecusilere yazdığı reddiyeler
3
Hariciye, mutezile, şia ve zâhiriyye fırkalarına yazdığı reddiyeler
4
Makalatlar
5
Kendisine sorulan suallere cevap olarak yazdığı risaleler ve diğerleri
İmam-ı Eşari hazretlerinin pek çok eseri vardır
Bunları ibni Asakir "Tebyin" isimli eserinde, ibni Fürek'den nakledip, isimlerini yazmıştır, ibni Fûrek ise, "Ebu'l-Hasen el-Eşari, el-Umed (veya el-Gamed) adlı kitabında, kendi eserlerini saydığını bildirmektedir
Bu eserler, onun yanında dersini dinleyenlere söyleyerek yazdırdıkları, çeşitli İslam memleketlerinden sorulan suallere verdiği cevapları ihtiva eden, üçyüzyirmi senesine kadar yazdığı kitaplardır
Bundan sonra üçyüzyirmidört senesine kadar da pek çok eser yazmıştır" demektedir, İbni Fürek ayrıca, Ebu'l-Hasen el-Eşari'nin el-Umed adlı eserinde isimlerini bildirdiği eserlerden başka kitaplarını da bildirmektedir
"El-Umed" adlı eserde bildirilen kitaplardan bazıları:
1) Kitab-ül-F'usül:
Mülhidler (dinsizler), tabiatçı felsefeciler, dehriler, zamanın ve âlemin kadim olduğuna inananlara reddiyedir
Bu kitapta; brehmenler, yahudiler, hıristiyanlar ve mecusilere de cevaplar vermiştir
Bu kitap büyük bir eserdir
2) Mücez:
On iki kitaptan ibarettir
3) Halk-ül-efal
4) İstitaa hakkındaki kitap
5) Sıfatlar hakkındaki kitap
6) El-Luma fi'r-reddi ala ehli'z-zeygi ve'l bida':
Kur'an-ı kerim, Allahü teâlânın iradesi, Allahü teâlânın görülmesi, kader, istitaa, va'd ve va'id ve imamet meselelerinden bahseden on bölüm ihtiva eden kıymetli bir kitaptır, İmam-ı Eşari hazretlerinin bu mevzularda söyledikleri hakkında iyi bir kaynaktır
Yakın zamanda Mısır'da ve Beyrut'ta basılmıştır
Beyrut baskısında, ayrıca Richard J
Mc
Carthy tarafından bir mukaddime ve İngilizce’ye tercümesi vardır
Spitta, bu eseri hülasa ederek, Joselp Heli tarafından Almancaya tercüme edilmiştir
7) Risalet-ül-iman:
Spittabu kitabı Almancaya tercüme etmiştir
8) Kitab-ul-Funün:
Mulhidlere (dinsizlere) cevap olarak yazılmıştır
9) Kitab-ün-Nevadir:
Kelam ilminin inceliklerini anlatır
10) Dehrilerin (dinsizlerin) Ehli tevhide karşı yaptıkları bütün itirazlarının toplandığı bir kitap
11) El-Cevher fi'r-Reddi ala ehli'z-Zeygi vel-Münker
12) Nazar, istidlal ve şartları hakkında Lübbai'nin suallerine verilen cevaplar
13) Mekalat-ül-felasife:
Felsefecilere cevap olarak yazılmış bir eserdir
Kitap üç makaleyi ihtiva eder
Eserde ibni Kays ed-Dehri'nin bazı şüpheleri, Aristo’nun sema (gök) ve alem hakkındaki fikirleri çürütülmüş; hadiseleri, saadet ve şekaveti yıldızlara bağlıyanlara lazım gelen şeyler açıklanmıştır
14) Cevab-ül-Horasaniyyin:
Çeşitli meseleleri ihtiva eder
El-Umed'de bildirilenlerden başka, ibni Fürek'in zikrettiği eserlerinden bazıları da şunlardır:
1)
Tenasühe inananlar hakkındaki eser
2)
Mantıkçılara dair yazılan eser
3)
Hıristiyanlar hakkında yazılan kitap
4)
Delail-ün-nübüvve hakkındaki kitap
İmam-ı Eşari'nin ayrıca:
Risale ketebbiha
ila
ehli's-sagr bi bab-ül-ebvab
adlı eseri vardır
Kitap, Kafkas dağlarının Hazar denizi ile bitiştiği yerde bab-ül-ebvab (Demirkapı yahud Derbend) denilen kasabanın âlimlerine yazılmıştır
Bu eser, Ehl-i sünnet vel-cemaat âlimlerini geniş olarak anlatmaktadır
Bunlardan başka şu eserleri de meşhurdur:
Makalat-ül-islamiyyin:
Bu eserinde itikadi fırkalardan ve kelam ilminin ince meselelerinden bahsetmektedir
Matbudur
El-ibane an usül-üd-diyane;
Ehl-i sünnet dışı fırkaların reddi için yazılmış olup, bu husustaki delilleri içinde topladığı eseridir
Kavl-ül-cumlat, Eshab-ül-hadis ve Ehlüs-Sünne fi'l-itikad
(basılmamıştır
)
Risalet-ül-istihsan el-Havdu fi ilm-il-kelam,
basılmıştır, ingilizce tercümesi vardır
İzah-ül-Bürhan et-Tebyin ala usülid-din
Kitab-ül-ulüm
Tefsir-ül Kur'an- eş-Şerh vet-tafsil
Doğru yolun temel bilgileri
İmam-ı Eşari hazretlerinin, Kafkas sıradağlarının Hazar Denizine ulaşan ucunda Bab-ül-ebvab (Demirkapı veya Derbend) denilen kasaba âlimlerine, Ehl-i sünnet itikadını bildirmek için yazdığı
"Risaletün ila ehli's-sagr"
(Hudüd ahalisine bir mektub) adlı eserinde bazı bölümlerin tercümesi şöyledir:
Allahü teâlâya hamd olsun ki, bizi, doğru yola ulaştıran sünnet-i seniyyeye uymayı sevdirdi
Helake götüren bid’atlerden uzaklaştırdı
Kalblerimizi, yakînin (kat'i ve kuvvetli imanımızın) hasıl ettiği serinlik ve huzur ile doldurdu
