Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Siyer

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Sevgili Peygamberim .. ile ilgili Benzer Konular
509 Kez Görüntülendi

Benim Peygamberim Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Sevgili Peygamberim Kitapserisi 11 Cİlt E-Kitap
Sevgili Peygamberim ; Gönül Kumaşımızda Aşkın Var Nakış Nakış Siyer
Gül Kokulum Sevgili Peygamberim Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Sevgili Peygamberim mp3 Peygamber Efendimiz (S.A.V)

PEYGAMBER EFENDİMİZDEN (sav) 10 NASİHAT VE 55 ALTIN ÖĞÜT | Hz. Adem (s.a.)
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 01-02-2008   #1
Profil Bilgileri
Standart Sevgili Peygamberim ..



Sevgili Peygamberim .. başlıklı yazı Mumsema Sevgili Peygamberim .. Forum Alev


SEVGİLİ PEYGAMBERİM


Yemen, Habeşistan Krallığına bağlı bir valilikti Kısa boylu, şekilsiz, hilekar ve ihtiraslı biri olan vali Ebrehe, eyaletinde yaşayan arapların her sene akın akın Kabe'yi ziyaret için Mekke'ye gitmelerine sinirleniyordu Bu sebeple, bu koyu hırıstiyan, San'a şehrinde devrin en namlı mimar ve ustalarına gayet süslü gösterişli büyük bir kilise yaptırdı ve ismini "Kuleys" koydu
Bunun ardından da Habeş Kralı'na mektup yazarak arapların şimdiden sonra hac için ancak "Kuleys"i ziyaret edebileceklerini; Mekke'ye gitme maksadıyla hiç kimseye izin vermeyeceğni zira bu yüzden ülkesinin büyük maddi zararlara uğrıdığını bildirdi Böylece kralın da izin ve desteğini almıştı

Ebrehe'nin kararı, az zamanda her tarafa yayıldı Böyle bir engelleme niyeti Yemen'li arapları fena halde öfkelendirmişti Nukayl isminde bir yerli, Kuleys kilisesine girerek orada ibadet ediyormuş gibi üç gün-üç gece kaldıktan sonra kimsenin olmadığı bir zamanda vurdu, kırdı, içeriyi harabeye çevirdi ve ihtiyacına yaparak kirletti ve kayıplara karıştı Ebrehe ağır bir hakarete uğramıştı

Bir grup arabın kaza sonucu çıkardığı yangınla kilisenin tahta bölmeleri de yanınca vali, iyice küplere bindi Ebrehe'nin intikam kararı işitilmemiş cinstendi

Kabe'yi yıkıp yerle bir etmek, enkazı fillerle Yemen'e taşımak ve Mekkelileri esir almak için dörtbin Fil ve üçyüzbin Habeşliden kurulu ordusu ile harekete geçti

Düşmanın, Mukaddes Kabe'yi yıkmak üzere gelmekte olduğunu öğrenen Kureyşlilerin keyfi kaçmıştı Bunun üzerine Mekke Emiri Abdülmuttalib, içlere su serpici şu kısa konuşmayı yaptı:

-Ey Kureyş kabilesi; endişeye kapılıp, huzurunuzu bozmayın! Yemen ordusu gelip Kabe'yi yıkamaz; Kabe'nin sahibi vardır Onu koruyacağından şüpheniz olmasın Ama ferman-ı ilahi böyle ise kim mani olabilir?

Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib, o günlerde gördüğü bazı rüyaları kendine göre tabir ederek böyle diyordu; ama aslında O'nun da kalbi rahat değildi

Bir müddet sonra Mekke çevresine gelen düşman öncüleri, arapların koyun ve develerini alıp götürdüler Götürülenler arasında Abdülmuttalib'in dörtyüz seçme devesi de bulunuyordu

Abdülmuttalib, düşmana elikolu bağlı teslim olmak için Kureyşli yiğitlerle beraber silahlanıp, pusatlanarak cins arap atlarına binip vakit kaybetmeden Sebir dağana çıktılar

Dağda insanı hayret ve hayranlığa düşüren bir olay meydana gelid

Adem aleyhisselam'dan beri aziz Peygamberimiz'in atalarının birinden diğerine geçe geçe en sonunda dedelerine ulaşan "Muhammed nur", Abdülmuttalib'in alnında ayın ondördü gibi parlayıp ışık saçmaya başladı Öye ki bu parlak ışık aşağılarda gecenin karanlığana bürünen Mekke'nin üzerine kadar yayılıyordu Nurun alnında yine bütün güzellği ile belirmesi üzerine, Abdülmuttalib, silah arkadaşlarına:

-Dönün! dedi Şehrimize gidiyoruz Zafer bizimdir! Bu nur ne zaman alnımda işımışsa o dem düşmana

galip gelmişizdir

Mekke önlerine gelmelerinden az zaman sonra Ebrehe, beldeyi teslim alıp, Kureyşlileri yerlerinden, yurtlarından sürüp atması için yardımcılarından biri komutasında asker gönderdi Kureyş emiri Abdülmuttalib'le yaptığı görüşmede O'nun heybetinden komutanın aklı başından gitti, dili dolaştı ve olduğu yere yığıldı Boğazlanan bir dana gibi böğürüyordu

