FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
Bazı Sahabilerin Cennet’le Müjdelenmesi
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Bazı Sahabilerin Cennet’le Müjdelenmesi ile ilgili Benzer Konular
293 Kez Görüntülendi
Cennet’te Allah’ın görülmesi nasıl olacaktır?
Sünnet & Hadis
“Ey Allah’ın Rasûlü! Cennet’te at var mıdır"
Sünnet & Hadis
Cennet’te kuşlar vardır ki....
Sünnet & Hadis
Cennet’teki Derecelendirmeler!
Sünnet & Hadis
Cennet’e giren en son kişi 'kim olacak?'
Dini Sohbet
silsille-i saadat sırasıyla
|
Son Dönem Erzurum Alimlerinden OSMAN BEKTAŞ HOCAEFENDİ
Konu Araçları
31-08-2007
#
1
Profil Bilgileri
P.Alemdar
Bazı Sahabilerin Cennet’le Müjdelenmesi
Bazı Sahabilerin Cennet’le Müjdelenmesi başlıklı yazı Mumsema Bazı Sahabilerin Cennet’le Müjdelenmesi Forum Alev
Aşere-i mübeşşere” konusu, eskiden bu yana İslâm âlimlerinin genel kabulüne mazhar olmuş ve tartışma gereği duyulmamış hususlardandır
Bu yazının kaleme alınmasının sebebi ise bazı yazarlarca aşere-i mübeşşere hakkında ortaya atılan birkaç tereddüt ve şüphedir
Bu vesileyle, sahabileri cennetle müjdeleyen haberlerin Kur’ân ve Sünnet’in prensipleriyle ne derece uyum içerisinde olduklarını göstermeye ve bu mesele etrafında zihinlere atılan birtakım şüphelere cevap vermeye çalışacağız
Kur’ân’ın üstün kılma meselesine bakışı
Kur’ân’da üstünlük veya birini diğerine üstün kılma ve tercih etme anlamında en çok kullanılan ifade فَضَّلَ / feddale “üstün kıldı” kelimesi ve türevleridir
Bu kelime rızıkta üstün kılma (Nahl, 16/71), fiziki ve maddi bakımdan üstün kılma (Nisa, 4/34), cihad edenlerin oturanlardan üstün kılınması (Nisa, 4/95), yenilip istifade edilen şeylerin kendi aralarında birbirlerinden üstünlükleri (Ra’d, 13/4), bilenlerin bilmeyenlere (Zümer, 39/9), görenlerin
görmeyenlere (Fatır, 35/19), ışığın karanlığa (Fatır, 35/20), tayyib (güzel) olanın habîs (çirkin) olana (Maide, 5/100), iyiliğin kötülüğe (Fussilet, 41/34), mü’minin fâsığa (Secde, 32/18), dirinin ölüye (Fatır, 35/22), Mekke fethedilmeden önce infak etmenin fetihten sonra infak etmeye (Hadid, 57/10), cennetlik olanın cehennemlik olana (Haşr, 59/20) üstünlüğü ve bunların asla bir tutulamayacağını ifade eden anlamlarda zikredilmiştir
Hatta daha özel anlamda peygamberler arasında da üstünlük derecelemesini bildiren ayet de vardır
(Bakara, 2/253)
Kur’ân’da ne hiçbir ırkın, aşiretin, cemaatin ahiretteki mertebeleri itibariyle diğerlerinden üstünlüğünü ifade eden ayet, ne de özel imtiyazlı bir millet vardır
Allah vasıflara bakar
Çünkü üstünlük “takva” ile doğru orantılıdır
Bu husus çok net olarak Kur’ân’da şöyle beyan edilmiştir: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık
Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülalelere ayırdık
Şunu unutmayın ki, Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, içinizde takvada en ileri olanınızdır