Müslümanlık ile bizi aziz kıldı
Bizi, Resulüne uyanlardan, Onun rehberliğine yapışanlardan eyledi
Bid’atlere dalıp, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın yolundan ayrılarak yalnız kalmaktan kurtarıp, cemaatle beraber olmayı ihsan etti
Resulullaha salat-ü selam olsun ki, bizi Allahü teâlânın emir ve yasaklarına davet etti
Allahü teâlâ bu hususta ona âyetleriyle yardım etti
Kendisine mucizeler vererek, hakkındaki şüpheleri giderdi
Kendi rızasına nasıl ulaşılacağını Onun ile bildirdi, içlerinde kendisine delalet eden deliller bulunduğunu en açık bir şekilde haber verdi
Nihayet bâtıl, sönüp gitti
Hak, galip ve muzaffer olarak parladı
Resulullah, Peygamberlik vazifesini yerine getirdi
Kendisine bildirilenleri tebliğ edip, ümmetine nasihatte bulundu
Şimdi! Ey Bab-ül-ebvab halkından olan âlimler ve büyükler! Allahü teâlâ sizleri yüce kudreti ile muhafaza buyursun
Sizlere yardım eylesin
Medinet-üs-Selam'da (Bağdad'da) mektubunuzu aldım
Allahü teâlânın nimetleri içerisinde olduğunuzu, halinizin düzgünlüğünü yazıyorsunuz
Bu sebeple, kederim ve üzüntülerim dağıldı
Allahü teâlâya çok şükrettim
Size olan ihsanını tamamlamasını, size ve bize olan nimetlerini artırması için Allahü teâlâya yalvardım
Duaları kabul eden Odur
Büyük lütuflarda bulunmak Ona layıktır
Allahü teâlâ yardımcınız olsun
Geçen sene 267 (m
881) bir takım sualler sormuştunuz
Mektubunuzda bundan da bahsediyorsunuz
Verdiğim cevapları beğendiğinizi, faydalı olduğunu, doğruluğunu kabul ettiğinizi, şüphelerinizin gittiğini, sizi kendilerine inandırmak isteyen (o kimselerden) yüz çevirdiğinizi yazıyorsunuz
Bunları okuyunca, dinde saptıranların, Resulüne uymaktan alıkoyanların şüphelerinden bizi ve sizi muhafaza buyurduğu için Allahü teâlâya hamd ettim
Yine siz mektubunuzda, benden Selef-i salihinin asıl kabul edip, dayandıkları bazı hususları (yazmamı) istiyorsunuz
Sonra gelenler de bu asıllara (bilgilere) uymak suretiyle, bid’at sahiplerinin düştüğü, Kur'an-ı kerim ve Sünnet-i seniyyeye muhalefet durumuna düşmekten kurtulmuşlardır
Bu bilgilere şiddetle ihtiyacınız olduğunu bildirdiğiniz için, size olan hürmetim ve üzerimdeki hakkınızdan dolayı, suallerinize ve isteklerinize cevap vermekte acele ettim
Size bazı temel bilgileri, delilleri ile beraber bildirdim
Bu deliller, sizin Selef-i salihine tâbi olmakta haklı olduğunuzu, Ehli bid’atin ise, Selef-i salihine muhalefet edip, daha önce üzerinde bulundukları haktan sapmakla hata ettiklerini, bununla şer'i delillerden, Resulullahın bildirdiği şeylerden ayrıldıklarını gösterecektir
Yine bu delilleri red eden, Peygamberlerin getirdiklerini inkâr eden felsefecilerin yollarına uyduğunu da gösterecektir
Size ve söylediklerimi düşünen diğer kimselere söylenmesi gerekenleri söyledim
Allahü teâlâdan yardım dileyerek ve Ona güvenerek, sizin isteklerinizi yerine getirmekle, sevaba kavuşacağımı ümit ediyorum
Allahü teâlâ bana kâfidir ve O ne güzel vekildir
Allahü teâlâ sizi doğru yola hidayet eylesin
Biliniz ki, Selef-i salihinin ve onların yolunda giden halefin (sonra gelen âlimlerin) yolu şudur:
Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselamı bütün dünyaya Peygamber olarak gönderdiği zaman, insanlar, birbirine zıt bir takım fırkalara ayrılmışlardı
Onlardan bir kısmı kitabi idi
Bunlar, Allahü teâlânın gönderdiği Tevrat ve İncil'i değiştirmişler, kendi uydurdukları şeyler ile insanları Allahü teâlâya davet ediyorlardı
Bir kısmı felsefeci idi
Bunlar, akıl ile elde ettikleri bir takım bilgilerde, yanlış neticelere varmaları sebebiyle, bir çok bâtıl ve yanlış yollar ortaya çıkmıştı
Bir kısmı, brehmen idi
Bunlar, Allahü teâlânın Peygamberlerini inkâr ediyorlardı
Bir kısmı, dehri idi
Bunlar da, kâinatın sonsuz olarak devam edeceğini, yok olmayacağını iddia ediyorlardı
Bir kısmı, mecusi idi
Bunlar ise, hiç tecrübe etmedikleri, bilmedikleri şeyleri iddia ediyorlardı
Bir kısmı putperest idi
Bunlar, putlara tapıyorlardı
Bunlar da şaşkınlık içerisinde kalmışlardı
Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam ise, insanların, kâinat ve içindekilerin sonradan yaratılmış birer mahluk olduğuna, onların hepsinin yaratıcısı, sahibi ve maliki olan Allahü teâlânın varlığı ve birliği inancına davet etti
