Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele


Geri git   Mumsema.NET >
İslamiyet
> İslami Konular > Siyer

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Uhud savaşı ile ilgili Benzer Konular
216 Kez Görüntülendi

Uhud Savasi İslam Tarihi
“3. Dünya Savaşı, Rusya-Ukrayna savaşı ile başlayacak” iddiası Yurt Dısı Haberler
Uhud Dagı Resimler Avatarlari (İslami) Dini Avatarlar
Dursun Ali Erzincanlı uhud klip Dini Videolar
Uhud SavaŞi Dini Sohbet

Bedir Savaşı | Hendek Savaşı..
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 01-06-2008   #1
Profil Bilgileri
Standart Uhud savaşı



Uhud savaşı başlıklı yazı Mumsema Uhud savaşı Forum Alev


Uhud savaşı

Mekkeli müşrikler, Bedir gazasında uğradıkları bozgundan ders almadıkları gibi, bunun acısını da bir türlü unutamıyorlardı Kureyş, ileri gelenlerinden bir çoğunu bu savaşta kaybetmişti Ayrıca, Şam ticaret yolunun Müslümanların kontrolüne geçmesi, çileden çıkmalarına sebep oluyordu
Ebu Süfyan'ın başkanlığındaki ticaret kervanı, Mekke'ye yüzde yüz kârla dönmüştü Sermayeye iştirak edenlerin çoğu, Bedir gazasında öldüğünden, kervanın karı Dar-ün-Nedve denilen, müşriklerin karar almak için toplandıkları binada muhafaza ediliyordu
Saffan bin Ümeyye, İkrime bin Ebi Cehl, Abdullah bin Rebia gibi babalarını, kardeşlerini, kocalarını, oğullarını Bedir'de kaybedenler; "Müslümanlar, bizim büyüklerimizi öldürdü Bizleri perişan etti Artık onlardan intikam almak zamanı geldi Kervanın karıyla, bir ordu hazırlıyalım Medine'yi basalım, intikamımızı alalım" diye Ebu Süfyan'a başvurdular
Ebu Cehl, Utbe, Şeybe gibi azılı kafirler daha önce öldürüldüğü için, müşriklerin başında, henüz Müslüman olmayan Ebu Süfyan bulunuyordu Şam ticaretinde yüz bin altın elde edilmişti Bunun yarısı sermaye, yarısı da kar idi Sermaye, sahiplerine hemen dağıtılıp, kar da ikiye ayrılarak yarısı ile silah, diğer yarısı ile de asker toplandı Ayrıca şair ve hatiplere de verildi Hatipler ve şairler halkı galeyana getirip, savaşa teşvik etmek için şiirler, mersiyeler okuyorlar; kadınlar def, dümbelek çalarak onlara iştirak ediyorlardı Müslümanları Medine'den çıkarmak, sevgili Peygamberimizi ortadan kaldırmak ve İslâmiyet'i yok etmek gayesinde olan müşrikler, civar kabileleri de dolaşarak asker topladılar
Nihayet Mekke'de 3000 kişilik büyük bir ordu hazırlandı Bunların 700'ü zırhlı, 200'ü atlı olup, 3000 de develeri vardı Çalgıcıların ve kadınların da iştirak ettiği bu büyük orduya Ebu Süfyan komuta ediyordu
Henüz iman etmeyen hanımı Hind de kadınların başında olup, müşrikleri savaşa teşvikte pek ileri gidiyordu Çünkü Bedir gazasında babasını ve iki kardeşini kaybetmişti Bunun acısını unutamıyor, kadınların harbe katılmamasını istiyenlere karşı; "Bedir harbini hatırlayın! Kadınlarınıza, çocuklarınıza kavuşmak için Bedir'den kaçtınız! Bundan sonra kaçmak istiyenler, karşılarında bizleri bulacaklardır!" diyerek onları susturuyordu Bu şekilde Kureyşlileri tahrik ederek bütün gücüyle onları savaşa teşvik etti
Müşriklerden Cübeyr bin Mut'im'in mızrak atmakta çok usta, pek mahir olan Vahşi adlı bir kölesi vardı Attığını vuran keskin bir nişancı idi Hind, babası Utbe'yi, Cübeyr de amcası Tuayma'yı Bedir'de öldürdüğü için, hazret-i Hamza'ya karşı müthiş bir intikam ateşi ile yanıp tutuşuyorlardı
Cübeyr, kölesi Vahşi'ye, "Eğer Hamza'yı öldürürsen, seni azad eder, serbest bırakırım!" dedi
Hind de; "Onu öldürürsen sana pek çok altın ve mücevherler vereceğim!" diyerek vaadlerde bulundu
Mekke'de hazırlıklar tamamlanmıştı Kureyş ordusu, sancaklarını açarak; birini Talha bin Ebi Talha'ya, birini Ehabiş'tan birine, birini Üveyf oğlu Süfyan'a verdiler
Hazret-i Abbas; müşriklerin üç bin kişilik bir ordu kurduklarını, bunların yedi yüzünün zırhlı, iki yüzünün atlı olduğunu, üç bin develerinin ve sayısız silahlarının bulunduğunu bildiren ve yola çıkmak üzere olduklarını haber veren, buna göre tedbir alınmasını isteyen bir mektubu, güvendiği bir kimseyle hemen Medine'ye gönderdi