” (Hucurat, 49/13)
Kur’ân, aslında, genel anlamda bütün insanların şerefli ve üstün kılındıklarını ifade eder: “Gerçekten Biz Âdemoğullarını şerefli kıldık, karada ve denizde kendilerini taşıyacak vasıtalar nasip ettik, onlara helal ve hoş rızıklar verdik ve onları yarattığımız varlıkların çoğuna üstün kıldık
” (İsra, 17/70) Müfessirler bu ayetteki üstünlüğü güç ve hakimiyet ile şeref ve kerâmet tarzında yorumlamışlardır
(Beydâvî: 3/458; Kurtubî: 10/372
) Hatta bu ayetle beşerin melekten üstün olduğuna delil getirilmiş (Bkz
İbn Kesîr: 3/52
) ve bu problem, Eş’arî kelamcılar ile bazı Mutezilîler arasında tartışılmıştır
(Bkz
Şevkânî, 3/244
) Ne var ki, “Hakiki insanlık, kul ile Rabbisi arasındaki münasebetin bilinip değerlendirilmesine bağlıdır
Aksine böyle bir münasebet sezilip değerlendirilmediği yerde, potansiyel değerleri itibarıyla meleklerden dahi ulvi sayılan insanın, “Ke’l-en’ami bel hüm adall” fehvasınca, en sefil varlıklardan daha aşağılara sürüklenme ihtimali söz konusudur
” Kur’ân’ın bazı milletleri üstün kılması o milletler için ebedi ve değişmez bir özellik değildir
Belki bu tür üstünlükler imtihan hikmetine mebni olarak bahşedilmiş, ancak buna liyakatini isbat edemeyen veya isbat edip de sürekli kılmayanlardan geri selbedilmiştir
Sözgelimi İsrailoğullarına verilen üstünlük (Bakara, 2/47), verdikleri sözde vefa göstermedikleri için alınmış ve zillet, meskenet ve lanetle cezalandırılmışlardır (Bakara, 2/61)
Ayrıca Kur’ân, bu meseleyi bir ayetiyle prensibe bağlamıştır: “De ki: Ey mülk ve hakimiyet sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden onu çeker alırsın
Dilediğini aziz dilediğini zelil kılarsın
Her türlü hayır yalnız Senin elindedir
Sen elbette her şeye kâdirsin
” (Âl-i İmran, 3/26)
Kur’ân’da, hayatta olan bir Müslüman özel olarak Cennet’le müjdelenmiş midir?
Cennetle müjdelenme konusunu merak eden bazı dikkatli okuyucular, “Kur’ân genel anlamda bütün Müslümanları iman ve amel-i salih şartıyla cennetle müjdelemiştir
Acaba Kur’ân’da müşahhas olarak bir mü’min için cennetle müjdeleme söz konusu olmuş mudur?” sorusunu sorabilirler
Bunu birkaç noktadan izah edebiliriz:
Birincisi, Efendimiz’in beyan ettiği her şeyi veya verdiği bütün haberleri aynen Kur’ân’da aramak anlamsızdır
Aranacak taraf ancak ilke ve genel prensipler düzeyinde olabilir
Eğer Kur’ân, detayları tümüyle beyan etseydi, ilaveten Efendimiz’in (s
a
s
) açıklama yapmasına gerek kalmazdı
İkincisi, Kur’ân bize bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu bildirir
Burada bize iyi ameller yapmamızı tavsiye eder ve yaptığımız güzel işlerin neticesinde ahirette çok büyük mükafatlarla karşılanacağımızı ve en önemlisi Allah’ın rızasına ulaşabileceğimizi müjdeler