Onlara, üzerinde bulundukları yolun yanlış olduğunu, böyle bâtıl yolları terk etmelerini istedi
Resulullah onların yollarının bozukluğunu, kendisinin ise, Allahü teâlâdan bildirdiği hususlarda doğru olduğunu, apaçık âyetler ve mucizelerle ispat etti
Sonra Allahü teâlâya nasıl kulluk edileceğini açıkladı
Allahü teâlâ Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı bunları insanlara bildirmesi ve izah etmesi için gönderdi
Resulullah, insanlara, kendilerinde dil, suret ve daha başka yönlerden farklılıklar bulunduğunu, böyle değişikliğin ise onların sonradan yaratılmış olduklarını gösterdiğini bildirdiği gibi, gerek kendilerinde ve gerekse, onların dışındaki varlıklarda, Allahü teâlânın varlığına, iradesine ve tedbirine delalet eden şeyler ile, Allahü teâlâyı tanıma yolunu da bildirdi
Şöyle ki; Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen,
"Arzda da gerçekten tasdik edenler için birçok ibretler vardır
Nefslerinizde de
(hücrelerde vücut yapınıza kadar
bir çok alametler vardır
(ki, hep Allahü teâlânın kudretine, ilmine azamet ve iradesine delalet ederler
Hâlâ görmeyecek misiniz"
buyurdu
(Zariyat 20-21)
Yine, insanın yaratılış safhaları, suret ve şekillerindeki değişik durumlara da mealen şu âyet-i kerime ile işaret buyuruldu:
"Andolsun ki, Biz insanı
(Âdem'i)
şüphesiz ki, çamurun özünden yarattık
Sonra Âdem'in neslini, sağlam bir yerde
(rahimde)
bir nutfe
(az bir su)
yaptık
Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik
Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık
O et parçasını da kemikler haline çevirdik
Kemiklere de et giydirdik
Sonra ona başka bir yaratışla
(ruh ve nutuk verip)
insan haline getirdik
Bak ki, şekil verenlerin en güzeli olan Allahü teâlânın şanı ne kadar yücedir
" (Müminun 12-13-14)
Bunlar, Allahü teâlânın varlığının muhakkak lazım olduğunu ifade eden, Onun irade ve tedbirine delalet eden en açık delillerdendir
İnsan çamur özünden yaratıldı
Çamur özünün bir çok şekil ve durumlara kabiliyeti vardır
Fakat, insanın başka bir suretle değil de, kendisine has özellikleriyle malum olan ve en güzel surette meydana gelmesi mutlaka bir yaratıcının varlığını göstermektedir
İnsana baktığımızda şunları görüyoruz:
1-
İnsanın başka varlıklarda bulunmayan, kendisine mahsus bir sureti vardır
2-
İşitmek, görmek, koklamak, hissetmek, tatmak gibi, ihtiyaçlarını temin edebilmesi için hazırlanmış bir takım vasıtalara (duyu organları) sahiptir
3-
İhtiyaç hasıl oldukça, tertip üzere hazırlanmış gıda aletleri, mesela, yeni doğmuş çocuk gıdasını, önce annesini emmek suretiyle temin eder
Çünkü o, bu sırada dişsizdir
Gıdasını kendiliğinden temin edemez
Bir müddet sonra, dişlerle donatılır
Gıdasını yemekle elde eder
4-
Ağızdan alınan gıdalar, mideye gelir
Mide, kendisine ulaşan gıdaları pişirir
Bu gıdalara öyle bir incelik verir ki, bunlar en ince yollardan geçerek, tâ saçlara ve tırnaklara kadar ulaşır
5-
Karaciğer, öd (safra) çıkarmak, vücudun şeker durumunu ayarlamak, zehirleri bir dereceye kadar zararsız hale getirmek gibi bazı vazifeler için hazırlanmıştır
6-
Akciğer, dışarıdan temiz havayı (oksijen) alıp, kan dolaşımı ile dokulara iletmek ve kandan (karbondioksit alarak) kirlenen havayı nefesle dışarı vermek için hazırlanmıştır
7-
Ayrıca alınan gıdalardaki fazlalıkların atılması için gerekli aletler (a'zalar)
Bunlardan başka, tesadüfi olarak düşünülmesi imkansız olan, mutlaka bunları tertip ve düzenleyen bir yaratıcının varlığını gerektiren sayılamayacak kadar çok şey vardır
Bütün bunların çamur özü ve su ile düzenlenip, kısımlara ayrılması, mutlaka bir yaratıcıyı, bir düzenleyiciyi gerektirir
Bunu, düşünen her akıl sahibi anlar
Aynı şekilde, bir plan dairesinde düzenleyen, kasteden bir bina yapıcısı olmadan, bir binanın meydana gelmesi bile mümkün olmayınca, yukarıda saydığımız hallerin de bir yapıcı ve yaratıcı olmadan çamur ve su ile kendiliklerinden, tertip ve düzen içerisinde meydana gelmeleri mümkün olamaz
Sonra Allahü teâlâ mealen:
"Gerçekten, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri için, Allah’ın varlığını, kudret ve azametini gösterir, kesin deliller vardır"
âyet-i kerimesiyle [Al-i imran 190]bu hususu (Allahü teâlâdan başka her şeyin sonradan yaratıldığı, bunları Allahü teâlânın yarattığını) ve bunda çeşitli hikmetler bulunduğunu daha ziyade beyan eyledi