Biraz sonra korkusu yatışan düşman komutanı, kendini toparlayınca yeri öptü ve Abdülmuttalibe:

-Kureyş'in en üstünü olduğun besbelli Buna bütün kalbimle inanıyor ve şahid oluyorum, dedi

"Mekke fatihi" olmak hayali ile gelen Ebrehe'nin adamı, muhatabının nurlu yüzü ve ciddi halinden ürkmüştü İşte şimdi yerlere kapanmış vaziyette böyle konuşuyordu Hiç bir şey yapamadan askerleri ile beraber yüzgeri edip oradan savuştular

Abdülmuttalib, develeri istemek üzere Ebrehe'nin konakladığı Taif'e gitti Mağrur kumandana Kureyş reisinin geldiğini haber verdiler Ebrehe, Abdümuttalib'i görünce elinde olmayarak ayağa kalkıp baş köşeye oturttu ve ne istediğini sordu Abdülmuttalib:

-Adamların develerimi götürmüş; emir ver de iade etsinler!dedi Ebrehe:

-Ben buraya Kabe'yi yıkmak için geldim!!! Bu mes'ele üzerinde hiç durmuyorsun da develerini istiyorsun! şeklinde konuşunca Abdülmuttalib, Valinin ne demek istediğini anlamıştı:

-Develer benim olduğu için istiyorum; Kabe ise "Allah'ın evi"dir Yüce Allah, O'nu düşmanın şerrinden muhafaza eder, dedi

Bu konuşmalar olurken Ebrehe'nin "Mahmude" ismindeki ak renkli, en gözde fili oraya getirilmişti Diğer filler öğretildiği biçimde Ebrehe'ye bir takım bağlılık hareketleri yaptıkları halde bu hayvan böyle davranışlara hiç yanaşmadı

Ak fil, Abdülmuttabib'i görünce deve gibi çöküp sevgi gösterisi yapmaya başladı Filin hareketi şaşkınlık uyandırmıştı Bir müddet herkes konuşmayı unutmuş gibi sustu Allahü teala, dile gelmesine izin verince fil, açık bir ifade ile, Kureyş liderinde gördüğü "Son Peygambere ait nur"a selam verdiğini söyledi

Ebrehe, develeri sahibine iade etti; fakat Abdülmuttalib'in "Mekke mallarının üçte birini verelim bizlerle uğraşmaktan vaz geçerek geri dönün" teklifini kabul etmedi

Teklifi reddedilen Mekke emiri, şehrine dönerek, Kabe'ye geldi ve kapının kulpundan tutarak yaklaşan tehlike için yana yana Allah'a yalvarmaya başladı Düşman, Ebrehe'nin komutasında en önde meşhur ak fil olduğu halde sırtlarına süslü ve pahalı kumaşlar atılı filler, hücuma hazır askerlerle iyice Mekke'ye yaklaştı Şehirde rahatsızlık son noktadaydı

Tam bu sırada hiç beklenmedik bir şey oldu "Mahmude" Mekke üzerine yürümüyordu Halbuki Ebrehe, her harpte olduğu gibi bu defa da büyük işler başaracağını ümid etmişti Hayvanı döğmelerine, üstünde değnekler kırmalarına, her yolu denemelerine rağmen adım attırmadılar

Yemen ordusu bu mücadelede iken gökyüzü "Ebabil" denilen ve bu bölgede daha önce görülmemiş siyah renkli, yeşil boyunlu, ufak gagalı, uzun ayaklı dağ kırlangıçları ile doldu Kuşların gagaları ile ayaklarında nohuttan küçük mercimekten büyük taşlar vardı ve her taştan bir düşmanın ismi yazılışdı

Kafileler halinde gelerek önce Kabe-i Şerif'in etrafında uçup tavaf yaptılar, sonra düşmanı taş yağmuruna tutmaya başladılar

Kuşlar, taşı yukarıdan bıraktıça isabet alan askerin tepesinden girip ayağından çıkarak onu hemen öldürüyordu Hatta süvari olanların atları ile beraber canı çıkıyordu

İstilacı orduda müthiş bir bocgun başladı Etleri lime lime dökülerek ölüyor; Ebrehe de içlerinde olduğu halde perişan bir vaziyette Yemen'e doğru kaçıyorlardı

Fakat, düşmanı havadan takip ederek kovalayan bu minik kuşlar, firarilerin de çoğunu öldürdü Kaçanlardan bir kısmı yollarda telef olmuş; kurtulanlar anca yemen'de nefe alabilmişti Mağrur Ebrehe başşehir San'a'ya varabildi ama cüzzam hastalığına yakalanmıştı Parmak uçlarından kan ve irin akıyordu Parmakları çürüyüp düştü ve bir müddet sonra yüreği çatlayarak feci şekilde öldü

Ebrehe'nin yardımcısı ise kaça kaça ta Habeşistan'a gelmiş, olanları bir bir krala hikaye ediyodu Kral:

-Bunlar ne biçim kuşlarmış ki hep seçme askerleri öldürmüş? diye hayretini açıklarken bir kuş vali muavininin başı üstünde dönmeye başladı

