FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sahabeler ve Alimler
MEVLÂNÂ’NIN ÜSLÛBU, METODU ve EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
MEVLÂNÂ’NIN ÜSLÛBU, METODU ve EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ ile ilgili Benzer Konular
766 Kez Görüntülendi
Efendimiz’in (sas) kullandığı 40 öğretme metodu
Dini Sohbet
Bir Kur’ân üslubu: Yumuşak söz
Dini Sohbet
YÜreĞİm Yangin Yerİ...
Aşk-Sevgi-Evlilik
Kur’Ân’dakİ Kissalarin Dİn ÖĞretİmİndekİ Yerİ
Kuran'ı Kerim
Gezi-Gözlem Metodu
Rehberlik
Son Dönem Erzurum Alimlerinden OSMAN BEKTAŞ HOCAEFENDİ
|
BedİÜzzaman’a GÖre Felsefeyle Kur’Ân’in Hİkmetİ Arasindakİ Fark
Konu Araçları
02-09-2007
#
1
Profil Bilgileri
P.Alemdar
MEVLÂNÂ’NIN ÜSLÛBU, METODU ve EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ
MEVLÂNÂ’NIN ÜSLÛBU, METODU ve EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ başlıklı yazı Mumsema MEVLÂNÂ’NIN ÜSLÛBU, METODU ve EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ Forum Alev
1
Mevlânâ Kimdir?
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (1207-1273); Doğuda ve Batıda, bir bilgin, mütefekkir, mutasavvıf, eğitimci, dil ustası ve büyük bir şair olmanın yanı sıra, gönül ehli ve aşk rehberi olarak da tanınan büyük bir şahsiyettir
Hayalinin genişliği, hislerinin coşkunluğu, tabiatı tasvirdeki gücü, bilgisi, inceliği ve samimiyeti onun belirgin vasıflarını oluşturmaktadır
Mevlânâ’nın bütün ömrü, başlangıçta öğrenmek, faziletler elde etmek, nefsini yenmek ve hakikate ulaşmak için çalışmakla; maddi ve manevi ilimleri elde ederek, faziletlere sahip olduktan ve Şems ile karşılaştıktan sonra vecdli bir devre geçirerek hakikate ulaştıktan sonra da erenlere hizmet, sâlik ve tâlibleri irşad etmek ve hakikati yaymakla geçmiştir
Hayatı bu kadar dolu ve hareketli geçen Mevlânâ, aynı zamanda, Sevgili hasretini acı acı duyan, şiirlerinde ağırlıkla O’nun güzelliğini ve özelliğini işleyen, O’na kavuşmanın hasretini dile getiren aşk ve çile adamıdır
Mevlânâ, “Mutlak Varlık” olarak adlandırdığı Allah’a bilgi, tefekkür, sanat, heyecan ve bunların hepsinden üstün bir aşk yoluyla varmak isteyenlerin en büyüklerindendir
O, entelektüel boyutuyla evrensel benlik düzeyine çıkıp, herkesle, her şeyle sonsuz birleşmeyi arasa da, dinine bağlı, kendisini Kur’ân hakikatlerine ve Hz
Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) sevgisine adamış, bu adanmışlığı insan ve doğadakiler ile tatlı bir şekilde birleştirmeyi başarmış bir sevgi ve gönül adamıdır
Her günde farklı bir zevk bulan, her günün düşüncesinde farklı izlenimler yakalayan Mevlânâ, dinamik ve iyimser bir felsefe yanlısıdır
O, insanı, hayatı ve daha genel boyutuyla varlığı anlama ve anlamlandırmada; varlığın Allah ile sıcak, samimi ve içten ilişkiye sokulmasında ve bunu yaparken de insana nefsini tanıtmasıyla, ona aşkını fark ettirmesiyle, insanlar arası sevgi ve barışı işlemesiyle örnek bir kişiliktir
Mevlânâ, dinin statik olan kalıp tarafını değil, dinamik olan özünü tanıtan, onun bu yönünü ön plana çıkaran bir düşünürdür