Kur’ân-ı Kerim, hayatta olan mü’minleri cennetle müjdeleme konusunda genel ifadelere yer vermiş olmakla birlikte, Yasin sûresinde, şehit edilen bir Müslüman (rivayete göre Habib-i Neccar) için, şehit edildiği sırada, ona “Cennet’e gir denildi” (Yasin, 36/26) ifadesi geçer ki, bu da bir yönüyle hayatta müjdeleme sayılabilir
Nitekim Râzi bu konuda iki görüşün olduğunu söylüyor: “Daha sonra Cenâb-ı Hak, ‘(Ona) “gir cennete” denildi
’ buyurmuştur
Bu ifadeyle ilgili olarak iki izah yapılır:
a) O önce öldürüldü, sonra da ölümünü müteakip kendisine, “gir cennete” denildi
b) Onun, “iman ettim” demesinin peşinden, ona, “gir cennete” denildi
Birinci izaha göre, Cenâb-ı Hakk’ın, “Ne olurdu kavmim bilselerdi
” ifadesi, o zâtın bu sözü ölümünden sonra söylediği; Allah’ın, onun bu sözünü haber verdiği manasına gelir
İkincisine göre ise, o, bu sözü hayatta iken söylemiş olur
Buna göre o sanki, kendisinin cennete gireceklerden olduğunu o elçilerden duymuş, onları tasdik etmiş, buna kesinkes inanmış ve bunun böyle olduğunu bilerek, “Keşke kavmim de, benim bildiğimi bilselerdi, böylece de, benim iman ettiğim gibi, iman etselerdi!” demiştir
(Bkz
Tefsir-i Kebir: XVIII/474) Buna göre, Kur’ân’ın Habib-i Neccar’a ait olduğu rivayet edilen sözleri ebedileştirmesi de hayattaki bir mü’minin cennetle müjdelenmesinin imkanına bir delildir
Diğer bir ayette de benzer durum söz konusudur: “Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden râzı, O da senden râzı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine ve gir Cennetime!” (Fecr, 89/27-30) Bu ayette Allah’ın sâlih kullarına vefatları esnasında veya ahirette yöneltilen/yöneltilecek olan müjdeli haber söz konusudur
(Bkz
Kurtubî: 20/58; İbn Kesîr, 4/ 511
)
Kur’ân’da müjdelemek, sevindirmek (İbn Manzûr: 4/61) anlamlarına gelen بَشَّرَ (beşşera) fiili ve çeşitli türevleri zikredilmiştir
Kur’ân, bütün peygamberlerin müjdeleyici ve uyarıcı olduğunu genel anlamda vurgulamasının yanı sıra, özel olarak, sekiz ayet içinde Hazreti Peygamber’i (s
a
s
) hem müjdeleyici hem de uyarıcı olarak tavsif eder
(Bakara, 2/119; Sebe’, 34/28) Ancak, onun müjdeleyici olması, müşahhas insanları değil de, iman eden ve sâlih amel işleyenleri genel manada cennetle müjdelemesidir
Dolayısıyla her sahabi için Kur’ân’da ayrı ayrı müjde aramak, yerinde ve isabetli bir tutum olamaz
Ne var ki, Efendimiz (s
a
s
), Allah’ın bildirmesiyle bir kısım sahabilerini cennetle müjdeleyebilir ve nitekim de öyle olmuştur; bunda garipsenecek ve yadırganacak bir durum olmamalıdır
Konumuzla yakından ilgili görünen bir de “râzı ve hoşnut oldu” anlamına gelen رَضِيَ fiili vardır
Çeşitli formlarda Kur’ân’ın pek çok ayetinde yer alan bu fiil, şu ayetlerdeki kullanımı itibariyle önem arzeder:
“İslâm’da birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzelce tabi olanlar yok mu? Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razı oldular
Allah onlara içinden ırmaklar akan cennetler hazırladı
Onlar oralara devamlı kalmak üzere gireceklerdir
İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı!” (Tevbe, 9/100) Bu ayette kendilerinden râzı olunan kişiler kimlerdir? Bu sorunun cevabı, bazı tefsirlerde şöyle zikredilir: “Saîd ibn Müseyyeb ve bir gruba göre, bu kimseler, kıbleteyn yani hem Kabe’ye hem de Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılanlardır
(Taberî, 11/8) İmam Şâfiî’nin ashabına göre ise, bunlar, Bey’atü’r-Rıdvan’nda hazır bulunanlardır
Muhammed ibn Ka’b ve Atâ ibn Yesâr’dan gelen bir rivayette ise Bedir’e katılanlardır
Kurtubî’ye göre, âlimler, kıble tahvilinden önce hicret eden tüm muhacirlerin ayette zikredilen ilk muhacirler zümresine dahil olacakları konusunda ittifak etmişlerdir
” (Kurtubî, 8/236
) Bütün bunlarla birlikte Ayetteki “min”e beyaniye olarak bakıldığında muhacir ve ensar olmak üzere hepsini kapsar
Diğer taraftan Hadid sûresi 10
ayet ve Nisa sûresi 95,96
ayetlerde sahabenin hepsine aralarında fark olmakla beraber Cennet vaat edilmiştir
Sahabenin anlatıldığı bu ayette Cennet kelimesinden önce ‘min’ harfi cerri hazfedilmiştir ki, bu ifade, manzaranın ne kadar mükemmel olduğuna, onlar için hususi bir cennet hazırlandığına, onların girecekleri cennetlerin altından suların çağlayarak aktığına işaret etmektedir
(Kur’ân’da Sahabe, s
117)
Allah’ın râzı olduğu kimselerden bahseden ve konumuz itibariyle dikkat çeken diğer bir ayet ise şudur “Gerçekten Allah, (Hudeybiye’de) o ağacın altında sana biat ettikleri zaman, mü’minlerden razı oldu
Onların kalplerindeki ihlası bildiği için üzerlerine sekîne, huzur ve güven indirdi
Onları hemen yakında gerçekleşen bir zaferle ve alacakları birçok ganimetle mükâfatlandırdı
Allah Azîz ve Hakîmdir; mutlak gâlibdir, tam hüküm ve hikmet sahibidir
” (Fetih, 48/18-19)
Rıdvan Bey’atı denilen bey’atın nedeni ise şudur: Hz
Osman, Hz
Peygamber’in elçisi sıfatıyla Mekke’ye gönderilmiş, gecikince, Rasulullah onun öldürüldüğü şayiası üzerine Müslümanlardan, Kureyş ile harb etmek ve kaçmamak üzere bizzat Hz
Peygamber tarafından bey’at alınmıştır
Ayette sözü edilen sahabilerin sayısı 1300 ile 1500 arasında yer alan bir rakam olarak rivayet edilmektedir
(Beydâvî: 5/204; Kurtubî: 16/274
)
Aşere-i Mübeşşere Rivayeti
Abdurrahman ibn Humeyd, babasından, o da Saîd ibn Zeyd’den Rasulullah’ın bir cemaate şöyle söylemiş olduğunu rivayet etmiştir: “Ebû Bekir cennettedir, Ömer cennettedir, Osman cennettedir, Ali cennettedir, Talha cennettedir, Zübeyr cennettedir, Abdurrahman ibn Avf cennettedir, Ebû Ubeyde Âmir ibn el-Cerrâh cennettedir, Sa’d ibn Ebî Vakkâs cennettedir
Saîd ibn Zeyd bu dokuzunu saydı, onuncuya gelince sustu
Orada bulunanlar, ‘Allah aşkına ey Ebu’l-A’ver,
onuncuyu da söyle’ dedikleri zaman, Saîd ibn Zeyd, “Mademki Allah aşkına! dediniz, Ebu’l-A’ver cennettedir” dedi
(Tirmizî, Menâkıb 28
Benzeri rivayetler için bkz
: Ebû Dâvud, Sünnet 8; İbn Mâce, Mukaddime 11)
Niçin özellikle bu on kişi öne çıkarıldı?