-İşte, dedi adam, bu kuşlardan, bu kuşlardan! Cümleyi yeni bitirmişti ki, o da bir Ebabilin attığı taşla oracıkta öldü

Binlerce asker ve Mahmude'den başka bütün filler ölmüştü Birkaç gün sonra insan ölüsü ve hayvan leşleri dayanılmaz bis bir koku yaymaya başladı Mekke yaşanmaz olmuştu Bunun üzerine Abdülmuttalib, Kabe'ye giderek Cenab-ı Hakka bu kokudan kurtulmak için dua etti

Duanın peşinden öyle müthiş bir yağmur yağdı ki ırmaklar gibi kabaran seller, ceset ve leşleri alıp götürdü

Kureyş kabilesi, doğumuna iki ay kadar bir zaman kala iki cihanın baş tacı Sevgili Peygamberimiz'in Allah katındaki eşsiz hatırından dolayı büyük bir düşman tehlikesini atlattığı gibi, kaçan ordunun geride bıraktığı mallara da ganimet olarak sahip olmuştu

Ebrehe'den sonra iki oğlu yerine valilik yapmışsa da bu saltanat, kısa sürmüş ve tacı tahtı batıp gitmiştir

Araplar, bu vak'anın geçtiği tarihe "Fil yılı" ismini vermiş ve Kureyş'in Allah indinde makbul olduğuna kanaat getirerek bu kabileye ilişmemeye başlamıştı

BÜYÜKBABA

Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh

Şeybet'l-Hamd

"Abdülmuttalib" diye bildiğimiz büyük babanın asıl ismi

Babası Haşim, O dünyaya gelmeden evvel bir yolculuk sırasında Filistin'in Gazze şehrinde vefat etmişti Doğduğu zaman saçı bembeyaz olduğu için arapçada "ak saçlı" manasına gelen "Şeybe" kelimesinin ilavesi ile ismini Şeybetü'l Hamd koymuşlar

Meşhur ismi Abdülmuttalib, "Muttalib'in kölesi" demek

Kçük Şeybe, Medine'de annesi ile beraber dayısında kalıyor O'nu dayısının çocukları ile ok atar, gezip oynarken görenler, alnının parlaklığını, halinin güzelliğini hemen farkeder ve başka bir sülaleye mensup olduğunu anlarlardı

Şeybe'nin hal ve tavrındaki üstünlük Kureyş'in lideri amcası Muttalib'e haber verildi

-Ah, dediler Kardeşin Haşim'in oğlunu bir görsene! Babasına olan benzerliğine şaşarsın Aynı emsalsiz üstünlük, aynı tarifsiz güzellik

Muttalib, o güne kadar yeğenini hiç görmemişti Bir deveye binerek Medine yolunu tuttu Medine'ye vardığında Şeybe'yi kapılarının önünde çocuklarla birlikte oynuyor buldu, kimseye sormadığı halde yeğeninin hangisi olduğunu bildi ve bir müddet yaşlı gözlerle çocuğu uzaktan seyretti Daha sonra bu anı tasvir eden dokunnaklı şiirler de yazacaktır

Muttlib, Şeybe'yi yanına çağırarak kendini tanıttı Ve O'nu sevip okşadı Birlikte annesi selma'ya gittiler Muttalip, Şeybey'yi yanına çağırarak kendini tanıttı Ve onu sevip okşadı Birlikte annesi Selma'ya gittiler Muttalib, Şeybe'yi de Mekke'ye götürmek üzere yengesinden müsaade aldı

Amca-yeğen uygun bir vakitte Mekke yoluna koyuldular

İşte Muttalip, devesinin üstünde, arkasında da yeğeni küçük Şeybetü'l Hamd olduğu halde Mekke'ye giriyorlar Deve, kaygısız gözlerle sağı solu tarar, ahenkli adımlarla başı dik yürürken, Muttalip tanıdıklarla selamlaşıyor Az sonra terki deki çocuğu kasdederek:

Bu çocuk kim ya Muttalip? deniyor

Merak ve samimiyet sebebi ile sorulan suale Muttalip ne demeli?

"Biraderimin çocuğu" dese "koca Mekke Reisi yeğenini nasıl gezdiriyor!" diye dedikodu yapılacak Bir kaç saniyelik tereddütten sonra:

-Kölem, diyor dostlarına

Şeybe bundan sonra, "Abdülmuttalip" diye tanınmaya başlandı "Muttalibin kölesi" yani Gerçi Muttalip, kısa zaman içinde öksüzün giyim kuşamını düzeltti; Şeybe'yi "yeğenimdir" diye takdim etti ama, O, hep "Abdülmuttalip" olarak bilindi

Abdülmuttalip misk kokulu

Evet miskler gibi kokuyor Alnında pırıl pırıl Muhammedi nur, hayır ve bereket vesilesi Ne zaman Mekke'de kuraklık olsa rica ediyorlar; Abdülmuttalip'le birlikte Sebir dağına çıkılıyor Yalvarma göz yaşı ve sağnak sağnak yağmur