Buna benzer özellikleri ve güzelliklerinden dolayı Mevlânâ’nın eserleri ve fikirleri çok geniş bir alana ve mekana yayılmış, gerek Doğu gerekse Batıda çok sayıda insanı derinden etkilemiştir
O, bu gücü ve etkisine rağmen, kendi adına birçok parlak merasimler düzenlense de, henüz hakkıyla anlaşılamamıştır
Mevlânâ’nın, Hakk’a olan aşkını, yaratıklara olan sevgisini, bilgi ve felsefesini sade bir üslûpla anlatmaya çalıştığına şahit oluruz
Sanatı sanat için değil de halkın anlaması için kullanan Mevlânâ’nın, konuşmasıyla yazması, şiiriyle nesri arasında bir üslûp birliği görürüz
Onun her eserinde, samimi, inandırıcı, heyecanlı ve içli bir üslup hâkimdir
Ancak onun rubailerinde yakaladığı üslûbu, diğer nazım ve nesir çeşitlerinde sürdürdüğü üslûba göre biraz daha zordur
Bunun için, îcaz sanatına fazla yer verilen bu rubailer farklı yorumlara gayet açıktır
Onun gazelleri lirik, orijinal mâna ve mazmunları içerir
Bu gazellerinde o, irfan, hikmet, aşk temalarını kendine yakışan şâirâne ibarelerle süsler
Fakat o, bu süslemeyi büyük bir sadelik içerisinde yapar
Bundan dolayı bu gazeller, okuyana yüce bir hâl, derin bir coşkunluk hissi verir
Mevlânâ’nın eserlerinde göze çarpan en bâriz özellik külfetsizliktir
O gayet akıcı bir üslûp ve sade bir anlatım yolu benimsemiştir
Eserlerindeki ibarelerin inceliği, sözlerinin güzelliği ile okuyucuyu büyülemeyi başarmıştır
Anlatacaklarını zekice, coşkulu ve sade bir şekilde dile getirir
Mevlânâ’nın çok tatlı ve yumuşak bir söyleyiş tarzı vardır, ama, özellikle cahil ve gafillere seslenirken, üslûbu bazen sertleşmekte hatta, bazen de sözünü sakınmamaktadır
Dinleyiciyi uyanık tutmak, dikkatini arttırmak, konuya vakıf olmasını sağlamak gâyesiyle olmalı ki yer yer “aşağılık adam!”, “aşağılık nefis!”, “a murdar!”, “a akılsız şaşı!”, “beyni kokmuş kişi!” “şeytanın kuzusu”, “şeytanın maskarası” şeklinde hitaplar kullanır
Bazen de sevecen bir üslûpla, “güzelim”, “babam”, “civanım”, “ey ulu kişi” şeklinde seslenmektedir
Celâleddin Rûmî, Mesnevî’sinde, bazı terimleri mecâzî anlamda kullanmaktadır
Sözgelimi, taklit düzeyinde kalıp hakikate ulaşamamış şeyhi, “köy” kelimesi ile tanıtmaktadır
1 O, bazen Allah’ı “Padişah” kavramı ile niteler
Bunlara benzer terimlerin Mevlânâ’nın literatüründe hangi anlamda kullanıldığı bilinmezse, onun edebe, ahlâka, dîni ölçülere ters düştüğü zehabına kapılmak mümkündür
Mevlânâ’da, bazı paradoksal ifadelerle karşılaşırız ki bunları, hem dilin imkânlarının sınırlı oluşuna, hem yaşadığı yoğun dini tecrübenin özelliğine, biraz da yanıklığına ve pervasızlığına bağlayabiliriz
Mevlânâ, dilin meramı anlatmadaki acziyet ve imkânlarının sınırlılığından şikayetçi olmasına ve bunun gereği olarak bazı mecazî ve paradoksal ifadeler kullanmasına ya da sükûtu tercih etmesine rağmen, konunun geniş çevrelerce rahat bir şekilde anlaşılması için özen göstermiştir: “Biz de” diyor Mevlânâ, “sözü herkesin anlayacağı, kavrayacağı ölçüde söylüyoruz
Çünkü Peygamber, ‘İnsanlarla, onların akılları nispetinde konuş
’ buyurmuştur
”2 Sık sık temsillere ve somut örneklere başvurması da3 onun bu prensibe uymasının bir sonucudur
Mevlânâ’nın