Gerçekten bazıları on rakamına takılabilmekte ve bunların dışında cennetle müjdelenen daha başka sahabiler olduğu halde, niçin on ile sınırlandırılmış olduğunu sorgulayabilmektedirler
Böyle bir suale şunu söylemek mümkündür: Evet, daha başka sahabiler de cennetle müjdelenmiştir
Ancak bu on sahabi Cennet ile müjdelenenlerin ilk onunu teşkil etmektedir
Böylelikle bu sahabe-i güzinin diğerlerinden farklı olan yanlarına ve faziletlerine dikkat çekilmek istenmiştir
Bu konuyla ilgili olarak Abdullah ed-Dervîş ve Ebu’l-İzz şöyle der: “Nasıl ki meleklerin dördü büyük melektir; bunun gibi insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmetin ilk onu en öne alınmıştır
Tamamı itaatkâr olan melekler arasında bir dereceleme olduğuna göre, bütünü ‘âdil’ kabul edilen sahabiler arasında da böyle bir derecelendirme yapılmış olması da makuldür
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in cennetle müjdelenen bu on sahabiye ta’zim ve onları öne alma konusundaki icmâları da bunu ifade eder
” (Abdullah ed-Dervîş: s
38; Ebu’l-İzz ed-Dimeşkî: 2/733
)
Konunun daha basitçe şöyle anlaşılması mümkündür: Beş bin metrelik bir koşu düzenlendiğini; koşuya yüzlerce atletin iştirak ettiğini düşünelim
Bunların tamamına yakını hedefe varabilir; ancak, ilk onunun ilanı ve onların özel ödüllerle mükafatlandırılması da gayet yerindedir
Şimdi bu durum, diğer atletlerin ödüllendirilmeyeceği anlamına gelir mi? Aynen bunun gibi Ensar ve Muhaciriyle tüm sahabiler her zaman Allah Resulü’nün yanında yer alarak ebedi saadeti peylemişlerdir
Ne var ki, bunlardan ümmete pek çok yanlarıyla örneklik teşkil edecek on kahraman öne çıkarılmıştır
Mesele bu kadar açıktır
On kişinin tamamının da Kureyş’e mensubiyeti ne ifade eder?
Akla şöyle bir sual de gelebilmektedir: Efendimiz (s
a
s
) tarafından cennetle müjdelenen on kişinin tamamının Kureyş’e mensub olmasının hikmeti ve sebebi ne olabilir? Sayılan on sahabinin dışında da cennetle müjdelenenler olmuştur; Abdullah b
Selam, Ukkaşe b
Mihsan vs
Ancak, özellikle bu on şanlı sahabinin şöhret bulması veya öne çıkarılması şöyle izah edilebilir:
Öncelikle mezkur on kahraman sahabinin durumu tam olarak ortaya konmadan, onların sadece Kureyşî olmalarını öne sürmek bir yaklaşım hatasıdır, haksızlıktır ve onların diğer yanlarını görmezlikten gelmektir
Öncelikle şu bilinmelidir ki, bu on sahabinin onu da Mekke’de en zor şartlar altında Müslümanlığa giren birer kahramandırlar
İkincisi, bu on sahabinin tamamı hicret eden muhacir sahabilerdir
Üçüncüsü, bu on sahabinin en azından altısı –Hz
Ebu Bekir, Hz
Abdurrahman b
Avf, Hz
Sa’d b
Ebi Vakkas ve Hz
Said b
Zeyd (r
anhum) hariç- şehit olmuşlardır
Hazreti Ebu Bekir’in zehirlendiğine dair rivayeti de (Aşere-i Mübeşşere, s
47) düşünürsek, onu da şehitler arasında sayabiliriz
Velhasıl bu kahramanların her biri birçok faziletiyle maruf örnek sahabilerdir
Malum, Allah Resûlü (s
a
s
) soy olarak da çok seçkin ve tertemiz bir nesepten gelmiştir
Nitekim bu konuda bazı rivayetler vardır ki, gerek halifelerin ve gerekse konumuzla ilgili olması yanıyla cennetle müjdelenen diğer altısının Kureyş’e mensup olmalarının, tesadüfi olmadığını gösterir
Diğer taraftan Kureyş, davete muhatap olan ilk toplum olması itibariyle Allah Resûlü’nün tabii çevresini teşkil ediyordu