Şeybetü'l Hamd sekiz yaşınna geldiğinde Muttalip dünyasını değiştirdi ve O'nun yerine Abdülmuttalip, milletine emir oldu

Yüzkırküç yıllık ömründe herkes O'nu sevdi İnsanlar gönüllü olarak idaresine girrerdi İran Kisrası hariç yabancı devlet başkanları O'nun fazilet ve büyüklüğünü teslim eder ve hürmet duyarlardı Asrının en büyük devlet reisi kabul ediliyordu

Bütün bu misk kokuların; bu iyilik ve güzel hasletlerin sebebi Kainatın Efendisine ait nur

İşte peygamberimizin dedesi bu! Hayatı ve bir bir hakikat olan rüyaları ile O'nun geleceğini müjdeleyen insan

Daha pek genç olduğu sıralarda, bir gün Kabe yakınlarındaki evinde uyuyor; uyandığında halinde bir gariplik seziyor Erginleşmiş, daha bir güzelleşmiş ve gözleri sürmeli Bir anda büyük değişme! Bir kahinden olayın izaha kavuşturulması isteniyor:

-Hemen evlenmelisin! Gök tanrısı böyle istiyor, diyor kahin

Abdülmuttalip, iki kere evlendi; ama olmayan "gök tanrısı" istediği için değil Cenab-ı Hak öyle takdir ettiğinden

ilk hanımından oğlu Haris dünyaya geldi Ve bundan dolayı O, "ebu Haris" künyesi ile anılır oldu

Birinci hanımı vefat edince bu sefer Fatma binti Ömer ile izdivaç etti

Abdülmuttalip, yine bir gün odasında iken ani bir uyku bastırması ile uyuyakaldı İçinden çok şey saklı olan müthiş bir rüya görüyor Uyandığında rüyanın derinden derine tesirinde Sarsılıyor Ne dese nasıl yorumlasa acaba? En iyisi yine bir kahinin kapısını çalmak Cinlerle bilgi alışverişindeki bu kahinler, kendilerine has usullerle gelecekten haber veriyorlar Abdülmuttalip anlatıyor; sabit bakışlı donuk ve soğuk yüzlü, gramla konuşan, tebessüm nedir bilmeyen kahin dinliyor

Belimden bir beyaz zincir çıktı Bir ucu en doğuya bir ucu en batıya, bir ucu gökyüzüne, bir ucu yerin dibine uzanıyordu Şaşkın bir halde zincire bakıyordum ki bu kere de yeşil bir ağaç oldu Zincir ağaç haline gelmişti Dünyada kaç türlü meyve varsa hepsi bu ağacın dallarından sarkıyordu Ağaç aynı zamanda nur fışkıran bir ışık seli Işığı, güneşi bile bastırıyordu Araplar ve arap olmayanlar bu ağaca secde ediyordu Giderek ağacın parlaklığı daha da çoğaldı Kureyş kabilesinden mbir cemaat ağacın dallarından tutundularBazı Kureyşliler ise ağcı kesmek için bir araya geldiler

Birden ortaya çok güzel yüzlü bir insan çıktı Bu kadar güzel simalı birini hiç görmemiştim Bu güzel insan, ağacı kesmek isteyenlerin gözlerini çıkardı Ağacın nurundan almak için elimi uzatırken güzel adama da:

-"Bu ağacın nuru kime kısmet olur?" diye sordum

-"Kim bu ağacın dallarına yapışırsa ona!" dedi

-"Siz kimsiniz" dedim

Biri:

-"Benim ismim Nuh'dur" dedi

Öbürü:

-"Benim ismim de Halil İbrahim'dir" dedi

Sonra da?

-"Ey Abdülmuttalib, bu ağç o kadar mübarek, o kadar şereflidir ki, kandan kana geçerek baba ve dedelerinden sana kavuştu haberin olsun" dediler

Abdülmuttalip, rüyasını anlatıp bitirdiğinde kahinin benzi sarardı, yüzü daha kasvetli bir hal aldı Demek ki korktukları zaman geliyordu Bir müddet sustuktan sonra zor işitilir bir yavaşlıkla rüyayı tabir etmeye başladı:

-Neslinden bir büyük insan gelecek ve O'nun kurduğu nizam ebedi olarak yaşayacak Nuh Peygamberin görünmesi şuna delalet ediyor; O zata karşı gelenler Nuh ümmetinin asileri gibi bela denizinde boğulacaktır

İbrahim Peygamber ise bir müjdeye işarettir O'na tabi olanlar, Allahın "dostum" dediği İbrahim Peygamber'in sevdiklerinden olurlar

Peygamberimizin babaannesi Fatıma binti Ömer, Abdullah'a hamile kalınca, "nur" büyükbaba Abdülmuttalib'ten Fatıma'nın alnına geçti Bundan da Abdullah doğunca O'nun güzel alnına taşınacaktır