“Her ne kadar Hintçe söylüyorsam da aslım Türk’tür” ifadesindeki “Hintçe”den maksadı, “anlaşılması güç gibi görünen şeyler söylüyorum”u anlatmak istemesidir
“Aslım Türk’tür” sözleri ile de, “Benim dediklerimi siz karanlık görüyorsunuz ama öyle değil; benim aslım aydınlıktır; ben açık söylerim” demek istediği ileri sürülmüştür
4
Mevlânâ, düşüncelerini açıklarken, âyetlere sıkça başvurmakta, hadislerden bolca örnekler getirmektedir
Mecâzi anlatımlara yer verdiği gibi, anlatılan konunun rahat anlaşılması için, teşbihlere de çokça başvurur
Tabiattan, çeşitli hayvanlardan, böceklerden, birçok âletten, günlük hayattan, tarihten
somut örnekler vererek konuyu, sade bir anlatımla anlaşılır kılmaya çalışır
Verdiği örnekler gayet rahat anlaşılacak sadelikte olup ikna edici ve birçoğu öğüt verici niteliktedir
Yine o, aşk hikâyelerine, efsanelere, mesellere, Arapça ve Farsça manzum parçalara, meşhur mutasavvıfların ve büyüklerin sözlerine, ârifâne nükte ve hikâyelere, halkın inanç ve törelerine sıkça başvurarak konuyu sadeleştirmekte, ona açıklık ve akıcılık kazandırmaktadır
Mevlânâ, konuları anlatırken konuşmaları yer yer soru-cevap şeklinde sürdürür
Bu teknik, meselenin anlaşılması ve muhatabın ikna edilmesinde önemli rol oynamaktadır
Bazen, konu dışına çıktığı da görülür
O, her ne kadar dilin imkânlarının sınırlı olduğundan sızlanarak kendisini sıkça “sus”maya zorlasa da, söylediklerinin rahat bir şekilde anlaşılması için birtakım çabalara girişir
Bunu yaparken birtakım benzetmelerde bulunarak bazı kavramları tanıtır ve açıklar
Yine o, aynı amaçla, basit fakat düşündürücü, özellikle de derin keşf ve tahlil gücünü gösteren deliller getirir, örnekler verir
Anlatmak istediği şeyi açıkça ortaya koymaya çalışır, hatta yer yer gülünç ve müstehcen sayılabilecek hikâyeler bile söylemekten çekinmez
Zira Mevlânâ, bu tür anlatımın etkili olacağının bilinciyle, nükteleri keskin bir kılıca benzetmektedir
5
Mesnevî’de bir olay anlatılırken yer yer araya başka hikâye veya olaylar da girmekte daha sonra ise tekrar önceki olayın anlatımına dönülmektedir
Kendisine sıkça sükûtu telkin eden Mevlânâ’yı, halkı aydınlatma ve onlara bilgiler aktarma sorumluluğunun ve belki de aşk dolu yüreğini onlara açma niyetinin ağır basmasından dolayı, bu telkinde bulunmaktan ve kendisini konudan konuya atlamaktan alıkoyamamaktadır
Mevlânâ’nın sohbet, şiir, nesir ve mektuplarında, bilgi ve düşünce yönünden bir bütünlük hemen göze çarpar
Onun hiçbir eserinde, bir başka eserindeki fikriyle ters düştüğü görülmez
Mevlânâ, açıklamaları ve verdiği örnekleriyle genelde insanın, özelde ise eşya ve tüm varlıkların Allah ile olan ilişkisini açıklamayı hedeflemekte, dünya ve âhiret birliğinin-dirliğinin yolunu anlatmaya çabalamakta; hakkı görmenin, hakla olmanın, yakîne ermenin yolunu göstermeye çalışmaktadır
Binaenaleyh, onun eserlerindeki, özellikle Mesnevî’sindeki birçok açıklama ve anlatılan olaylar, sonuçta Allah’ın lütuf, rahmet ve güzelliğini hatırlatarak insanı ebedî saâdet ve ilahî rahmete ulaştırma hedefine hizmet etme gâyesini taşımaktadır