Hazret-i Hamza da şehid oldu

Uhud meydanının her tarafında amansız, müthiş bir çarpışma bütün şiddetliyle devam ediyor, bazıları atlı, bazıları da yaya olarak iman-küfür mücadelesini sürdürüyorlardı
Hazret-i Hamza, Müslümanlara meydan okuyan, Siba' bin Ümmü Enmar'a "Yanıma gel ey sünnetçi kadının oğlu! Demek sen Allah'a ve Resulüne meydan okuyorsun öyle mi?" deyip, onu göz açtırmadan bacaklarından tutup yere serdi
Üzerine çöküp öldürdükten sonra, karşı kayanın arkasında Vahşi'nin elinde mızrak ile kendisine nişan aldığını gördü Derhal üzerine yürüdü Önündeki sellerin açtığı çukura gelince, ayağı kaydı ve arkası üzere düştü
O anda karnından zırhı açılmıştı Fırsatı yakalayan Vahşi, mızrağını fırlattı! Mızrak, uçarak hazret-i Hamza'nın mübarek vücuduna saplandı ve diğer taarftan çıktı Kahramanların büyüğü; "Allah'ım!" diyerek oraya çöktü Şehid olmuş, özlediği makama kavuşmuştu Allahü teâlânın yolunda, sevgili Peygamberinin uğrunda canını feda etmişti
Bu sırada, düşman saflarından birisi, "Ey Kureyş cemaatı! Akrabalık haklarını gözetmeyen, kavminizi bölen Muhammed ile çarpışmaktan geri durmayınız Eğer Muhammed kurtulursa, ben kurtulmayayım!" diyerek, müşrikleri, Kainatın efendisine saldırmaya teşvik ediyordu
Bu ses, Asım bin Ebi Avf'ın idi Ebu Dücane hazretleri bu sesi işitmişti Çarpışa çarpışa, Asım bin Ebi Avf'ı buldu ve hemen öldürdü Fakat arkasındaki müşrik Ma'bed, bütün gücüyle kılıcını hazret-i Ebu Dücane'ye salladı
Allahü teâlânın bir ihsanı olarak ani ve çok çabuk bir hareketle yere çöken Ebu Dücane, öldürücü darbeden kurtuldu Derhal kalkıp, kılıcını Ma'bed'e vurarak öldürdü
Kureyşli müşriklerin hedefleri, Alemlerin efendisi idi O'na yaklaşabilmek için bütün güçlerini harcıyorlardı Fakat, etrafında pervane gibi dönen, bir zarar olur korkusu ile canlarını feda etmekten zerre kadar kaçınmayan şanlı, şerefli Eshabı bir türlü geçemiyorlardı
Bu kahraman otuz yiğit, Resulullah efendimizin önünde; "Ya Resulallah! Yanından hiç ayrılmamak üzere yüzümüz, mübarek yüzünün önünde siper ve kalkan; vücudumuz, mübarek vücuduna fedadır; yeter ki sen selamette ol" diyorlardı
Müşrikler, gruplar halinde hücum ediyorlardı Fahr-i alem efendimiz, yanında bulunan ve vücudlarını kendisine siper eden kahraman Eshabına, bir gurubu göstererek; "Allahü teâlânın yolunda vücudunu bize kim feda eder?" buyurunca, Medineli beş sahabi ileri fırlamıştı
Resulullah efendimizin mübarek gözleri önünde; tekbirler alarak, döne döne çarpıştılar Nihayet bunlardan dördü şehid oldu
Beşincisi on dört yerinden yaralanıp yere düşünce, Alemlerin efendisi; "Onu, benim yanıma yaklaştırınız" buyurdu Vücudunun her yerinden kanlar akıyordu
Sevgili Peygamberimiz oturarak mübarek ayaklarını başına yastık yaptılar O halde şehid olmak şerefine kavuşan bu mutlu sahabi, Umare bin Yezid hazretleriydi


 

FataL is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 01-06-2008   #2
Profil Bilgileri
Standart --->: Uhud savaşı



Hazret-i Talha'nın fedakarlığı

Uhud'a müşrikler her taraftan saldırıyorlardı Peygamberimize ulaşmak istiyorlardı İyice yaklaştıkları bir sırada, Peygamberimiz; "Şunları kim karşılar, kim durdurur?" buyurdu Talha bin Ubeydulah hazretleri; "Ben! Ya Resulallah!" deyip, ileri atılmak istedi
Resul-i ekrem efendimiz, yine; "Şunlara kim karşı koyar?" buyurdular Herkesten önce, yine Talha hazretleri çıktı
Peygamber efendimiz; "Senin gibi daha kim var?" diye sorunca, Ensardan bir mübarek; "Ben karşılarım ya Resulallah" dedi Peygamberimiz; "Haydi onları sen karşıla" buyurdular
O da müşriklerle çarpışa çarpışa şehid oldu Bu şekilde Peygamber efendimizin o anda yanında bulunan bütün sahabiler, vuruşa vuraşa şehadete erdiler
Kainatın sultanı efendimizin o anda yanında Talha bin Ubeydullah hazretlerinden başka kimse kalmamıştı Hazret-i Talha, Resulullah'a bir zarar erişir diye endişe ediyor, dört tarafa birden yetişiyor, müşriklerle kıyasıya çarpışıyordu
Onun bu kadar seri kılıç sallaması, bir anda Resulullah'ın her tarafındaki düşmana karşılık vermesi, ok, mızrak ve kılıç darbelerine karşılık vermesi, ok, mızrak ve kılıç darbelerine vücudunu kalkan yapması eşine rastlanmayacak bir hadiseydi
Hazret-i Talha, pervane gibi dönüyor, kendisine değen kılıçlara hiç aldırmıyordu Dileği, Kainatın sultanını korumak, bu uğurda diğer kardeşleri gibi şehid olmaktı Vücudunda yara almadık yer kalmamıştı, elbisesinde kandan başka bir şey görünmez olmuştu
Fakat o buna rağmen dört tarafa birden yetişiyordu O sırada Hazret-i Ebu Bekir ve Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri, Resul-i ekrem efendimizin yanına yetiştiler Yiğitlerin efendisi hazret-i Talha da bu arada kan kaybından sıcak toprağa düşüp bayıldı
Her yeri kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle delik deşikti Altmış altı büyük, sayılamaycak kadar da küçük yarası vardı Sevgili Peygamberimiz, hazret-i Ebu Bekir'e, hemen hazret-i Talha'ya yardıma koşmasını emrettiler
Hz Ebu Bekir-i Sıddik, hazret-i Talha'nın ayılması için mübarek yüzüne su serpti Talha bin Ubeydullah hazretleri ayılır ayılmaz; "Ya Eba Bekir! Resulullah ne yapıyor?" diyerek, sevgi ve bağlılığın en güzelini gösterdi
Resul-i ekremi sevmek, canını, O'nun mübarek vücuduna feda etmek ancak bu kadar olurdu Hazret-i Ebu Bekir; "Resulullah iyidir Beni O gönderdi" deyince, HzTalha rahat bir nefes alıp; "Allahü teâlâya sonsuz şükürler olsun O sağ olduktan sonra her müsibet hiçtir" dedi
O sırada birkaç sahabe daha yetişmişlerdi Alemlerin efendisi, hazret-i Talha'nın yanını teşrif ettiler Yaralı mücahid, Resulullah'ı sağ olarak görünce, sevincinden ağladı Peygamber efendimiz, onun vücudunu sıvazladıktan sonra, ellerini açıp; "Allah'ım! Ona şifa ver, kuvvet ihsan eyle" diye dua buyurdular Resul-i ekrem efendimizin bir mucizesi olarak, hazret-i Talha sapa sağlam ayağa kalktı ve tekrar düşmanla harbetmeye başladı
Sevgili Peygamberimiz onun için; "Uhud günü, yer yüzünde sağımda Cebrail'den, solumda da Talha bin Ubeydullah'dan başka bana yakın bir kimsenin bulunmadığını gördüm" buyurdular



"Allahım, sen de razı ol!"