Feleklerin (Dünya, Ay, Güneş v
s
) hareketiyle, meydana gelen faydaların büyüklüğüne ve miktarına işaret buyuruldu
Mesela, gece, insanların istirahatı olduğu gibi ve mahsüllerine fazla gelen güneş hararetini (sıcaklığını) serinletmektedir
Gündüz ise, mahlukatın dağılıp hareket etmeleri, geçimlerini temin etmeleri için yaratılmıştır
Eğer devamlı gece olsa idi, karanlık, onların fayda temin edecek şeylerin peşine düşüp, bunları elde etmeye mani olacaktı
Aynı şekilde devamlı gündüz olsa idi, bu da zararlı olurdu
Gündüzün aydınlığı fırsat bilinerek takatin (gücün) üstünde hırsla çalışılır, kâfi miktarda istirahat etmedikleri için insanlar helak olurlardı
Bundan dolayı, onlara, çalışmaları için takatlarını geçmeyecek şekilde, zamanın bir kısmı gündüz, istirahatları için yeterli bir miktarı da gece kılındı
Böylece, onların halleri mutedil (normal) olarak gecenin serinliğinden, gündüzün sıcaklığından, kendileri, ekinleri, malları ve hayvanları için lazım olan kadarını alacaklardır
Böyle yapmakla, Allahü teâlâ mahlukatına merhamet buyurmuş, lütuf ve ihsanda bulunmuştur
Yine, mahlukatı kuşatan renk tabakası, onların gözlerine münasip ve muvafık gelen renklerden yaratılmıştır
Eğer bu renk, şimdi alemi saran renkten olmasaydı, gözleri bozacaktı
Cisimlerin büyük ve ağır olmasına rağmen, yer ve göklerin ve onlarda bulunan hükümlerin (kanunların); Allahü teâlânın tutmasına muhtaç olduğuna, mealen
"Doğrusu, gökleri ve yeri zeval bulmaktan Allahü teâlâ koruyup, tutuyor
Andolsun ki zeval bulurlarsa, onları Ondan başka kimse tutamaz
Gerçekten O, hâlimdir
Azap için acele etmez, gafurdur
(çok bağışlayıcıdır) âyet-i kerimesiyle işaret buyuruldu
(Fatır 41)
Bu âyet-i kerime ile bize, yer ve göklerin yerlerinde durmalarının Allahü teâlâdan başkası tarafından olmadığı ve onları bir durduran olmadan da yerlerinde durmalarının mümkün olmadığı bildirildi
Sonra felsefecilerin tabiatçı inanışlarından dolayı, ağaçların ve onlardan çıkan meyvelerin ancak, yer, su, ateş ve havanın tesiri ile meydana geldiği hakkındaki iddialarının bozukluğunu bize; Allahü teâlâ mealen
"Arzda birbirine komşu kıt'alar
(kara parçaları),
üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, hepsi bir su ile sulanıyor
Halbuki yemişlerin de bazısını bazısına üstün kılıyoruz
(Tad, renk ve kıymetleri başka başkadır
)
Şüphesiz ki, bunlarda da düşünen bir topluluk için pek çok ibretler
(alametler)
vardır"
buyurdu
(Rad 4)
Daha sonra Allahü teâlâ, her şeyin yaratıcısı olduğuna, bir olduğuna, işlerinin intizam ve tertip dairesinde cereyan etmesi ile delil getirdi
Allahü teâlâ işlerinde hiçbir ortağı bulunmadığını mealen,
"Eğer yer ile gökte, Allah’tan başka ilahlar olsaydı, bunların ikisi de fesada uğrar, yok olurdu"
âyet-i kerimesi ile bildirdi
(Enbiya 22)
Sonra, önce yaratıldıklarını kabul ettikleri halde, öldükten sonra tekrar diriltilmeyi inkâr edenlere karşı tekrar yaratılmalarının mümkün olduğunu bildirdi
Onlar tekrar yaratılmayı uzak görerek, çürümüş kemikleri kim diriltecek dedikleri zaman mealen "(Ey Resulüm) de ki:
"Onları ilk defa yaratan diriltir ve O her yaratılanı tamamiyle bilir"
buyurdu
(Yasin 79)
Sonra bunu onlara: Mealen
"O
(Allah)
ki, size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı da, şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz"
âyet-i kerimesi ile beyan eyledi
(Yasin 80)
Yaş ve yeşil iki ağaç olan ve rüzgar sebebi ile biri diğerine sürtülünce tutuşan uşar ve murah denilen ağaçlardan ateşin çıkarılmasını, çürümüş kemiklere, parçalanmış derilere, hayatı iade etmenin caiz olduğuna delil getirdi
(Uşar ile murah) eskiden Arapların ateş çıkarmak için kullandıkları iki ağaçtır
)
Sonra putlara tapanların yüzlerine vurarak, kendi yonttukları şeylere ibadet etmenin bozukluğunu mealen,
"Siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
kavli ile beyan etti
(Saffat 95)
Sonra mealen
"Sizi de, yaptıklarınızı da Allahü teâlâ yarattı"
buyurdu
(Saffat 96)
Böylece putlara değil, kendisine ibadetin vacip olduğunu beyan etti
Eğer sizin yontmanız olmadan, put, put olmuyorsa, Allahü teâlânın yaratması olmadan da, sizin suret ve heyetlerinizin olmayacağı, evvel emirde (kolayca) bilinen bir şeydir