Zaten o, Mesnevî’nin son cildinde bu eserini, “manevî deliller”i içeren bir kitap olarak tanıtır
Mevlânâ, bu delillerin dile getirmek istediği alanın, yer yer duyular âlemini aştığını ifade eder
O, bu duyular üstü âlemden bahsetmenin ve dolayısıyla onu anlamanın zorluğunu zaman zaman dile getirir: “Fakat bu tabiat âleminin ötesinde öyle haberler, öyle bilgiler vardır ki, bu canlar, o meydanda cansız bir hâle gelirler
”6 Bazen o, verdiği örneği beğenmez de “Bu örnek de sudan oldu, hiç uymadı
Fakat duygu âleminde bundan güzel bir örnek de bulunmaz!”7 der
Kısacası Mevlanâ, birtakım manevî ince sırları halkın anlayamayacağı veya yanlış anlayabileceği yahut onların hazmedemeyeceği endişesiyle, açıklamaktan kaçınmaktadır: Daha doğrusu o, her şeyi, her zaman, her yerde ve herkese açmak istemez
“
Sonra, söylenmesi imkânsız olan başka bir şey daha var ki, onu konuşmak için hem zaman ve mekân, hem de dost ister
”8
Bazen de anlattığı bir konunun çok uzamasından korkup, “
bu sözün sonu gelmez”9, “
kendine gel artık, bu sözün sonu yoktur”10, “sözü uzatmak ayıbından korkuyorum”11, “gel de sözü kısa keselim”12, diyerek o bahsi orada kesip, başka bir meseleye geçmektedir
Bu hususta onun Dîvân’ında göze çarpan en belirgin şey, bendlerin sonunu genelde “sus!” diye bitirmesidir
Bu durumu, çok yoğun bir mistik tecrübe yaşayan Mevlânâ’nın bu yoğun duygusunu dile getirmesinin zorluğuna, hazmedilememe endişesine, bu tecrübeyi, bu mistik hâli ve duyguları ifade etmede dili yetersiz görüşüne, bazen de susarak hâl diliyle söylemenin daha uygun olacağını benimsemiş olmasına13 ve benzeri sebeplere bağlayabiliriz
Yerine ve konusuna göre de bazen o, sükût etmek istemezcesine coşarak her şeyi apaçık sayıp dökmeye başlar
14
4
Sanatı
Mevlânâ’nın şiir ve sanattaki gücü dünyaca tartışmasız bir şekilde kabul edilmiştir
Doksan bini aşkın beyit söylemiş olan Mevlânâ’da, can sıkıcı, sakat veya cansız sayılabilecek doksan tane beyit aransa bulunmaz
Bu bolluk, düzgünlük, sınırsızlık, onun insan ve cihan ötesi ilâhi âlemle sürüp giden dostluğunun bir delilidir
Mevlânâ, mümkün olan en basit ifade tarzını seçmiştir
Çünkü onun maksadı “anlaşılır olmak”tır
Geniş kitlelere kadar da inmek istediği için olmalıdır ki o, hikâyeler, mecazlar ve sembollerden yararlanmıştır
Onun, mecaz, sembol, kinaye, hikâye ve tiplemelere başvurmasının bir nedeni de kelimelerin, kendi düşüncelerini ve ruhunun sırlarını ifade etmede yeterli olmadığıdır
Klasik mecazların yanı sıra, kendi icadı olan sayısız teşbih ve istiareler de şiirlerine ayrı bir zenginlik katmaktadır
Rûmî, kendi şiir dili de dâhil olmak üzere, dilin eksik veya kusurlu olduğunun farkındadır
Onun, vezin, kâfiye, nazım gibi şekli kayıtlardan bazen şikayet etmesi hem âdettir hem de benzeri görülmemiş güçte olan duygu, seziş ve ilhamlarını ne kadar geniş ve mükemmel de olsa mısralar hâlinde söylemenin çaresizliğini can evinden hissetmesindendir
15 “
Yanıma gelen yâranın sıkılmaması, üzülmemesi için o kadar gönül almaya çalışıyorum ve onları meşgul etmek, oyalamak için şiir söylüyorum
Yoksa ben nerede, şiir söylemek nerede?!