Dolayısıyla da zikri geçen on sahabinin tamamının da Kureyş’e mensubiyeti gayet normal bir durumdur
Nitekim bu hususta gelen rivayetlerin bazıları şöyledir:
“Allah, İbrahim evladından İsmail’i, İsmail evladından Kinaneoğullarını, Kinaneoğullarından Kureyş’i, Kureyş’ten Haşimoğullarını, Haşimoğullarından da beni seçti
” “Allah tüm insanları ve mahlukatı yarattı, beni ise en hayırlı olanları içinden yarattı
Sonra beni, en hayırlı kabilelerin içine koydu ve en hayırlı kabileden kıldı
Sonra beni onlar içinde hayırlı evde yarattı
Ben ruh olarak onların en seçkini ve hâne olarak da en hayırlılarıyım
” (Mübarekfûrî: X/75-76)
Müstedrek’te de şu rivayet vardır: “Allah Resulü şöyle buyurdu: Allah beni seçti ve benim için de ashâbımı seçti
Ashabım içinden de bana vezirler, yardımcılar ve hısımlar lütfetti
Her kim onlara söverse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanlığın laneti onlara olsun! Kıyamet gününde onlar için ne bir fidye ne de bir mübadele de söz konusu olmayacaktır
” (Hâkim, III/732)
Dolayısıyla Kureyş’in Efendimiz’in tabii çevresi olması ve onun Kureyş hakkındaki engin fetaneti, söz konusu on kişinin bu boya mensub olmasında müessirdir
Zira Kur’ân’da da geçtiği üzere Kureyş, ticaretle iştigal etmesi bakımından ve Kabe’nin hizmetlerini deruhte etmeleri sebebiyle, Arap yarımadasında ve çevredeki pek çok ülkede namı duyulmuş bir kabileydi
Allah Resulü, vahyin yönlendirmesi (Şuara, 26/215) ve fetanet-i azamıyla bunu gördü ve ilk zamanlar yakın çevresi üzerinde yoğunlaştı
Onlar da Peygamberin davasına sımsıkı sarıldılar ve her biri kendine has mümtaz vasıflarıyla ilk on kahraman arasına dahil oldular
Yaşayan birinin cennetle müjdelenmesi teklife aykırı mıdır?
Bu konuda insanın aklına gelebilecek şüphelerden biri de, yaşayan birinin cennetle müjdelenmesinin insanın sorumluluğunu ortadan kaldırabileceğidir
Bu da makul bir düşünce olamaz
Eğer bu iddia tutarlı olsaydı, Kur’ân’da, genel anlamda ve hatta özel manada sahabileri cennetle müjdeleyen ayetler olmaz ve Allah Resulü de bazı sahabilerini cennetle müjdelemezdi
En başta Kâinatın Efendisi Hazreti Muhammed (s
a
s
)’in “bütün hataları bağışlanmış olduğu” (Fetih, 48/2) bildirilmiş olmasına rağmen çoğu geceleri ayakları şişinceye dek ibadetle geçirmesi nasıl izah edilecektir? İzahı çok basittir: Onun (s
a
s
) en büyük gayesi rıza-yı ilahi idi
“Doğrusu Rabbin, Sana vereceklerini öyle bir verecek ki, hem O’ndan hem de verdiklerinden tam razı olacaksın” (Duha, 93/5) iltifatına mazhardı
“Allah’ın rıza ve rıdvanı en büyüktür
” (Ankebut, 29/45) hedefine yönelen bir mirac şehsuvarıydı
Keza onun tilmizleri olan sahabiler de aynı yolun yolcularıydı
İnsanları, kullara kulluktan, Allah’a kulluğa taşımaktı biricik gayeleri
Bu yolda giderken elbette kulluktan uzaklaşamazlardı
İnsanlara örnek olmalıydılar ve öyle de yaptılar
Onların bakışları ve ufku sadece cennet değildi ki, cennetle müjdelenince hemen yan gelip yatsınlardı! O şanlı sahabiler, gözlerini Efendiler Efendisi’nin gösterdiği rıza-i ilahi ufkuna dikmişlerdi
Zira O’nun rızası ve sevgisi her şeyin ötesinde ve değerler üstü değere sahiptir