Bundan dolayı, sizi ve sizin yonttuğunuzu yaratmak sureti ile, yonttuğunuz şeyleri de ben yaratmış olduğumdan, ibadete onlar değil ben layığım; çünkü sizi, işlerinizi yapmanıza muktedir kılan benim, buyuruyor
Allahü teâlâ
Peygamberlerini inkâr edenleri de Enam suresi 91
âyet-i kerimesinde red buyurdu
Mealen;
"Yahudiler, Allahü teâlânın kadrini, gereği gibi tanıyamadılar
Çünkü: "Allah hiçbir insana bir şey indirmedi" dediler
(Vahy ve kitapları inkâr ettiler
)
Onlara de ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar haline koyup hesabınıza geleni açıkladığınız fakat çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin bilmediğiniz ve atalarınızın da bilmediği şeyler,
size
(Peygamber diliyle Kur'an-ı kerimde)
öğretilmiştir
Ey Resulüm! Sen, Allah
(indirdi)
de! Sonra onları bırak
Bâtıl dedikodularında oynaya dursunlar
"
Nisa suresi 165
âyet-i kerimesinde ise mealen: "(iman edenleri Cennetle)
müjdeleyici,
(küfredenleri Cehennemle)
korkutucu olarak Peygamberler gönderdik ki, bu Peygamberlerin gelişinden sonra insanların
(yarın)
kıyamette "Bizi imana çağıran olmadı" diye Allahü teâlâya bir hüccet ve özürleri olmasın"
buyuruldu
Resulullahın Ehl-i kitaba karşı onların kitaplarında, kendi vasıflarının bildirilmesi, isim ve hususiyetlerine işaretlerin bulunması ile delil getirdi
Ehl-i kitap bunları gizledi
Allahü teâlâ, Resulullaha hak Peygamber olduğu ve bildirdiklerinin doğru olduğu hakkında, mucizelerle yardım eyledi
Resulullaha en büyük mucize olarak Kur'an-ı kerim verildi
Müşrikler, Kur'an-ı kerimin Allahü teâlânın kelamı olduğuna inanmıyorlar, Hz
Muhammed'in sözüdür, diyorlardı
Allahü teâlâ, o zaman en fasih ve edebiyatta zirveye ulaşmış olanlarından, Kur'an-ı kerimin on suresi veya bir suresi gibi bir söz söylemelerini istedi, insanlar ve cinler bir araya gelseler bunu yapamayacaklarını bildirdi
Nitekim onlar, böyle bir söz söylemekten aciz kaldılar
Böylece onların, Resulullaha iman etmeme hususunda özürleri ortadan kalkmış oldu
Hz
Musa da Firavun'un sihirbazlarını, asasıyla rezil ve rüsva etmekle, hem sihirbazların ve hem de diğer insanların kendisine iman etmeme mazeretlerini gidermişti
Musa aleyhisselamın asasından meydana gelen harikulade hallerin kendi güçleri dışında olduğuna, böyle bir şeyi yapabilmenin hatırlarından bile geçmediğine, böyle bir şeyi ancak Allahü teâlânın yapacağına, hem sihirbazları ve hem de başkaları kanaat getirdi
(Nihayet, bu mucize karşısında sihirbazlar, Hz
Musa'ya iman ettiler
)
Hz
İsa da ölüleri ilaçsız diriltmek, anadan doğma körleri ve derisi alaca olanları iyileştirmek, o zamanda insanları aciz bırakan şeylerle (mucizelerle), o devre göre tıpta en yüksek dereceye ulaşan tabiplerin kendisine inanmama mazeretlerini ortadan kaldırdı
(Çünkü böyle işleri, ancak Allahü teâlânın yardım ettiği bir kimse yapabilirdi
)
Resulullah da, kendi kavminden olan, edebiyatta yüksek dereceye ulaşan edebiyatçıların, kendisine iman etmeme hususunda bu mazeretlerini bertaraf etti
Çünkü, Kur'an-ı kerimin edebi yüksekliğini onlar da kabul ediyorlardı
İşte Resulullah efendimiz, yukarıda bildirilen yanlış yollara sapmış kimselere, getirdiği deliller ve mucizelerle, yollarının bozuk olduğunu, davet ettiği yolun ise doğru olduğunu anlatıyordu
Resulullah efendimiz, onlara daima karşısında duramayacakları deliller getirdiği, aralarında uzun müddet kaldığı halde, fevkalade ihtiraslarından dolayı, iman etme şerefine kavuşamadılar
Allahü teâlânın Resulullaha verdiği mucizelerden bazısı şöyledir:
Şiddetli açlık vakitlerinde, kalabalık cemaatı, az bir yiyecek ile doyurması, susuzluk zamanlarında, mübarek parmakları arasında fışkıran suyla, hayvanları ve sahiplerini kanana kadar su içirmesi, kurdun kendisine konuşması, kızartılmış koyunun ben zehirliyim diye haber vermesi, ayın ikiye bölünmesi, çağırması üzerine ağacın yerinden sökülerek huzurlarına gelmesi, emri üzerine ağacın tekrar yerine gitmesi, insanlar kalblerinde saklayıp da haber vermesini istedikleri şeyleri haber vermesi
Allahü teâlâ gizliyi, gizliden daha gizli olanları da bilir
Her şey Onun yanında hazır gibidir
Yer ve gökte hiç bir şey ondan gizli kalamaz
Kıyamet günü müminler Allahü teâlâyı göreceklerdir
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde mealen:
“Nice yüzler vardır ki, o gün
(kıyamette)
güzelliği ile parıldar
(O yüzleri)
Rablerine bakar”
buyurmaktadır
(Kıyamet 22-23)
Resulullah da:
"Ayı gördüğünüz gibi, kıyamet gününde Rabbinizi mutlaka göreceksiniz
Onu görmekte güçlük çekmeyeceksiniz"
buyurmaktadır
Allahü teâlâ yarattıklarından hiçbirine muhtaç değildir
O istediğini saptırır, istediğini hidayetiyle doğru yola iletir, istediğini aziz, istediğini fakir, istediğini zengin eder
Onun işlerinde asla noksanlık yoktur
O, her şeyin mutlak sahibi ve malikidir
O istediğini yapar
Allahü teâlâ mahlukatını iki kısma ayırdı
Cennete gidecekleri, isimleri ve babalarının isimleri ile beraber yazdı
Cehenneme gideceklerin isimlerini de yazdı
Resulullah efendimizle Hz
Ömer arasında şöyle bir konuşma oldu
Hz
Ömer Peygamber efendimize "Ya Resulallah! Bizim evvelce hesap ve kitabımız görülüp bitmiş mi, yoksa, daha yeni başlanmış bir iş mi?" diye sorunca, Resulullah efendimiz:"[Allahü teâlâ ezeli ilmi ile kimin cennetlik, kimin cehennemlik olduğunu bildiği için]
Bunlar, hesabı ve kitabı görülüp bitmiş işlerdir"
buyurdu
Bunun üzerine Hz
Ömer: "Öyleyse niçin ameller yapıyoruz (çalışıp, çabalıyoruz) ya Resulallah?" diye sorunca Peygamber efendimiz:
"İbadet yapınız! Herkese ezelde takdir edilmiş olan şeyi yapmak kolay olur"
buyurdu
[İnsanın işlerini Allahü teâlânın ezelde takdir etmesi demek, insanın neleri irade edeceğini bilmesi ve dilemesi demektir
Bunları
Levh-i mahfuz
’da yazmıştır
Böyle olduğu için, kulun mecbur olması gerekmez
Takvimlere, bir sene içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılmıştır
Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar
Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz
Takvime yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez
İşte Allahü teâlânın da, ezeli ilmi ile, kulların kendi istekleri ile günah veya sevap işleyeceklerini bilmesi, kulların işlerine cebri bir müdahale değildir
]
Allahü teâlâya ve Peygamber efendimizin iman etmeye davet ettiği şeylere iman eden kimseleri, küfürden başka hiçbir günah imandan çıkarmaz, imanlarını, ancak küfür giderir
Ehl-i kıble, günahları sebebiyle imandan çıkmayıp,dinin bütünemirleriyle mükelleftirler
Ehl-i kıbleden olup, günahkâr olanları da, Allahü teâlâ mealen:
"Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi
(dirseklerinizle beraber)
yıkayın, başınızı mesh edin ve ayaklarınızı yıkayın
Eğer cünüp iseniz boy abdesti alın"
Maide suresi, 6
âyet-i kerimesi ile mümin diye isimlendirmiştir
Eğer akidesi bozuk olan Kaderiyye'nin [ve vehhabilerin] dediği gibi günahkârlar, günahları sebebiyle imandan çıkmış olsalardı, onlara abdest farz olmazdı
Allahü teâlânın hitabı da bütün müminlere değil, yalnız itaat edenlere olurdu
Yine Allahü teâlâ, mealen
"Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman, Allahü teâlânın zikrine
(hutbe dinlemeye, namaz kılmaya)
koşunuz
Alış-verişi bırakın"
buyurdu
(Cum'a 9)
Bu hitabı yalnız itaat edenlere tahsis buyurmadı
Bu hitap aynı zaman da günahkârları da içerisine almaktadır
Küfrü gerektiren bid’at ve işlerden başka herhangi bir günahı yaparak, günahkâr olanlardan hiçbir kimse hakkında Cehennemliktir diye hükmedilemez
Allah’ın ve Resulünün Cennetle müjdelediklerinden başka hiçbir müslüman için isim vererek Cennetliktir denilemez
Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen,
"Muhakkak ki, Allahü teâlâ, kendisine ortak koşanları bağışlamaz
Bu günahtan başkasını dilediği kimseden mağfiret buyurur
(affeder)
"
âyet-i kerimesi ile delalet ediyor
(Nisa 6)
Çünkü, Allahü teâlâ kendisi haber vermedikçe, asiler hakkındaki iradesinin ne olduğunu bilmeye kimse için yol yoktur
Peygamber efendimiz:
"Ehl-i kıbleden hiç kimseyi, kendi kendinize Cennete, yahut Cehenneme koymayınız"
buyurdu
İnsanların amellerini yazan hafaza melekleri vardır
Allahü teâlâ bu hususa mealen,
"Halbuki üzerinde gözetleyici melekler var
(Amellerinizi yazan ve Allah katında)
kerim olan katip melekler var"
âyet-i kerimesi ile delalet buyurdu
(İnfitar 10-11)
Kabir azabı haktır, insanlar, kabirlerinde diriltildikten sonra imtihan edilecek
Kabirde sual sorulacak, Allahü teâlâ dilediği kimseye cevap vermeyi kolaylaştıracaktır