”16
Mevlânâ’nın sanattaki gücü şu üç sebebe bağlanabilir:
1
Başta Kur’ân ve hadis olmak üzere halk hikâyeleri, atasözleri, vecizeler ve çok dikkat sarf edilerek oluşturulan kendi gözlemleri olmak üzere çok zengin malzemeye dayanması
Şiirlerindeki şaşırtıcı şumullülük de bunlardan kaynaklanmaktadır
Bu saydıklarımız içerisinde Kur’ân, onun en zengin kaynağını oluşturur
2
Edebiyat geleneğini iyi bilmesi, ondaki sanat ve inceliklere vâkıf olması hatta hitâbî oyunlara ve anlatım bozukluklarının hepsine büyük bir sanat gücüyle hakim olması
3
Gazel ve rubâilerinin çoğunda görülen cezbe ile kontrolü, akıl ile sarhoşluğu uzlaştırması
İrfan ve aşk gerçeklerini kendine yakışan şâirâne ibareler ve söz gelişleriyle süsler
Bu gazellerde geçen redifler ve tekrarlar onun sanatına ayrı bir çekicilik, güzellik ve güç katar
Bunlar sadece şiirdeki bütünlüğü sağlayan formel birer faktör ve süs olmayıp, mesajı ve sembolizmi güçlendiren etkili bir anlam aracıdır
Onun şiirlerinde geçen “Ey âşıklar, ey âşıklar”, “gel, gel”, “can, can”, “sus, sus”, “ağla, ağla” gibi tekrarlar Kur’ân’a benzemeye çalışma17; ses uyumu, dinlendirme ve melodiyi sağlama; anlamı pekiştirme ve dikkat çekme gibi gâyelerle yapılmıştır
Şiirin bir aşk işi olduğu bütün sınırsızlığı ile Mevlânâ’da görülür
Şiirin büyük bir kültür, geniş bir bilgi, kelime ve deyim dağarcığı ve de söz ustalığı gerektirdiği; ufuklara sığmaz doğuşlar, ilhamlar işi olduğu; âhenk, duygu ve fikir zenginliği eseri olduğu Mevlânâ’nın şiirleri delil tutularak anlaşılır
Son derece geniş bir hayal gücü, coşku dolu hisleri, zengin bir tasvir gücü, bilgisi, inceliği ve ifadelerini samimi bir dille anlatabilmesi/okuyucuya yansıtabilmesi, sanatının belirgin vasıflarını oluşturmaktadır
Yerine, muhatabına ve o anda bulunduğu ruh durumuna göre, susmayı istemesine rağmen, coşkusu, samimiyeti ve “apaçık bir uyarıcı” olan Hz
Peygamber’in18 misyonunun takipçisi olması, onu yer yer açık bir dille gerçeği söylemeye zorlamaktadır
Mevlânâ, düşüncelerini, güçlü bir beyan gücüyle sanata dökmüş ve bu gücünü sanat için sanat anlayışıyla yapmış değildir
Ona göre, şairlik için çalışıp çabalama, sözde edipliğe başvurma, sanat yapma kaygısına düşme ancak bir tekellüftür