Konuyu biraz daha tavzih maksadıyla, sahabe-i kiramın ibadete düşkünlüğünü beyan eden bir örnek vermekte fayda vardır: Bir sefer esnasında Resulü Ekrem Efendimiz ashabı ile beraber bir vadinin kenarında istirahat etmek üzere konaklamışlardı
Gönüllü olarak iki sahabi nöbet tutuyordu
Biri namaza durmuştu
Düşmanlar, uzaktan namaz kılan sahabiyi fark etti ve ok atmaya başladı
Sahabi vücuduna isabet eden okları çıkarıp namazına devam etti
Sonra yanındaki arkadaşı bu durumu anlayınca, “Neden ilk ok isabet ettiğinde bana haber vermedin?” diyerek çıkıştı
Bunun üzerine yaralı sahabi şöyle dedi: “Namazda bir sûre okuyordum; yarıda keserek namazı bırakmak istemedim
” (Ebu Davud, Taharet 79)
Efendimiz’in (s
a
s
) vefat eden Müslümanları tezkiye etme konusunda tutumu, yaşayanları cennetle müjdelemesiyle tezat teşkil eder mi?
Allah Resûlü (s
a
s
) vefat edenler hakkında çok temkinli konuşurdu
Nitekim Osman b
Maz’un vefat ettiği zaman Ümmü’l-Alâ, “Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Ebâ Sâib! Allah’ın sana ikramda bulunduğuna ben şahidim
” demesi üzerine, Nebiler Nebisi: Nereden biliyorsun ki, böyle söylüyorsun? Ben Allah’ın peygamberi olduğum halde ona nasıl muamelede bulunulacağını bilmiyorum
” dedi
Bunun üzerine kadın: “Vallahi bundan böyle hiç kimseyi Allah’a karşı tezkiye etmeyeceğim
” (İbn Abdilber: 21/226) buyurmuştur
Hadisin siyak ve sibakından da anlaşıldığı üzere Efendimiz, insanların ahiretleri hususunda uluorta herkesin konuşamayacağını vurgulamıştır
Muhtemelen Allah Resûlü bu konularda hüküm vermenin gayb bilgisine dayandığını ve peygamberlerin dışında hiç kimsenin bir şey söylemesinin doğru olmadığına dikkat çekmiştir
Nitekim Cin sûresi 27
ayette, Allah dilerse, Resulü’ne gaybdan bazı şeyleri izhar edebileceği beyan buyurulmaktadır
(Bkz
: Elmalılı, VIII/5415) Kur’ân-ı Kerim’de ayrıca gelecekte olacak bazı hadiseler bildirilmiştir ki, bunlar bir bakıma Kur’ân’ın, diğer bir açıdan da Rasulullah’ın gaybi mucizelerinden addedilmiştir
Mesela, “Pek yakında Rumların galip geleceği” (Rum, 30/1-4) “Allah Resulü’nün düşmanlarından ilahi inayetle korunacağı” (Maide, 5/67), “Kur’ân’a asla muaraza edilemeyeceği” (Bakara, 2/24; İsra, 17/88) ve “Hazreti Peygamber ve ashabının Mekke-i Mükerreme’ye emniyet içinde girecekleri” (Fetih, 48/27) gibi haberler aynen tahakkuk etmiştir
Yaşayanların cennetle müjdelenmesiyle vefat edenlerin tezkiye edilmemesinin tezat oluşturup oluşturmadığı hususuna gelirsek; Efendimiz her zaman havf ve reca arası bir yol takib etmiş; ümmetine de hep bu yolu göstermiştir
Kur’ân’da da, bazen insanları salih amellere teşvik sadedinde cennet nimetleri anılırken, hemen arkasından, tembelliğe ve tenperverliğe kendilerini salıvermesinler diye azap ve cehennem ayetleri zikredilmiştir
Efendimiz’den şerefsudur olan beyanları da bu çerçevede anlamak mümkündür
Bazen, hem bir hakikati dile getirme ve hem de ilgili şahısları ve arkadan gelenleri hizmet ve mücahede yolunda şahlandırma adına müjdeli haberler vermiştir
Bazen de ashabını ve sonra gelecek ümmetini temkin ve teyakkuza davet adına hiç kimsenin kendisinin ve başkasının akibetinden emin olmaması gerektiği hakikatini vurgulamıştır
Dolayısıyla anılan iki husus birbirine tezat teşkil etmez
Cennetle müjdelemenin teselli yönü de var mıdır?