ZEMZEM KUYUSU

La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah

Mekke ve çevresinin idaresi İsmail aleyhisselam'ın vefatı ile oğlu Sabit'e kaldı Sabit'in ölümünden sonra halk arasında bölünmeler meydana geldi Mücadeleler Cühümiler kabilesinin üstünlüğü ile bitti Ancak bir zaman sonra iktidara sorumluları, adaleti ve tarafsızlığı terkederek zulme sapmıştı Milletin malını bile elinden almaya aklkışan Cürhümilerden dolayı gün geldi şikayet ve feryatlar ayyuka çıkmaya başladı Haksızlıklar dayanılmaz ölçülere varınca; ismail Peygamber nesli, terkrar derlenip toparlandı ve yapılan bir savaşta Cürhümileri mağlup etti Yenik taraf, aman dileyince eşyalarını alıp asıl vatanları olan Yemen'e gitmelerine izin verildi ancak iş başında iken zulüm yapan ve bu yüzden beddua alan bu kabile mensupları, az bir zaman sonra bulaşıcı bir hastalığa yakalanarak teker teker ölüp gittiler

Cürhümiler, aman dileyip beldeyi İsmail Peygamber soyuna teslim etmeden hemen önce ve son an ve son dakikada huyları icabı bir kötülük işlediler Yabancı devletlerden mbirinin hediye ettiği altın mbir ceylan heykeli ve kılıç, kalkan, gürz, zırh gibi Kabe hazinesine mahsus kıymetli eşya namına ne var ne yoksa hepsini zemzem kuyusuna doldurdular ve ağzını taş toprakla akapatarak yerini belirsiz hale getirdiler Herhalde dönüp Mekke'yi geri alacaklarını düşünüyor ve bu sebeple hazinenin ele geçmemesi için böyle hareket ediyorlardı

ismail aleyhisselam evladı, nihayet Mekke ve civarında hükümran oldu ama hafızalardan silinen bullur sulu zemzem kuyusu kaybolup gitti Mekke ve Kabe, asıl sahiplerine dönmüştü Şifa pınarı zemzem ise kimbilir kaç yıl gözlerden saklı, besmeleli mü'min ağızlara hasret, için için kaynayıp duracaktı?

Cürhümilerin yığdığı taş, toprak senelerin geçmesi ile katmerleşti ve altta kalan ilahi armağanı gözlerden büsmütün sakladı Bu şartlarda canlara can katan zemzemin yerini bulmak mümkün değildi yalnız bu imkansız zannedilen aklın çerçevlediği sebep-sonuç münasebetine göre Ya aklı aşan sebepler, aklın kavuşamadığı bölge? Allah, isterse hangi imkansız gerçekleşmez ki?

Zaman bir müjdeye, toprak, sökmesi yakın bahtlı şafağa hazırlanıyordu Mekan, ilahi fermanla, gelmekte olan "Adı güzel kendi güzel Muhammed" aleyhisselam için yeniden donatılıyordu

-Ey Abdülmuttalip, kalk ve zemzem kuyusunun üzerinde taş toprak ne varsa kaldır!

Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib, Kabe'ye komşu olan evinde uyurken bu hitap üzerine yatağından korku ile doğruldu Bir müddet gördüğü rüyanın ne manaya geldiğini sökmeye çalıştı; fakat bir şey anlamadan yeniden uyudu Ancak rüyadaki ses, emri tekrarladı Yine uykudan sıçradı Zihninde izaha kavuşturulmayan sorular birbirini takip ediyordu Buna rağmen uyumaktan başka çaresi yoktu Ses, emri üçüncü defa verince gördüklerini yorumlatmak için kalkıp Kureyş'in tanınmış tabircilerine gitti ve olanları anlattı Bu kişiler:

-Rüya rahmani ise yine görürsün, dediler

Aradan bir iki gün geçtiği halde Abdülmuttalib, o garip rüyayı bir daha göremedi Bundan dolayı merak ve üzüntüsü günden güne artıyordu:

-Acaba rüya rahmani miydi, değil miydi?

Zihnini günlerce bu soru meşgul etti Nihayet bir gün rayayı ördüğü odada uykudan önce ellerini kaldırarak:

-Ey merhametli Allahım! Bu rüyanın sırrını neler yapmam gerektiğini bana bildirmeni diliyorum, diyerek can evinden yalvardı ve az sonra uyuya kaldı

Abdülmuttalib'in isteği, bütün zamanların ve bütün mekanların en üstünün hürmetine kabul olmuştu İşte aynı ses

-Ey Abdülmuttalib kalk ve zemzem kuyusunu ortaya çıkar!

Abdülmuttalib:

-Zemzem suyu nedir?

-Cebrail'in ayağını vurduğu yerden çıkmıştır Peygambere ait bir mucizedir Dünyanın dört tarafından gelecek hacılara yetecek kadar bereketlidir Zemzem'den içen susuzlar kanar, açlar doyar,hastalar iyileşir

Kuyunun yerini bulmam için bir iz, işaret var mı?