19 Aşk derdiyle sarhoş olmuş bir kişi ölçüye, vezne nereden dikkat edecek?
Mevlânâ’nın temel hedefi, tasannûdan uzak olarak, mütevâzi bir şekilde ve de dilin elverdiği ölçüde kendisini ifade etmek olmuştur
O, şiirde şekilden ziyade mana ve öz yanlısıdır
Şiir onda bir vasıta olarak kullanılmıştır
Onun asıl sanatı vezinli ve kâfiyeli sözler söylemek değil, gönüllere hitap etmektir
Buna rağmen şiirlerinin biçiminde yani nazım, şekil, vezin, kâfiye ve dilinde hiçbir kusur bulunmamaktadır
20 Şems’in gelişi ile şiir yüz fersahlık yerden görünecek bir yangın parlaklığı kazanıyor ama şiire çok eskiden beri, belki Nişabur’da büyük sûfi şair Feridüddin Attar’ın kendisine Esrarnâme adlı kitabını hediye ettiği zamandan beri, bir hayranlık başlamıştır
Şems’i tanımadan önce kendisini sanata ve şiire veren Mevlânâ, onu tanıdıktan sonra uyanmış, şiir ve sanatın hiçliğini anlamış ve “kalemi kırdım” demiştir
Aslında Mevlânâ kalemini kırmadı, yine şiirler yazdı, çünkü büyük fikirler güzel söylenmelidir
Değişen şey; Topçu’nun da belirttiği gibi, bundan sonra Mevlânâ’nın şiir ve sanatı din ile ilhamın emrinde bulundurması, onlara hizmetkâr yapması; sanatın onun dini yaşayışının bir tecellisinden ibaret olmasıydı
21 His, akıl, zeka, sezgi, ilham nihayet aşk birer tanıma vasıtasıdır
Mevlânâ’nın kullandığı asıl tanıma vasıtası ve sanatına temel olan güç kaynağı ise aşktı
Mevlânâ’da sanat, felsefi bir idealizmden ziyade, dini ve mistik bir temele dayanmaktadır
O, Nasr’ın da belirttiği gibi, dünyanın en büyük mistik şairi olup, gerçekten, sûfizm geleneğinde büyük bir zirvedir
22 Hâliyle o, hem formel ve harici ilişki aracılığıyla ve hem de manevi kişiliğinin genişliği ile sûfi geleneğine bağlıdır
Bir Davud el-Antakî’nin hürmetten gelen korkusunu, bir Rabia’nın ilahi aşkını, İbn Arabi’nin irfanını ve Necmeddin Kübra’nın tarikat edebini tecrübe etmiş ve yaşamıştı
23 Bundan dolayı ona şair demekten çok, “sûfi şair” demek gerçeğe daha uygun düşecektir
Sûfi geleneğine bağlı olan Mevlânâ, şiirlerini çoğu zaman cezbe hâlinde terennüm ettiği için, bizzat kaleme alamamış, çevresindeki müritleri tarafından bu şiirler yazıya geçirilmiştir
24
Mevlânâ, yukarıda da belirttiğimiz gibi, şair olmadığını ve şiir yazmak istemediğini söylemesine rağmen, doğrudan ilham aracılığıyla Doğu Edebiyatı’nın sürekli okunan ölümsüz şaheserlerini kaleme aldı
Bu eserler, bilindiği gibi, hem metafizik alanda bir hazine, hem de mistik sanatın en yüce şiirsel ürünleri olan Mesnevî, Dîvân, Rubâiler ve diğerleridir
Sonuç
Anadolu’da Türk Edebiyatı’na ait ilk ürünler on üçüncü yüzyıla aittir
Elimizde bu dönemden önce Anadolu’da yazılmış eser yoktur
Bu asırda Mevlânâ, hacimli ve muhtevâlı eserleriyle Türk Edebiyatı’nın Anadolu’da gelişmesine ve yayılmasına önemli katkıda bulunmuştur