Kıyamet günü ilk sur üfürülünce, göklerde olanlar ve Allahü teâlânın diledikleri bayılıp düşecek, (ölecekler) ikinci surun üfürülmesi üzerine hepsi bakarak ayağa kalkacaklar (dirilecekler)
Allahü teâlâ insanları, ilk yaratmasında olduğu gibi, yalın ayak ve çıplak olarak diriltecek, (Dünyada iken) Allahü teâlâya itaat eden ve isyan eden bedenler, kıyamet günü diriltilecektir
Yine dünyada iken sevap ve günah işleyen eller, ayaklar ve diller de diriltilecek, sahipleri hakkında şahidlik edeceklerdir
Allahü teâlâ insanların amellerini tartmak için terazi koyacak
Kimin sevabı ağır gelirse, o kurtulacaktır
Kimin de sevabı hafif gelirse, hüsran ve zarara uğrayacaktır
Kıyamet gününde insanlara, amel defterleri verilecek
Amel defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolay görülecektir
Amel defteri sol eline verilenler azap göreceklerdir
Sırat, Cehennem üzerine kurulmuş bir kö
pr
üdür, insanlar oradan amellerine göre süratli veya yavaş olarak geçecekler
[Yalnız kıyamette kö
pr
ü, terazi vardır denince, dünyadaki kö
pr
ü ve teraziler akla gelmemelidir
Sırat kö
pr
üsü için de durum böyledir
Ahirette amellerin tartılması için terazi kurulacağına inanmalı, fakat nasıl, ne şekilde olduğunu düşünmemelidir
Mesela, (Sınıf geçmek için imtihan kö
pr
üsünden geçilir) diyoruz
Halbuki imtihanın kö
pr
üye benzer tarafı yoktur
Sırat kö
pr
üsü de, bilinen kö
pr
ülere veya imtihan kö
pr
üsüne hiç benzemez
(S
Ebediyye)
]
Kalbinde zerre miktarı imanı olan kimse, Cehennemde günahı kadar yandıktan sonra, Cehennemden çıkacaktır
Resulullahın şefaati, ümmetinden büyük günah sahipleri için olacaktır
Ümmetinden bir kavmi yanıp, kara kömür olduktan sonra ateşten çıkarılarak hayat nehrine atılacaklar, vücudu hiç azap görmemiş gibi terü taze olacak
Kıyamet gününde Resulullahın havzı bulunup, içmek için ümmeti oraya gelecektir
Ondan içen kimse, bir daha susamıyacaktır
Tuttukları doğru yolu; Peygamber efendimizden sonra değiştirenler, o havuzdan uzaklaştırılacaklar
Resulullahın mirac gecesi semaya çıkarıldığına dair habere iman etmek vaciptir
Deccal'e, İsa aleyhisselamın inerek Deccal'i öldüreceğine, güneşin batıdan doğacağına, Dabbet-ül-ardın çıkacağına ve bunlardan başka, sika (güvenilir) zatların Peygamberden bize nakledip, doğruluğunu bildirdikleri, diğerleri gibi kıyametten önce vukua geleceklerine dair tevatür ile bildirilen diğer alametler hakkında gelen haberlere iman etmek lazımdır
Peygamber efendimizin, gerek Allahü teâlânın kitabında ve gerekse sahih olan hadis-i şeriflerinde, bütün getirdiklerini tasdik etmeye, bunların muhkemleriyle amel, müşkil, müteşabih olanların nassını ikrar etmenin (kabul etmenin) tefsirini, ilim ihata edemeyecek olanların hakikatini, ilmi ilahiyeye havale etmek vaciptir
Müminlerin üzerine, emr-i maruf ve nehy-i anil-münker (iyiliği emredip, kötülükten alıkoyma) vaciptir
Muktedir olurlarsa, yapılan kötülüğe el ve dil ile mani olurlar
Muktedir olmazlarsa kalbleri ile o işi kötü görürler
Peygamber efendimizin hadis-i şerifi gereğince, asırların hayırlısı, Eshab-ı kiramın zamanıdır (asrıdır) Sonra Tabiin ve Tebe-i tabiin asırlarıdır
Eshab-ı kiramın en üstünü, Bedir muharebesine katılanlardır
Bunların en üstünü, Aşere-i mübeşşeredir (Cennetle müjdelenen on Sahabi)
Aşere-i mübeşşerenin en üstünü dört halifedir
[Hz
Ebu Bekir, Hz
Ömer, Hz
Osman, Hz
Ali (radıyallahü teâlâ anhüm)] Bunların halifelikleri, o zamandaki müslümanların rızası ile olmuştur
Müslümanlar bu tertip üzere ittifak ettiler (birleştiler)
Muhacir ve Ensardan ibaret olan Bedir ehli arasında, Aşere-i mübeşşereden sonra efdaliyet, hicret ve önce müslüman olmaya göredir
Peygamberimizin da'vet ettiği şeylere iman ederek, bir saat olsun kendisi ile görüşen yahut onu bir defa gören Eshab-ı kiram, Tabiinden üstündür
Eshab-ı kiram için, haklarında söylenen hayır sözlerden başkasından sakınmalıdır
Onların iyiliklerini yaymalı, yaptıkları işler için sahih ve doğru tevil yolları aramalı, takip ettikleri yolun en iyi yol olduğuna hüsni zan etmelidir
[Eshab-ı kiram arasında olan muharebeleri iyi sebeplerden dolayı bilmelidir
Bu ayrılıklar, nefsin arzuları, mevki, rütbe, sandalye kapmak, başa geçmek sevgisinden dolayı değildi
Çünkü, bütün bunlar, nefs-i emmarenin kötülükleridir
Eshab-ı kiramın nefsleri ise, insanların en iyisinin (aleyhisselam) sohbetinde, karşısında tertemiz olmuştu