Uhud şavaşı bütün şiddetiyle devam ediyordu Peygamber efendimizin etrafında Ebu Dücane, sancakdar Mus'ab bin Umeyr, Talha bin Ubeydullah, Peygamberimizi korumak için arka saflardan koşup yetişen Nesibe Hatun ve birkaç sahabi vardı
Müşriklere karşı, Resulullah efendimizle birlikte çarpışıyorlardı Tepeden tırnağa silahlı ve zırhlar içerisinde olan ve miğferi bulunan azılı müşrik Abdullah bir Hüneyd, sevgili Peygamberimizi görünce, atını mahmuzladı:
"Ben Zübeyr'in oğluyum Bana Muhammed'i gösteriniz Ya ben O'nu öldürürüm, yahud O'nun yanında ölürüm!" diye bağırıyordu
Atını, Peygamber efendimizin üzerine doğru sürerken, Ebu Dücane hazretleri önüne gerildi ve; "Gel bakalım! Ben vücudumla, Muhammed aleyhisselamın mübarek vücudunu koruyan bir kişiyim Beni çiğnemedikçe, O'na ulaşamazsın!" dedi
Atın ayaklarına kılıcını vurup, Abdullah bin Hüneyd'i yere düşürdü ve kılıcını kaldırarak; "Al, bu da Hareşe'nin oğlundan!" deyip, bir vuruşta yere serdi
Hadiseyi seyreden Alemlerin efendisi; "Allah'ım! Hareşe'nin oğlu Ebu Dücane'den ben nasıl razı isem, sen de öyle razı ol" diyerek dua buyurdu
Müşriklerden çok keskin bir nişancı ve her attığını vuran bir okçu olan Malik bin Züheyr, her yerde Peygamber efendimizi arıyor, bir fırsatını bulup ok ile vurmak istiyordu
Resulullah efendimizin yakınlarına gelip, yayını gerdi ve sevgili Peygamberimizin mübarek başını hedef alarak okunu fırlattı Göz açıp kapayıncaya kadar zaman yoktu
Hazret-i Talha anında elini açarak hedef oldu Ok, hazret-i Talha'nın avucuna saplandı ve elini parçaladı Parmaklarının bütün sinirleri kesildi, elinin kemikleri kırıldı Olanları Fahr-i alem efendimiz de görmüş ve; "Eğer beni korumak için elini oka uzatırken Bismillah deseydin, insanlar sana bakışırken, melekler seni göklere yükseltirdi" buyurmuşlardı
Mekkeli müşriklerden; Abdullah bir Kamia, Übey bin Halef, Utbe bin Ebi Vakkas, Abdullah bin Şihab-ı Zühri ismindeki dört müşrik, Resul-i ekrem efendimizin hayatına son vermek için anlaşıp, yemin etmişlerdi
Bu sıkışık anda Resulullah efendimiz, yanında birkaç sahabi olduğu halde düşmanla kıyasıya mücadele ediyorlardı Peygamber efendimizin önünde, sancakdar Mus'ab bin Umeyr hazretleri vardı
Hazret-i Mus'ab, vücuduna giydiği zırhdan dolayı, sevgili Peygamberimize çok benziyordu O da sağ elinde İslâm sancağı olduğu halde müşriklerle müthiş bir mücadeleye girişmişti
Bu sırada zırhlara bürünmüş olan İbn-i Kamia, atlı olarak oraya yaklaştı Avazı çıktığı kadar; "Bana Muhammed'i gösteriniz O kurtulursa ben kurtulmayayım!" diye bağırarak, Peygamber efendimize doğru atını mahmuzladı
Hazret-i Mus'ab ile Nesibe Hatun karşı koyup, vücudlarını Peygamber efendimize siper yaparak çarpışmaya başladılar Bu kafire ne kadar kılıç vurdularsa, zırhından dolayı tesir etmedi
İbn-i Kamia, Nesibe Hatun'a bir kılıç vurarak omuzunu parçaladı Sonra Hazret-i Mus'ab'ın sancak tutan sağ eline kılıcını indirdi Sağ eli kesilen Mus'ab bin Umeyr, canından üstün tuttuğu mübarek İslâm sancağını yere düşürmeden sol eline aldı O esnada; "Muhammed (aleyhisselam) resuldür Ondan önce de resuller gelmiştir" mealindeki (Al-i İmran suresi: 144) ayet-i kerimeyi okuyordu


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #3
Profil Bilgileri
Standart --->: Uhud savaşı