Ancak Selçuklu Devleti’nin Farsça’yı resmi dil tanıması, diğer yandan Farsça’nın o dönemde edebi dil olarak kabul edilmesi; Mevlânâ’nın da eserleri Farsça yazmasına sebep olmuş, ilk zamanlarda yalnızca belli bir kültür seviyesine sahip şair ve yazarlar Mevlânâ’dan feyiz almışlardır
Mevlânâ bazı eserlerini de Arapça yazmıştır
Bunun sebebi o devrin kültür dillerinin bunlar olmasıdır
O dönemin edebiyat, felsefe ve tasavvuf çevrelerinde ve medreselerde Farsça yaygındı
O, Anadolu’ya geldiğinde eserlerini Türkçe yazsaydı, doğup büyüdüğü ailesinin ve Hârezm bölgesi halkının konuştuğu Hakaniye Lehçesiyle yazacaktı
Bu lehçe ise Anadolu’da konuşulan Oğuz Lehçesinden farklı olduğundan, yeni geldiği bu bölge halkı onu rahatça anlayamayacaktı
Yine de o, Türkçe şiir söyleyen şairlerden sayılır
O’nun Divan’ında Türkçe-Farsça mülemmalar vardır
Bir örnek;
Dâni ki men be’âlem yalnuz seni sever men
Çün der berem neyâyî ender gamet ölür men
Bugünkü Türkçe ile ifadesi:
“Bilirsin ki ben, âlemde, yalnız seni severim; yanıma gelmeyecek olursan, senin gamından ölürüm
”
Bu (on üçüncü) asır Türk Edebiyatı’nın bir diğer feyiz kaynağı da Yunus Emre’dir
Mevlânâ Hudâvendigâr bize nazar kılalı
Onun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır
beytinden anlaşılan odur ki; Yunus Emre Mevlânâ ile tanışmış, bizzat meclislerinde bulunmuş, Mevlânâ’ya yakın ve ona hayran bir sûfidir
Birçok şiirinde Mevlânâ’dan faydalandığını gördüğümüz Yunus Emre’nin bazı şiirleri âdeta Mevlânâ’dan Türkçe tercümeler mâhiyetindedir
Takip eden asırlarda şairlerimiz üzerinde Mevlânâ etkisi çığ gibi büyümüş, Mevlevi olsun ya da olmasın pek çok müellif Mevlânâ’nın eserlerinden ilham almışlardır
On dördüncü yüzyılda Gülşehri’nin Mantıku’t-Tayr’ı ve Aşık Paşa’nın Garib-Name’sinde gerek vezin, gerek muhteva yönünden Mesnevî’nin tesiri açıkça görülür
On beşinci yüzyılda Hüdâyî Salih Dede Mevlevî bir divan şairidir
Aynı asırda Muînî ve Dede Ömer Rûşenî Mesnevî’den ilk manzum tercümelerini kaleme almışlardır
On altıncı yüzyılda Şâhidî, Yusuf Sîneçâk, Fevrî, Fedâyî, Bursalı Rahmi, Sinoplu Safâyî, Derviş Nigâhî, Ârifî gibi birçok Mevlevi şair yetişmiştir
On yedinci yüzyılda Mevlevi şairlerin sayısında büyük artış olmuş, diğer yandan divan şairleri Mevlânâ’nın ve Mesnevî’nin değerini her fırsatta dile getirmişlerdir
Asrın başında tahtta olan I
Ahmed (Bahtî v
1617), dünya saltanatını bir yana bırakarak mana sultanı Mevlânâ’ya kul olduğunu söyler
Aynı asrın kaside şairi Nef ’î, Mevlânâ ve Mesnevî’sini över
Mevlânâ için kaleme aldığı kasidede Mesnevî’yi;
Mesnevî amma ki her beyti cihan-ı ma’rifet
Zerresiyle afitabının beraber pertevi
beytiyle tarif eder
On yedinci yüzyılın şair kadrosu hayli zengindir
Neşatî, Enîs Dede, Ahmet Fasîh Dede, Âdem Dede, Şeyhülislam Bahâyî ve İbrahim Cevrî asrın Mevlevi şairleridir
Aynı zamanda hattat olan Cevri, Mesnevî’yi yirmi iki kere yazmıştır
Bu yüzyılın hikemî şairi Nâbî de Mevlânâ’ya hayrandır
Mevlânâ’yı öven üç medhiyyesi, ayrıca Mevlânâ’nın bir gazeline tahmisi vardır