-Mescid-i Haram'a yakın iki put vardı Kafirler, bu putlar uğruna hayvan kestiklerinde işkembesini çukurca bir yere dökerler Sen orada iken kırmızı gagalı bir karga gelecek ve işkembe artıklarını yemek için toprağı gagalayacaktır Az sonra gagalanan yerin altından bir de kanrınca yuvası çıktığını göreceksin İşte orası zemzem kuyusunun ağzıdır

Sabah olduğunda Abdülmuttalib, doğruca putların bulunduğu yere gitti Biraz sonra puta tapanlar gelip tanrıları için kurban kestiler ve işkembe ve barsakları rüyada tarif edilen yere attılar Derken kırmızı gagalı karga göründü ve yeri gagalamaya başladı; az sonra karınca yuvası da ortaya çıktı Her şey aynen rüyadaki gibi gençekleşmişti O halde olanlar hayırlı ve rüya doğru idi

Oradkiler uzaklaşınca sevgili Peygamberimizin sevgili dedesi, rüyada söylenen yeri kazmaya başladı

Kazı işi biraz ilerlemişti ki haberi alan Kureyşli müşrikler oraya koştu:

-Biz, taptığımız putların yanına kuyu kazdırmayız! diyerek Abdülmuttalib'e mani olmak istiyorlardı Bir sürü münkir içinde kalan Abdülmuttalib, yaptığı işin büyüklüğünü anlatmaya çalışıyordu:

-Bu, öyle her hangi bir kuyu değildir Bu, ilahi kıymet taşıyan suya "Zemzem" denir İsmail Peygamberin yadigarıdır

Putperestler, fena diş biliyorlardı Ne var ki kaba kuvvet gösterileri sökmedi; Kureyş'in bu soylu insanını bir adım şöyle dursun, bir ayak boyu bile geriletemediler Bunun üzerine kuyuya ortak olmak istediler; bu telifleri de reddedildi

-Öyle ise, dediler, ünü bütün ülkeleri tutmuş aklı ve ilmi hepimizce kabul edilen Şam kahihine gidelim; ihtilafımızı anlatalım, vereceği karara her iki taraf da uysun!

Abdülmuttalib, bu hal tarzına "Peki" dedi Bunun üzerine her kabileden bir temsilci ve Peygamber efendimizin dedesi develere binerek Şam yoluna düştüler Mevsim yaz, hava sıcak Güneş, kavurdukça kavuruyor Çöller, avını yutmaya hazır alev dilli ejderha

Şam yolcuları bu manzara kum denizlerini aşmaya çalışıyor Ne var ki geride kalan mesafelerle beraber su ve her türlü serinletici nesne tükenmiştir Nihayet Nihayet öfkeli çöller bu cür'etli yolcuları teslim aldı

Dermansız kalan dizler çözüldü ve oldukları yere külçe gibi yığıldılar Saniyeler, saat gibi uzun ve geçmeyen cinsten Sadece dudaklar değil, belki diller de yol yol çatlamış Kimsede suya dair bir ümid yok Olması da mümkün değil

Ancak bu halde ne vakte kadar beklenecektir? Abdülmuttalib:

-Böyle durmakla elimize hiç bir şey geçmez! Az daha gidelim Rabbimden ümidli olalım; olur ki su buluruz, dedi

Çökmüş olan develere nerede ise sürünerek bindiler Hayvanların sırtında bile zor duruyorlardı Henüz hareket etmişlerdi ki, o şanslı deenin devesinin ayağı bir taşa takıldı ve yerinden söküp attı Tablo inanılacak gibi değildi Devenin çıkardığı taşın yuvasından tatlı ve serin bir su akıyordu

Sudan kana kana içip kablarını doldurdular ve ölümün eşiğinden yeniden hayata döndüler Bir farkla ki kabile temsilcileri sadece hayata dönmemiş, ezik ve mahcup olarak Şam yolunda da geri dönmüşlerdi

Bu inanılmaz vak'ayı hep birlikte yaşayan yol arkadaşları Abdülmuttalib'e:

-Ey Abdülmuttalib, o kuyuyu kazmak senin hakkındır Bunu geç de olsa anladık Kimse mani olamaz Dönelim herkes işine baksın! Demek zorunda kaldılar ve hep beraber Mekke'ye geldiler

Abdülmuttalib, kuyuyu kazmaya, kaldığı yerden devam etti Zemzem kuyusunu tekrar ortaya çıkarma işinde yalnız oğlu Haris'ten yardım görüyordu Bu sebeple Cenab-ı Hak'tan Haris'ten başka kendisine on oğul daha vermesini diledi:



Abdülmuttalib'in bu duası kabul olmuş erkek evlat sayısı zamanla onbiri bulmuştu

Oğulları ile beraber kuyuyu kazan Abdülmuttalib, yıllar sonra zemzem suyunu ve Cürhümilerin kuyuya doldurduğu hazineyi buldu Kureyşliler bu defa da:

-Kuyu, dedelerimizin mirası; içinden çıkanlar bizimdir, diye direttiler

Abdülmuttalib:

-Siz bu kuyuyu kazarken bana yardım etmeyip bilakis zorluk çıkardınız Şimdi hangi hakla mirasçılık iddia ediyorsunuz? diyerek onları azarladı veilave etti, bununla beraber, "Kur'a çekelim, hangi mal kime çakırsa onun olsun" dedi

Kılıç, kalkan gibi savaş malzemelerini bir tarafa, altın ceylanı bir tarafa ayırdılar ve Kabe-i Şerif, Kureyşliler ve Abdülmuttalib adına kur'a çektiler