Sancak yere düşmedi

Eshab-ı kiram, Uhud'a Resulullah efendimize bir zarar gelmemesi için her türlü fedakarlığı gösteriyordu Sağ kolu darbe alınca sancağı sol eline alan Hz Mus'ab'ın bu defa da sol koluna kılıç indi Sol eli de kesilmesine rağmen şanlı sancakdar, İslâm sancağını yere düşürmüyordu Kahraman sahabi, sancağı kolları ile tutup gövdesine bastırarak dalgalandırmaya devam etti
İbn-i Kamia, bu defa mızrağını şanlı sahabinin vücuduna sapladı O da, diğer arkadaşları gibi şehid olarak ahırete göçmüştü
Hazret-i Mus'ab yere düşerken, şanlı İslâm sancağı yere düşürülmemiş, onu hemen Mus'ab'ın suretine giren bir melek kapmıştı Sevgili Peygamberimiz; "İleri ya Mus'ab! İleri!" buyurduğunda; sancağı tutan melek; "Ben Mus'ab değilim" dedi O zaman, Kainatın sultanı efendimiz onun melek olduğunu anlayıp, sancağı hazret-i Ali'ye verdi
İbn-i Kamia ise, hazret-i Mus'ab'ı, Peygamber efendimiz zannettiği için, acele müşriklerin arasına vardı ve; "Muhammed'i öldürdüm!" diyerek bağırmaya başladı
Bunu işiten müşrikler, hedeflerine ulaşmanın verdiği haz ile daha da azgınlaştılar Hadisenin aslını bilemeyen Eshab-ı kriamın ise, eli ayağı tutmaz olmuştu Hazret-i Ömer'in bile elleri iki yana düşmüş, arkadaşlarıyla olduğu yere oturakalmışlardı
Enes bin Nadir onları o halde görünce; "Niçin oturuyorsunuz?" diye sordu Onlar da; "Resulullah şehid edilmiş!" diye cevap verdiler
Hazret-i Enes de; "Resulullah şehid edildiyse, O'nun Rabbi bakidir Resulullah'dan sonra biz sağ kalıp da ne yapacağız! Haydi kalkınız! Peygamberimizin çarpışarak mübarek canını feda ettiği şey için, biz de canımızı feda edelim" dedi ve kılıcının kınını kırıp; "Allahü ekber!" nidalarıyla yalın kılıç düşmanın ortasına daldı Küffardan bir çoklarını kırdı ve O da şehid oldu
Sadece yüzünde yetmiş yara vardı Vücudunda sayısız yara olduğu için, onu kız kardeşinden başkası tanıyamamıştı
Eshab-ı kiramın pek çoğu dağılmış, bir kısmı da şehadete ermişti Onların bu dağınıklığından istifade eden müşrikler, Resul-i ekrem efendimizin etrafına toplanmışlardı Taşla, kılıçla iki cihanın sultanını şehid etmeye çalışıyorlardı
Üzerinde iki zırhı olduğu için, darbeler tesir etmiyordu Utbe bin Ebi Vakkas'ın attığı taşlar, sevgili Peygamberimizin mübarek yüzüne değdi ve alt dudağı yaralandı
Alt çenesindeki mübarek sağ rebaiyye yani kesici dişi kırıldı O sırada İbn-i Kamia denilen müşrik de geldi ve kılıcını Alemlerin efendisinin mübarek başına vurdu
Sevgili Peygamberimizin miğferi parçalandı, iki halkası da mübarek şakaklarına battı Yine İbn-i Kamia'nın vurduğu bir kılıç ile mübarek omuzundan yaralandılar ve Müslümanları düşürmek için Ebu Amir'in kazdığı derin çukura yanı üzere düştüler
Sevgili Peygamberimiz, hain İbn-i Kamia için; "Allahü teâlâ seni zelil ve perişan etsin!" diye dua ettiler
İbn-i Kamia pek ziyade sevinip; "Muhammed'i öldürdüm! Muhammed'i öldürdüm!" diye bağırarak, Ebu Süfyan'ın yanına gitti
Müşrikler hedeflerine ulaşmışlardı! Artık Peygamberimizle ilgilenmiyorlardı Peygamber efendimizin bulunduğu çukurun etrafından çekilmişler, Eshab-ı kiram ile çarpışmaya koyulmuşlardı



Ya Rabbi! Kavmimi affet!

Resul-i ekrem efendimiz, müşriklerin saldırıları ile çukura düştüğünde, mübarek yanakları kanıyordu Mübarek ellerini yüzüne sürünce, ellerinin ve sakal-ı şerifinin kana boyandığını gördüler
Bir damla yere düşmeden Cebrail aleyhisselam yetişip, o mübarek kanı kaptı ve dedi ki: "Ya Habiballah! Allahü teâlânın hakkı için, eğer bu kandan bir damla yere düşse, kıyamete kadar yerde ot bitmezdi"
Fahri alem efendimiz de; "Eğer benden bir damla kan yere düşerse, gökten azab nazil olur Ya Rabbi! Kavmimi affet! Çünkü onlar bilmiyorlar" buyurarak, kendisini öldürmeğe kalkan, mübarek vücuduna kılıç vurup, mübarek dişlerini kıran ve mübarek yüzünü kana boyayan kimselerin hidayete gelmesi için dua ediyorlardı
Bu esnada, Ka'b bin Malik hazretleri; "Ey Müslümanlar! Müjde! İşte Resulullah burada!" diye yüksek sesle bağırıyordu Bu sesi işiten şanlı Eshab yeniden hayat bulmuş gibi sevinçle oraya koştu
Hazret-i Ali ile Talha bin Ubeydullah derhal oraya gelerek çukurdan çıkardılar Hazret-i Ebu Ubeyde bin Cerrah, sevgili Peygamberimizin mübarek şakaklarına batan miğferin halkalarını dişleriyle çekerek çıkardı Bu demir parçalarını çıkarırken iki ön dişi de çıktı
Eshab-ı kiramdan Malik bin Sinan hazretleri, Resulullah efendimizin mübarek yüzlerinden sızan kanı emdi Bunun üzerine Peygamber efendimiz; "Kanım kanına karışan kimseye Cehennem ateşi dokunmaz" buyurdular
Müşrikler, tekrar üstlerine gelmeye başladılar Eshab-ı kiram, Peygamber efendimize yeniden kavuşmanın sevinci ile bir anda Resulullah efendimizin etrafında halka olup; hiçbir müşriki bırakmadılar
Peygamber efendimize artık bir şey yapamayacaklarını anlayan müşrikler, dağın tepesine çıkmaya başladılar İki cihanın sultanı, yanında bulunan Sa'd bin Ebi Vakkas hazretlerine; "Onları geri çevir" buyurdu
Hazret-i Sa'd; "Ya Resulallah! Yanımda sadece bir okum var Bununla nasıl geri çevireyim?" diye sual eyleyince, Resul-i ekrem efendimiz, tekrar aynı emri verdiler
Bunun üzerine okçuların piri Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri, elini çantasına götürüp, okunu attı Hedefini bulan ok bir müşriki devirdi Elini tekrar ok çantasına uzattığında, bir ok daha olduğunu gördü
Dikkat etti, bu ok, biraz önceki oktu Bir müşrik daha öldü Bu hal, defalarca sürdü Sevgili Peygamberimizin bir mucizesi olarak, hazreti Sa'd, her defasında ok çantasında bir evvelki attığı oku bulmuştu Peşpeşe adamlarının öldürüldüğünü gören Kureyşliler, dağa çıkmaktan vazgeçtiler Aşağı inip geriye çekildiler
İçlerinden Übey bin Halef, atını, Peygamber efendimize doğru sürerek; "Nerededir, o peygamber olduğunu iddia eden kişi? Karşıma çıksın da, benimle çarpışsın!" diye bağırmaya başladı
Eshab-ı kiram, ona karşı çıkmak istediyse de, sevgili Peygamberimiz müsade etmedi Haris bin Simme hazretlerinin mızrağını alıp ileri çıktılar Übey alçağı atını mahmuzlayıp; "Ey Muhammed! Sen kurtulursan, ben kurtulmamayım!" diyerek yaklaştı
Tepeden tırnağa zırhlara bürünmüştü Alemlerin efendisi, elindeki mızrağı Übey'in boynuna fırlattı Mızrak uçarak, miğferi ile zırh yakası arasından boynuna saplandı Übey, sığır gibi böğürerek atından yere yuvarlandı Kaburga kemikleri kırıldı Müşrikler, onu kaldırıp, götürdüler Yolda; "Muhammed beni öldürdü!" diyerek bağıra bağıra can verdi

 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #4
Profil Bilgileri
Standart --->: Uhud savaşı



Cennet O'na vacib oldu!