On sekizince yüzyılda Mevlânâ hayranlığı daha da artmıştır
Divanı, Mevlânâ medhiyeleriyle dolu olan Mustafa Sakıb Dede, Mevleviliğin önemli kaynaklarından biri olan Sefine-i Nefise-i Mevleviyân adlı üç ciltlik eserini kaleme almıştır
Süleyman Nahîfî, Mesnevî’nin altı cildini nazmen tercüme etmiştir
Neylî, Manisalı Birrî, Adnî Receb Dede, Fennî, Müneccimbaşı Ahmet Dede, Konyalı Nesîb Dede, Nâyî Osman Dede asrın Mevlevi şairleridir
On sekizinci yüzyılın divan şiirinde Mevlânâ’dan feyz alan büyük şair Şeyh Galib’in ayrı bir yeri vardır
Mesnevî’yi elinden düşürmeyen Galib, henüz yirmi yedi yaşındayken Mesnevî’yi on birinci kez hatmetmiştir
Samimi bir Mevlânâ aşığı olan Şeyh Galib’in tasavvufi düşüncelerinin kaynağı daima Mevlânâ’nın eserleri olmuştur
Örnek vermek gerekirse Mevlana’nın insan sevgisi, Şeyh Galib’de:
Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
(Zatını değerli bil, ona iyi bak
Zira sen âlemin özü, kâinatın gözbebeği olan insansın
) ifadesiyle yerini bulur
Yine on sekizinci yüzyılda Şeyh Galib’in yakın dostu Esrar Dede, Dervişlerinden Neyyir Dede ve Hulusi Dede Mevlevi şairlerimizdendir
Şeyh Galib’e büyük ilgi ve yakınlık gösteren Sultan III
Selim de İlhamî mahlasıyla şiirler yazan, Mevlânâ hayranı bir padişahtır
Tanzimat döneminde divan şiirini temsil eden şairlerden Yenişehirli Avnî Bey, Said Çelebi, Konyalı Şem’î, Şeref Hanım, Leyla Hanım, Ramiz Abdullah Paşa, Pertev Mehmed Paşa, Zîver Paşa, Hakkı Paşa, Şerif Reşid Paşa, Nâzım Paşa gibi şair ve devlet adamlarının Mevlânâ’ya övgü dolu şiirleri vardır
Tanzimat’tan sonra batı kültürünün etkisi altında gelişen ve günümüze kadar uzanan dönemde de Mevlânâ tesiri ve hayranlığı devam eder
Âsaf Hâlet Çelebi, Yahya Kemal Beyatlı bu dönemin şairlerindendir
Ahmet Remzi Akyürek, Tahirü’l Mevlevî, Veled Çelebi (İzbudak), Midhat Bahârî Beytur, Feridun Nafız (Uzluk), Ahmet Avni Konuk, Abdülbaki Gölpınarlı, Kemal Edip Kürkçüoğlu, Mehmet Önder, Feyzi Halıcı, Veysel Öksüz, Şefik Can ve Âmil Çelebioğlu Mevlânâ’nın eserlerini tercüme eden, şiirlerini veya ilmi araştırmalarını Mevlânâ’ya hasreden şair, ilim adamı ve Mevlânâ dostlarıdır
25
Görülüyor ki Mevlânâ, ölümünden bu yana yedi asrı geçen zaman içinde Türk Edebiyatı’nın bütününe mal olmuş; tesiri, sevgisi, hayranlığı artarak devam etmiştir
Dantel
Mumsema
Frmacil
Tags
:
edebiyatimizdaki
,
metodu
,
mevln8217nin
,
uslbu
,
yeri
MEVLÂNÂ’NIN ÜSLÛBU, METODU ve EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ ile ilgili Benzer Konular
766 Kez Görüntülendi
Efendimiz’in (sas) kullandığı 40 öğretme metodu
Dini Sohbet
Bir Kur’ân üslubu: Yumuşak söz
Dini Sohbet
YÜreĞİm Yangin Yerİ...
Aşk-Sevgi-Evlilik
Kur’Ân’dakİ Kissalarin Dİn ÖĞretİmİndekİ Yerİ
Kuran'ı Kerim
Gezi-Gözlem Metodu
Rehberlik
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
23:30
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542