Altın Ceylan Kabe'ye, harp aletleri Abdülmuttalib'e çıktı Kureyşlilere bir şey isabet etmedi

Altın ceylanı Kabe kapısına astılar; uzun yıllar, kapıda asılı kaldıktan sonra bir gece Ebu Leheb sarhoş iki arkadaşıyla gelip heykeli çaldı ve götürüp sattı

Zemzem kuyusunu bulmak Abdülmuttalib'in şan ve şerefini daha da yükselmişti

Zaman, ırmaklar misali büyük müjdeye doğru akıyordu

KURBANLIK

Rahmetim gazabımı geçmiştir

Hadis-i Kudsi

Zemzem kuyusu çetin ve uzun mücadelelerden sonra tekrar Kabe'ye ve ziyaretçilere kazandırılmış; ceddi İsmail Peygamberin, hatırasını yok olmaktan kurtarıp şenlendirdiği için Abdülmuttlib'in şan ve şöhreti dört bir tarafı tutmuştu ama bir şey unutulmuştu bir vaad bir söz!

Taşlanmış toprağı kazma kürekle yenip suya varmak için uğraşmaktan mecalinin tükendiği bir anda Abdülmuttalib, ellerini açıp yüce Allah'a yalvarmıştı:

-Ya Rabbi! Bana on erkek çocuğu daha verir de onlarla birlikte kyuyu kazabilirsem oğlumun birini sana kurban edeceğim

İsmail aleyhisselama tabi bir mü'min olan Abdülmuttalib'in duası kabul olmuş; lakin aradan geçen uzun seneler sebebiyle söz unutulmuştu

Fakat!

Duyan, gören, bilen ve unutmak gibi her çeşit kusur ve eksiklikten uzak olan Allahü teala, kulunun vaadini unutmamıştı



Abdülmuttalib, bir gece rüyasında bir adam gördü Adam, emreden bir eda ile:

-Ey Abdülmuttalib, kurban sözüne sadakat göster! dedi

Abdülmuttalib endişe ile uyanır uyanmaz hemen bir koç kurban etti; sonra yattı Gözlerini yumar yummaz rüyada yine bir takım insanlar, emri tekrar ediyorlar:

-Koç'tan daha büyük kurban kesmelisin!

Hemen kalkıp bir sığır kesti ve uyudu; ancak rahat bırakılmıyor:

-Daha büyük bir şey kurban eyle!

Bu sefer bir deve kurban etti Yine yattı Rüyada bir nida:

-Ey Abdülmuttalib, daha büyük kurban kesmelisin! Abdülmuttalib, hala sözünü hatırlayamamış, "büyük kurban"dan neyin murat edildiğini bir türlü anlayamamıştı Sordu:

-Daha büyük olan ne ola ki?

-On oğlun oldu Zemzem kuyusunu bulmakla maksadın gerçekleşti Şimdi oğullarından birini kurban et Böyle söz vermiştin; vaadini yerine getir!

Abdülmuttalib, yataktan fılarcasına kalktı İstırabı o kadar büyük, o kadar derin, kendisi o kadar şaşkındı ki, ne yapacağını, ne edeceğini bilemiyordu Evet; vaadini hatırlamıştı şimdi başı iki elinin arasında düşünüyordu Söz Allah'a söz verilmiş; Yüce Allah, O'na evlatlar ihsan etmişti Tıpkı İbrahim Peygamber gibi O'nun da nezrine uyması isteniyor, rüyada sürekli olarak ikaz ediliyordu

Ahde vefa gösterilmeli; söz muhakka yerini mulmalıydı Ya can parçası, göz nuru evlad?

Başka ihtimal yoktu Her şeyi yoktan varedene oğlunun birini iade edecekti bağrına taş bastı ve yavrularını uyandırdı Meseleyi yavaş yavaş, alıştıra alıştıra onlara söylüyordu Delikanlılar:

-Baba, dediler, ister birimizi istersen hepimizi kurban et; biz emrinizdeyiz Sen üzülme yeter!

Gençler, böylece detli babaya teselli ve destek oldular; O'na cesaret verdiler

Mustarip baba, bu tarifsiz fedakarlık karşısında gözyaşlarını gizleyerek, oğullarına, her birinin ismini bir ok üzerine yazıp getirmelerini söyledi

Az sonra yazılı oklar gelmişti Abdülmuttalib ve oğulları adete göre kur'a çektirmek için okları gece gündüz Kabe'yi bekleyen Kabe muhafızına götürdüler

Yapılan çekilişte kurbanlık isim belli oldu: Abdullah! Abdullah! Yani, Abdülmuttalibin en çok sevdiği, bütün o çevrenin gözünün üstünde olduğu oğul Alnında ahir zaman Peygamberine ait nurun Ülker yıldızı gibi parladığı oğul! Allah, öyle takdir etmiş; kur'a bu yüksek yaradılışlı evlada isabet etmişti Girilen yoldan dönüş olamazdı; Abdullah kurban edilecekti!