Resulullah efendimiz, yanındaki Eshabı ile Uhud kayalıklarına doğru çıkmaya başladılar Kayaların yanına varınca, yukarı çıkmak istediler Ziyadesiyle yorulduğu, üst üste iki zırh giydiği ve mübarek vücuduna yetmişten ziyade kılıç vurulduğu için takat getiremediler
Bunun üzerine, HzTalha , Peygamber efendimizi sırtına alarak kayaların üzerine çıkardı Sevgili Peygamberimiz; "Talha, Resulullah'a yardım ettiği zaman Cennet ona vacib oldu" buyurdular Hiç mecalleri kalmadığından, öğle namazını oturarak eda ettiler
Dağın eteklerinde sahabiler, her biri bir aslan kesilmiş, müşriklerin üzerine atılıyorlardı Peygamberimize kılıç vuranlara, dünyayı zindan yapmışlardı
Bir ara Hatib bin Beltea, sevgili Peygamberimizin yanına geldi ve; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Sana bunu kim yaptı!" diye sual eyledi
Efendimiz; "Utbe bin Ebi vakkas, bana taş atıp yüzüme vurdu ve rebaiyye dişimi kırdı" buyurunca, hazret-i Hatib; "Ya Resulallah! O, ne tarafa gitti!" diye tekrar sordu
Peygamber efendimiz, işaretle gittiği tarafı gösterdiler Hazret-i Hatib, derhal o tarafa koştu Araya araya Utbe'yi buldu Atından düşürüp, bir vuruşta öldürdü ve Resulullah'ın huzuruna gelip müjde verdi Peygamber efendimiz de; "Allahü teâlâ senden razı olsun Allahü teâlâ senden razı olsun" buyurarak, ona dua ettiler
Müşrikler, derlenip toparlanan ve yeniden hücuma geçen Eshab-ı kiram karşısında tutunamadılar Yetmiş ölü vererek, harp meydanını terk edip Mekkeye doğru yola koyuldular
Peygamber efendimizin şehid olduğu şayiası Medine'ye ulaşmıştı Hazret-i Fatıma, hazret-i Aişe, Ümmü Süleym, Ümmü Eymen, Hamne binti Cahş, Küaybe gibi hanımlar Uhud'a koştular
Hazret-i Fatıma, babası Peygamber efendimizi yaralı görünce ağladı Resulullah efendimiz, onu teselli ettiler Hazret-i Ali kalkanı ile su getirdi Fatıma validemiz, o su ile Peygamber efendimizin mübarek yüzünü ve kanları yıkadı Fakat yüzünün kanı dinmiyordu Hazret-i Fatıma bir hasır parçasını yakıp, külünü yaraya basınca, kan durdu
Sonra harp meydanına indiler Önce yaralılar tespit edilerek, yaraları sarıldı Müşrikler, bazı şehidleri tanınmaz hale getirmişlerdi Kulak, burun ve diğer azalarını kesmiş, karınlarını yarmışlardı Abdullah bin Cahş hazretleri bunlar arasında idi
Bu hali gören sevgili Peygamberimiz ve Eshabı çok üzüldüler En güzide sahabileri şehadet şerbetini içmiş, Uhud topraklarını kanlarıyla sulayarak Cennet'e uçmuşlardı
Fakat şehidlere yapılan bu muamele, dayanılacak gibi değildi Peygamber efendimizin yanısıra bütün sahabilerin hüzünle içleri burkuluyordu Bu manzara karşısında, Alemlerin efendisi ağladı
Mübarek gözlerinden yaşlar akdığı halde;
"Ben, şu şehidlerin, Allahü teâlânın yolunda canlarını feda ettiklerine, kıyamet günü şahidlik edeceğim Onları kanlarıyla gömünüz Vallahi, kıyamet günü mahşere yaraları kanayarak gelecekler Kanlarının rengi kan rengi, kokuları da misk kokusu olacaktır" buyurdu