Şu kadar var ki, Emir'in yani Hz
Ali'nin halifeliği zamanında olan muharebelerde, o haklı idi
Ondan ayrılan hata etti
Fakat ictihad hatası olduğundan bir şey denemez
Nerde kaldı ki, fasık denilsin, ictihad hatası, fısk, günah değildir
Hatta ayıplamaya bile izin yoktur
Çünkü, ictihadda hata edene de bir sevap vardır
Eshab-ı kiramın hepsi müctehid idi
Hepsi adil idi
Herbirinin verdiği haber makbul idi
Hz
Ali'ye uyanların ve ondan ayrılanların verdikleri haberler, doğrulukta ve güvenilmekte farksız idi
Aralarındaki muharebeler, itimadın gitmesine mani olmamıştır
O halde hepsini sevmek lazımdır
Çünkü, onları sevmek
Peygamber efendimizin sevgisinden dolayıdır
Bir hadis-i şerifte,
"Onları seven, beni sevdiği için sever"
buyurulmuştur
Onlara düşmanlık, Peygamberimize düşmanlık olur
Hadis-i şerifte,
"Onlara düşmanlık eden, bana düşman olduğu için eder"
buyurulmuştur
O büyükleri tazim etmek, hürmet etmektir
Onlara hürmetsizlik, tahkir etmek, Onu tahkirdir
Evliyanın büyüklerinden Ebu Bekr-i Şibli buyuruyor ki: "Eshab-ı kirama tazim etmeyen, kıymet vermeyen bir kimse, Resulullaha iman etmemiş olur
"] Bu hususta Selef-i salihin, Peygamber efendimizin
"Eshabımı zikrederlerse, siz kendinizi tutunuz"
hadis-i şerifine uydular
Ehli ilim, bu hadis-i şerifin manası için "iyiliklerinden başkası ile onları zikretmeyiniz (anmayınız) demektir, dediler
Yine Peygamber efendimiz:
"Esbabım hakkında bana eziyet etmeyiniz
Nefsim kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, eğer sizin biriniz hayır yolunda Uhud dağı kadar altın infak etse, onların küçük ölçek, hatta yarım ölçeklerine bile varamazsınız"
buyurdu
Yine Allahü teâlâ mealen
"Muhammed
(aleyhisselam)
Allahü teâlânın Peygamberidir
Onun beraberinde bulunanlar
(Eshab-ı kiram)
kâfirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler
Onları rüku ve secde eder halde
(namaz kılarken)
Allahü teâlâdan sevap ve rıza, istediklerini görürsün
Secde eserinden
(çok namaz kılmaları yüzünden meydana gelen)
nişanları yüzlerindedir
İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur"
âyet-i kerimesi ile meth ve sena eyledi
(Feth 29)
Şeyhaynın (yani Hz
Ebu Bekir ile Hz
Ömer'in), diğer bütün ümmetten üstün olduğu muhakkaktır
Buna inanmayan ya cahildir veya inatçıdır
Yakub aleyhisselamın oğulları arasında meydana gelen işler, onların kıymetini düşürmeyeceği gibi, dünya işlerinde, Eshab-ı kiram arasında olup-biten işler de onların kadr-u kıymetlerini düşürmez
İster icma ettikleri, ister ihtilaf ettikleri şeylerde olsun, Selef-i salihinin sözlerinin dışına çıkmak hiçbir kimseye caiz değildir
Peygamber efendimizin,
"Ehli havaric Cehennemin kelbleridir"
ve
"iki fırka var ki, onlara şefaat etmem; mürcie ve kaderiyye"
diye rivayet edilen, hadis-i şeriflerine binaen Eshab-ı kiramı sevmeyenler, hariciler, kaderiyye ve mürcieden ibaret olan Ehl-i bid’ati zem ve onlardan uzak olup, onlarla beraber olmamak gerektiğini islam âlimleri bildirmişlerdir
Yine Peygamber efendimiz,
"Kaderiyye bu ümmetin mecusileridir"
buyurdu
Bunlar, Allahü teâlânın yaratması gibi yaratabileceklerini iddia ettiler
Müslümanların birbirlerine iyilik etmesi ve sevişmesi lazımdır
Fakat Peygamberimizin Eshabından birisini, yahut Ehl-i beytini ve ezvacını (mübarek zevcelerini) kötüleyenlerden uzaklaşmak gerekir
İşte Selef-i salihinin üzerinde bulunduğu temel bilgiler bunlardır
Selef-i salihin, bilgilerde kitap ve sünnetin hükmüne tâbi oldular
Halef (sonra gelen âlimler) de bu hususta onlara uydu
Allahü teâlâ bizi ve sizi faydalandırsın
)
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
esari
,
imami
İmam-ı Eşari ile ilgili Benzer Konular
185 Kez Görüntülendi
İmam Buhari (İmam Buhari Kimdir? - İmam Buhari Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam-ı Gazali (İmam-ı Gazali Kimdir? - İmam-ı Gazali Hakkında)
Düşünürler-Flozoflar
İmam Mansur (İmam Mansur Kimdir? - İmam Mansur Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
İmam Hamzat (İmam Hamzat Kimdir? - İmam Hamzat Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
İmam Hamzat (İmam Hamzat Kimdir? - İmam Hamzat Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
18:57
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542