Abdullah, Abdülmuttalibe, Abdülmuttalib, ilahi emre; her ikisi insana kendinden daha yakın, öz anne babasından daha merhametli yüceler yücesi Allah'a teslim olmuştu Sır da burada olmalıydı Zor bir anında Rabbine iltica etmiş, O'ndan yardım instemiş karşılığında bir söz vermişti Abdülmuttalib, şimdi ölçüyü aşan vaadinden dolayı imtihana çağırılyor ve böylece insanların ölçü içinde kalmaları hangi şartlarda olursa olsun haddini aşmamaları ihtar ediliyordu Ya Abdullah?

İnsan, cin, melek, ve bütün mahlukların yaşamış, yaşayacak ve yaşayan her canlının en üstününe baba olacak bir insanın hem de genç yaşta imtihanların en zoru ile; canını feda etme kahramanlığı ile tecrübe edilmesi O'nun mevkii buydu ve teslimiyeti ile bu kahramanlığı isbat ediyordu İşte babası Abdülmuttalib, bir elinde parıl parıl parlayan keskin bir bıçak, bir elinde oğlunun bileği, iki yanda Abdullah'ın anne ve kardeşlerri kurban kesme yerine gidiyorlar

Kureyş kabilesi "Abdullah'ı babası kurban ediyor" haberi ile çalkalanıyor Herkes iliklerine kadar donmuş ve şaşkın Şaşkınlığı ilk yenip kurban yerine yetişen Abdullah'ın annesinin akrabaları olan Beni Mahzum oğulları Ve onları takiben Kureyş büyükleri Abdülmuttalib'e muhalefet büyüyor:

Eğer böyle bir kurban kesilirse, çok kötü bir geleneğe yol açılır Herkes olur olmaz yere çocuğunun boğazına bıçağı dayar İffeti ve güzelliğinden başka konuşması bile kardeş ve akranlarından daha üstün olan bu çocuğa yazık olur, şeklinde izahlarla Abdülmuttalibi iknaya çalışıyorlardı

Uzun tartışmalardan sonra meseleyi Hicaz'da oturan meşhur Kahin Şüca'ya götürmeye ve O'nun diyeceğine uymaya karar verdiler

Bunun üzerine Abdülmuttalib ve şahıha katılan birkaç kişi Hicaz'a giderek tanınmış Kahini buldular Kahin:

-Sizde bir insanın diyeti kaç devedir? diye sordu

-On devedir, dediler

-Öyleyse Abdullah'ın bedeli olarak deve kurban edeceksiniz Bunun için de Abdullah'ı bir tarafa, on deveyi bir tarafa koyarak kur'a çekin Kur'a develere çıkarsa bunları kesersiniz Abdullah'a çıkarsa, develere on tane daha ilave ederek kur'a çekmeyi yenileyin Yine Abdullah'a çıkarsa bir on deve daha ilave edin Böylece kur'a develere isabet edene kadar onlu ilaveler yaparsanız, dedi ve gelenleri memleketlerine geri yolladı

Onlar gele dursunlar Mekkelilerde heyecan son noktasında Nihayet beklenen yolcuların ufukta belrdiğini gözetleyiciler haber verdi

Kahinin buluşu Mekke'nin putperest, hıristiyan, yahudi, İbrahim ve İsmail Peygamber dinine mensup bütün kabile ve mensuplarını sevince boğdu

Meraklıların önünde ve bir tarafta gözlerin bakmaya kıyamadığı Abdullah, bir tarafta dünyaya metelik vermez tavırlar ile sakin sakin geviş getiren develer olduğu halde Kur'a çekmeye başlandı Ne var ki, her defasında kur'a Abdullah'ı gösteriyor ve on deve ilavesi ile çekim tekrarlanıyordu ta onuncu defa kur'a çekilene kadar Onuncu çekilişde kur'a, sayıları yüze varan develere isabet etti

Herkeste sevinç, taşkınlık Fakat, Abdülmuttalip ağır başlı ve temkinli; kur'ayı bir kere daha yeniledi; evet bunda da kur'a develere çıktı Gönlü rahatladı, sırtından koca dağlar kalktı Rabbine şükretti

Hemen oracıkta yüz deve bir biri ardısıra kurban edildi İnsanlar, hayvanlar, kuşlar günlerce bu etlerle geçindiler

Böylece Abdülmuttalib ve Abdullah yeryüzündeki büyük değişikliğe az bir vakit kala imtihandan yüz akı ile çıktılar

Bundan sonra Abdullah "zebih" yani "kurbanlık" lakabı ile çağrıldı Nitekim İsmail aleyhisselam da benzeri bir hadiseyi yaşadığından O'na da "Zebih" denmişti Bunun için azizler azizi sevgili Peygamberimize "İbnü'z-Zebihayn", "iki kurbanlığın oğlu" denilmiştir

 

YapRock is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Cevapla
Tags: peygamberim, sevgili


Sevgili Peygamberim .. ile ilgili Benzer Konular
509 Kez Görüntülendi

Benim Peygamberim Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Sevgili Peygamberim Kitapserisi 11 Cİlt E-Kitap
Sevgili Peygamberim ; Gönül Kumaşımızda Aşkın Var Nakış Nakış Siyer
Gül Kokulum Sevgili Peygamberim Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Sevgili Peygamberim mp3 Peygamber Efendimiz (S.A.V)


Saat 13:52.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552