Öyle yiğitler vardır ki

Sevgili Peygamberimiz savaş sonrası Uhud'ta dolaşırken ; "Hamza'yı göremiyorum Onun hali nice oldu" buyurdular Hazret-i Ali, arayıp buldu
Peygamberimiz oraya varıp akla gelmedik bir manzara ile karşılaşınca, dayanamadılar Hazret-i Hamza'nın kulakları, burnu ve sair azaları kesilmiş, yüzü tanınmaz hale getirilmiş, karnı yarılmış, ciğerleri çıkarılmıştı
Peygamber efendimiz mübarek gözlerinden yaşlar aktığı halde hazret-i Hamza'ya hitaben; "Ey Hamza! Hiçbir zaman, hiçbir kimse, senin kadar musibete uğramamış ve uğramayacaktır Ey Resulullah'ın amcası! Ey Allahü teâlânın ve Resulünün aslanı Hamza! Ey hayırlar işleyen Hamza! Ey Resulullah'a koruyucu olan Hamza! Allahü teâlâ sana rahmet eylesin!" buyurdu
Bu sırada, karşıdan telaş içinde gelen bir kadın görüldü Bu, sevgili Peygamberimizin halası hazret-i Safiyye validemizdi O da, diğer hanımlar gibi, Resulullah efendimizin şehid olduğu şayiasını işitince, herşeyi unutmuş, koşa koşa Uhud'a gelmişti
Resul-i ekrem efendimiz, halasını görünce, şehidlerin haline dayanamaz düşüncesi ile, oğlu Zübeyr bin Avvam hazretlerine; "Anneni geri çevir, kardeşinin cesedini görmesin" buyurdu
Hazret-i Zübeyr, koşarak annesinin yanına vardı Mübarek Hatun heyecanla; "Oğlum! Resulullah'dan haber ver!" dedi Yanlarına hazret-i Ali de gelmişti O; "Resulullah hamdolsun iyidir" deyince, ferahladı, fakat; "O'nu bana gösterin" demekten kendini alamadı
Hazret-i Ali, Alemlerin efendisini işaretle gösterdi Hazer-i Safiyye validemiz, iki cihanın güneşini sağ olarak görünce, çok sevindi ve Allahü teâlâya hamd eyledi Bu defa, kardeşi hazret-i Hamza'nın durumunu görmek için ileri yürümek istedi
Oğlu Zübeyr ; "Anneciğim! Resulullah, geri dönmenizi emrediyor" deyince, hazrte-i Safiyye; "Eğer ona yapılanı bana göstermemek için geri döneceksem, zaten ben kardeşimin cesedinin kesilip biçildiğini öğrenmiş bulunuyorum O, bu hale Allahü teâlâ yolunda uğramış bulunuyor Biz, bu yolda daha beterlerine de razıyız Sevabını Allahü teâlâdan bekleyeceğiz İnşaallah sabredip, katlanacağız" dedi
Zübeyr bin Avvam hazreleri gelip bunu bildirince, Peygamber efendimiz; "Öyle ise bırak görsün" buyurdu Safiyye validemiz, hazret-i Hamza'nın cesedinin yanına oturdu ve sessizce ağladı
Gelirken yanında iki hırka getirmişti Onları çıkarıp; "Bunları kardeşim Hamza için getirdim, ona sarınız" dedi Seyyid-üş-Şüheda yani şehidlerin efendisi olan hazret-i Hamza'yı bu hırkalardan biri ile kefenlediler
Habibullah efendimiz, sancakdar Mus'ab bin Umeyr'in baş ucuna geldiler, hazrte-i Mus'ab'ın elleri kesilmiş, pek çok yerinden yara almıştı Etrafı kan gölü halindeydi Peygamber efendimiz, burada da çok hüzünlendiler ve bu aziz şehidlere hitaben, Ahzab suresinden 23 Ayet-i kerimeyi okudular Mealen;
"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allahü teâlâya verdikleri sözde sadakat gösterdiler Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar çarpışacağına dair verdiği sözü yerine getirdi (şehid oldu) Kimisi de şehid olmayı bekliyor Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler" buyuruldu

 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #5
Profil Bilgileri
Standart --->: Uhud savaşı



Şehidleri ölü sanmayınız!

Peygamber Efendimiz, savaş alanını dolaşıyor, şehidlere müjdeler veriyordu:
"Allahü teâlânın Resulü de şahiddir ki, siz kıyamet günü Allahü teâlânın huzurunda şehid olarak haşrolunacaksınız!"
Daha sonra, yanındakilere dönüp;"Bunları ziyaret ediniz Kendilerine selam veriniz Allahü teâlâya yemin ederim ki, kim bunlara bu dünyada selam verirse, kıyamette bu aziz şehidler kendilerine mukabil selam vereceklerdir"
Mus'ab bin Umeyr hazretlerine kefen olacak bir şey bulamadılar Kendi kaftanı mübarek vücudunu tam örtmüyordu Baş tarafına örtseler ayakları, ayak tarafına örtseler başı açıkta kalıyordu Habib-i ekrem efendimiz; "Baş tarafını kaftanla, ayaklarını ise ızhır otu ile örtünüz" buyurdular
Hayatını İslâm'a hizmetle geçiren ve bu uğurda şehidlik mertebesine kavuşan bu mutlu sahabi, dünyadan yarım kefen ile ayrıldı
Diğer şehidler, namazları kılınıp, kanlı elbiseleri ile ikişer üçer bir kabre konarak defnedildiler Uhud gazasında yetmiş şehid verilmişti Bunlardan altmış dördü Ensardan, altısı Muhacirlerden idi
Eshab-ı kiramın çoğunun akrabaları şehid olmuştu Bu sebeple, gönülleri yaralı idi Kalanları teselli için, Habib-i ekrem efendimiz buyurdular ki;
"Vallahi, Eshabımla birlikte ben de şehid olup, Uhud dağının bağrında gecelemeyi ne kadar isterdim Kardeşleriniz şehid oldukları zaman, Allahü teâlâ onların ruhlarını yeşil kuşların kursaklarına koydu Onlar, Cennet'in ırmaklarına gelir, sularından içerler Meyvelerinden yerler Cennet'in dört bir bucağını seyrederler Gülistanlarında uçarlar
Daha sonra Arş-ı ala altına asılan, altun kandillerin içine girip akşamlarlar Onlar, böyle yiyecek ve içeceklerin hoşluğunu, güzelliğini görünce; "Keşke, Allahü teâlânın, bize neler ikram ettiğini kardeşlerimiz bilselerdi de, cihaddan çekinmeseler, çarpışmaktan korkup, düşmandan yüz çevirmeselerdi" derler
Allahü teâlâ da; "Ben sizin ahvalinizi onlara bildiririm" buyurdu
Ve ayet-i kerime indirip mealen şöyle buyurdu:
"Sakın Allahü teâlânın yolunda şehid olanları ölüler sanmayınız! Doğrusu onlar, Rableri katında diridirler Öyle ki, Allahü teâlânın kendilerine verdiği, ihsan ettiği şehidlik mertebesiyle, hepsi de sevinerek, Cennet nimetleriyle rızıklanırlar
Arkalarından şehidlikle henüz kendilerine katılamayanlar hakkında da; "Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır" diye müjde vermek isterler Onlar, Allahü teâlâdan gelen bir nimetle, hatta daha fazlasıyla sevinirler, Allahü teâlânın, mü'minlere olan mükafatını zayi etmeyeceği müjdesi ile neş'elenirler" (Al-i İmran suresi: 169-171) Allahü teâlâ, onlara görünüp;
"Ey kullarım! Canınız neyi çekiyorsa, söyleyiniz, size onu fazlasıyla tattırayım" buyurur Onlar da;
"Ey Rabbimiz! Senin bize ihsan ettiğin nimetlerden daha üstün bir nimet yok ki, onu isteyelim Biz, Cennet'te istediğimiz şeylerden yeyip duruyoruz Ancak biz istesek; ruhlarımızın cesedlerimize geri çevrilip dünyaya döndürülmemizi ve senin yolunda çarpışarak tekrar öldürülmemizi isteriz" derler"



Sana yüz çevirenlerin cezalarını ver!"