Cennetle müjdelemenin bir nevi teselli şeklinde anlaşılabileceği de akla gelebilir
Nitekim buna şu misali verebiliriz: Enes (r
a
) anlatıyor: “Hârise, Bedir savaşında vefat etmişti
Hârise’nin annesi Allah Resulü’ne geldi ve şöyle dedi: “Yâ Resulallah, Hârise’yi ne kadar sevdiğimi bilirsin
Eğer yeri cennet ise sabreder ve sabrımın mükafatını Allah’tan beklerim
Yok, onun yeri cehennem olacak olursa, sen benim ne yapacağımı gör!” Resulü Ekrem o kadına şöyle buyurdu: “Hay Allah senin iyiliğini versin
Cennet bir tane midir ki! Cennet çoktur; senin oğlun ise Firdevs cennetindedir
” (Buhari, Meğazi 9) Buharî’de geçen bu hadiste anlatılan müjdeli haber, Hârise’nin annesini tesellinin ötesinde, aynı zamanda bir hakikate tercüman olmanın ifadesidir
Çünkü O’nun latifelerinde bile bir hakikat ve bir nükte vardı
Her sözü ve tavrı doğru idi
Kaldı ki, onun bir insanın ebedi hayatı hakkında rasgele konuşması muhaldir
Zaten Hârise (r
a
), Bedir’e katılıp şehit düşen sahabilerdendir ve Ashâb-ı Bedir’in âkibetinin cennet olduğu kuşkusuzdur
Nitekim, Mekke fethi öncesinde, Mekke’ye sefer düzenleneceğini bir kadınla haber vermek isteyen ve böylece oradaki yakınlarını korumayı düşünen Hâtıb hakkında Efendimiz, Hazreti Ömer’e hitaben şöyle buyurmuştu: “Hâtıp Bedir’e katılmıştı
Sen nereden biliyorsun, Allah’ın Bedir harbine katılanlara bakıp da, ‘Artık dilediğinizi yapabilirsiniz
Hepinizi bağışladım
’ demediğini!” (Buhari, Meğazi 9; Müslim, Fedailu’s-Sahabe 161; Ebu Davud, Cihad 108)
Netice olarak, Allah Resulü’nün (s
a
s
) bazı ashabını ismen cennetle müjdelemesinin anlaşılmayacak ve dinin ruhuna ters gelecek hiçbir yanı yoktur
O, Allâmü’l-Ğuyûb olan Allah’tan aldığı bir kısım gayb bilgilerini bazı hikmetlere mebni olarak bildirmiştir
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
bazi
,
cennet8217le
,
mujdelenmesi
,
sahabilerin
Bazı Sahabilerin Cennet’le Müjdelenmesi ile ilgili Benzer Konular
293 Kez Görüntülendi
Cennet’te Allah’ın görülmesi nasıl olacaktır?
Sünnet & Hadis
“Ey Allah’ın Rasûlü! Cennet’te at var mıdır"
Sünnet & Hadis
Cennet’te kuşlar vardır ki....
Sünnet & Hadis
Cennet’teki Derecelendirmeler!
Sünnet & Hadis
Cennet’e giren en son kişi 'kim olacak?'
Dini Sohbet
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
06:22
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545