Resulullah efendimiz ve Eshabı savaş meydanını dolaşıp şehidleri defnettiler Artık burada yapılacak bir şey kalmamıştı Derlenip toparlandılar Cihad-ı fi sebilillah, yani Allahü teâlânın dinini yaymak için geldikleri Uhud'da, tarihin eşsiz bir gazası yapılmıştı
Gözlerin göremeyeceği, hayalleri aşan Eshab-ı kiramın nice kahramanlıklarına şahid olunmuş, küffara bir ders daha verilmiştiAlemlerin Efendisi, mübarek Eshabıyla, nurlu Medine'ye doğru hareket ettiler Harre mevkiine geldiklerinde, Eshabını saf haline geçirip, mübarek ellerini kaldırarak, Allahü teâlâya yalvarmaya ve şöyle dua etmeye başladılar:
"Allah'ım! Hamd ve sena ancak sanadır Allah'ım! Senin dalalette bıraktığını hidayete erdirecek, hidayete erdirdiğini de saptıracak yoktur
Allah'ım! Bize imanı sevdir Kalblerimizi iman ile süsle Bizi, küfür, azgınlık ve taşkınlıktan nefret ettir Din ve dünyamıza zararlı olan şeyleri bilenlerden, doğru yola erenlerden eyle
Allah'ım! Bizleri Müslüman olarak yaşat ve Müslüman olarak öldür Bizi, salihler ve iyiler zümresine ilhak eyle Çünkü onlar, ne şeref ve haysiyetlerini kaybedenlerdir, ne de dinlerinden dönenlerdir
Allah'ım! Senin Resulünü yalanlayan, senin yolundan yüz çeviren, Peygamberinle harbeden kafirlerin de cezalarını ver! Onlara hak ve hakikat olan azabını indir! Amin!"
Eshab-ı kiram da, "Amin! Amin!" diyerek bu duaya iştirak ettiler
Sevgili Peygamberimiz, Eshabıyla Medine'ye yaklaşmışlardı Medine'de kalan kadınlar, çocuklar yollara dökülmüş, merak ve hüzun ile, gelen ordunun içinde Kainatın efendisini görmeye çalışıyorlardı
O'nun, cihanı aydınlatan nurlu yüzünü görünce, Allahü teâlâya hamd ediyorlardı Sonra, gözler orduya takılıyor, babalar, efendiler, oğullar, dayı ve amcalar aranıyordu Göremezlerse gözyaşlarını tutamıyorlardı Eshabının bu hüzünlü halini gören merhamet deryası Resul-i ekrem efendimiz de, çok üzülüyor, mübarek gözlerinden yaş akıtıyorlardı
Bir ara Sa'd bin Mu'az hazretlerinin annesi Kebşe hatunun, Peygamber efendimize yaklaştığı görüldü Uhud'da, oğlu Amr şehid olmuştu Huzur-i saadete geldiğinde; "Anam-babam, canım sana feda olsun ya Resulallah! Elhamdülillah ki sen sağ salim olarak gördüm Sen selamette olduktan sonra, bütün felaketler bana hiç gelir!" dedi
Ciğerparesi oğlunu sormadı Sevgili Peygamberimiz ona, oğlu Amr için baş sağlığı diledikten sonra; "Ey Sa'd'ın annesi! Sana ve onun ev halkına müjdeler olsun ki, onlardan şehid düşenlerin hepsi de Cennet'te toplandılar ve birbirlerine arkadaş oldular Onlar, ev halkına da şefaat edeceklerdir" buyurdu
Kebşe hatun; "Allahü teâlâdan gelen her şeye razıyız ya Resulallah! Bu müjdelerden sonra artık onlar için kim ağlar! Siz, geride kalanlar için dua buyurunuz" dedi
Alemlerin efnedisi de; "Allah'ım! Onların kalblerinde bulunan üzüntüleri gider! Arkada kalanlarını da, geride kalmışların en hayırlısı eyle!" diye dua buyurdular Sonra da, "Ey Eshabım! Şimdi küçük cihaddan döndük, büyük cihada başlıyacağız" buyurdular
Herkesin evlerinde istirahate çekilmelerini ve yaralıların yaralarını tedavi etmelerini tavsiye ettiler Kendileri de yaralı idi Doğruca, saadethanelerine gittiler


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #6
Profil Bilgileri
Standart --->: Uhud savaşı



"Anam babam sana feda olsun!"

Uhud savaşında, müşriklerin bütün hedefi Resulullaha ulaşmaktı Fakat buna muvaffak olamadılar Sevgili Peygamberimizin yanına yaklaşamayacaklarını anlayınca, ok atmaya başladılar Atılan oklar, ya üzerinden geçiyor, ya önüne, ya sağına, veya soluna düşüyordu
Düşmanı geriye püskürtmek için canlarını dişine takarak çarpışan Eshab-ı kiram, bu hali görür görmez Alemlerin efendisinin etrafına toplanarak, gelen oklara mübarek vücudlarını siper etmeye başladılar
Peygamber efendimiz Eshabına, okla mukabele etmesini emir buyurunca, sahabiler de düşmana ok atmaya başladılar Sevgili Peygamberimiz, Sa'd bin Ebi Vakkas hazretlerini önüne oturttular
Çok keskin nişancı olan hazret-i Sa'd, sür'atle, peşpeşe düşmana ok yağdırmaya başladı Sadağından yani ok çantasından her ok çekişte; "Ya Rabbi! Bu senin okundur Onunla düşmanı vur!" diyor, Peygamber efendimiz de; "Allah'ım! Sa'd'ın duasını kabul et! Allah'ım! Sa'd'ın okunu doğrult! Devam et, Sa'd! Devam et! Anam babam sana feda olsun!" buyuruyordu
Bu şekilde her ok atışta Peygamber efendimiz aynı dualarını tekrar ediyorlardı Hazret-i Sa'd'ın oku bitince, sevgili Peygamberimiz, kendi oklarını ona verip attırdı Sa'd bin Ebi Vakkas hazretlerinin her oku ya bir düşmana, veya bindiği hayvana isabet ediyordu
Müşriklerin attığı oklara karşı, Ebu Talha hazretleri, sevgili Peygamberimizin önüne gerilerek, gelecek her oka kendi vücudu ve kalkanı ile siper oluyor, arada bir düşmanı şaşkına çeviren naralar atıyordu
Peygamber efendimiz; "Asker içinde Ebu Talha'nın sesi, yüz kişiden hayırlıdır" buyurdu Ebi Talha fırsat buldukça, müşriklere ok atmaktan geri durmuyor, sert ve çok seri ok atıyor, attığı boşa gitmiyordu
Attığı okları Resul-i ekrem efendimiz, merak edip, mübarek başını yukarı kaldırdıkça, Ebu Talha, Resulullah'a bir ok isabet eder korkusuyla;
"Anam-babam canım sana feda olsun ya Resulallah! Mübarek başınızı kaldırmayınız Size bir düşman oku isabet edip zarar vermesin! Vücudum, mübarek vücuduna siper ve sana fedadır! Beni boğazlamadıkça, sana ulaşamazlar! Ben ölmedikçe, size bir şey olmaz!" diyerek sevgili Peygamberimizi kendi nefsine tercih ederdi
Eshab-ı kiram daha toparlanamamıştı Peygamber efendimizin etrafında ancak otuz kadar sahabi, pervane gibi dönüyor, gelen oklara, mızraklara, kılıçlara kendi vücudlarını kalkan ediyorlardı
Tek arzuları; Peygamber efendimizin emrini yerine getirmek ve O'na gelecek her türlü zararı uzaklaştırmaktı Yiğitlerin serdarı hazret-i Hamza, o hengamede Peygamber efendimizden ayrı düşmüş, bir kalabalığın ortasında iki elinde iki kılıç ile çarpışıyor; "Allahü ekber!" nidalarıyla düşmanın kalbine korku salıyordu
Şimdiye kadar, tek başına tam otuz bir müşrik öldürmüş, pek çoğunu da ya kolundan veya bacağından etmişti Ortasına düştüğü müşrik sürüsünü dağıttığı bir sırada, Siba' bin Ümmü Enmar; "Bana karşı koyabilecek bir yiğit var mı?" diyerek hazrte-i Hamza'ya meydan okuyordu



Zülfikar gibi kılıç bulunmaz

Uhud'a son anda dağılan, perişan hale düşen Eshab-ı kiram toplanmak, bir araya gelmek için çalışıyordu Abbas bin Ubade hazretlerinin, dağılan Eshab-ı kiramın toparlanması için;
"Ey kardeşlerim! Bu uğradığımız musibet, Peygamberimizin emrini yerine getirmeyişimizin bir neticesidir Dağılmayınız! Peygamberimizin etrafına geliniz! Eğer bizler, koruyucuların yanında yer almaz da, Resulullah'a bir zarar gelmesine sebep olursak, artık Rabbimizin katında bizim için ileri sürülecek bir mazeret bulunmaz" diye bağırdığı duyuldu
Hazret-i Abbas bin Ubade, yanında Harice bin Zeyd ve Evs bin Erkam olduğu halde, düşmanın içine "Allahü ekber!" nidaları ile yalın kılıç daldılar Resulullah'ın uğrunda, O'nu korumak için kahramanca çarpıştılar Harice bin Zeyd, on dokuz yerinden yara almıştı Diğerlerininki de ondan az değildi Nitekim üçü de çok özledikleri şehidlik mertebesine ulaştılar
Eshab-ı kiram, bu çok tehlikeli anda, Peygamber efendimizin, etrafında yavaş yavaş toplanmaya başladı Müşrikler, sevgili Peygamberimizi ve O'na gövdelerini siper eden şanlı Eshabını çember içine aldılar
Her taraftan birlik halinde ilerleyerek çemberi daraltıyorlardı Kureyşlilerinden bir grubun ileri atıldığını gören Alemlerin efendisi, yanında bulunan ve canlarını feda etmeye hazır olan Eshabına; "Şu birliği kim karşılar?" buyurdu
Vehb bin Kabûs hazretlerinin; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Ben karşılarım" deyip, ileri fırladığı görüldü Allahü teâlânın şerefli ismini dilinden düşürmeyen bu kahraman, yalın kılıç müşriklerin arasına daldı
Peygamber efendimiz; "Seni Cennet'le müjdelerim" buyurdu Onun düşman karşısında gösterdiği sebat ve gayretini görünce de; "Allah'ım! Ona rahmet eyle! Ona acı!" buyurdular
Müşriklerin hazret-i Vehb'i ortalarına alıp mızrakla şehid ettiklerini gören Sa'd bin Ebi Vakkas, ona yardım etmek için ileri atıldı Düşmanın ortasına girip, görülmemiş kahramanlıklar gösterdi Bir çok müşriki saf dışı etti Diğerlerini de geri püskürterek, sevgili Peygamberinin yanına geldi Resul-i ekrem efendimiz, hazret-i Vehb için; "Ben senden razıyım Allahü teâlâ da razı olsun" buyurdular
Habib-i ekrem efendimiz, mücahidlerin çemberini yarıp, kendisine doğru bir müşrik bölüğünün ilerlediğini görünce, hazret-i Ali'ye; "Onlara hücum et!" buyurdular
Hazret-i Ali, hücum edip, Amr bin Abdullah'ı öldürüp, diğerlerini kaçırdı Kılıcı kırılınca, Peygamberimiz, zülfikarı ona verdi Başka bir grup gelirken, Peygamber efendimiz; "Ya Ali! Bunların şerrini benden def eyle" buyurdular
Canını Resulullah'a feda eden Allahü teâlânın aslanı, derhal hücuma geçti Şeybe bin Malik'i öldürüp, diğerlerini geri püskürttü O anda Cebrail aleyhisselam gelip, Peygamber efendimize;
"Ya Resulallah! Bu iş, Ali'den zuhur eden fevkalade bir civan mertliktir" deyince, Resulullah efendimiz;
"O benden, ben de ondanım" buyurdular Cebrail aleyhisselam da;
"Ben de ikinizdenim" dedi
O esnada bir ses; "Ali gibi yiğit, zülfikar gibi kılıç bulunmaz" diyordu


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #7
Profil Bilgileri
Standart --->: Uhud savaşı



Etten duvar oldular

Uhud'da perişan olan müşrikler kaçmaya başladılar Müşriklerin kaçtığını gören Ayneyn geçindikleri okçuların bazıları harbin bittiğini zannederek yerlerini terk ettiler Kumandanları Abdullah bin Cübeyr ve on iki kişi yerlerinde kaldılar
Bu esnada tetikte bekleyen, her fırsatı değerlendirmeye çalışan Kureyş okçu birlik kumandanı Halid bin Velid, geçitteki mücahidlerin azaldığını görünce, emrindeki süvarileri harekete geçirdi
İkrime bin Ebi Cehil'le birlikte bir anda Ayneyn geçidine geldiler Abdullah bin Cübeyr hazretleri ile vefakar, sadık arkadaşları saf halinde dizilip açıldılar Sadaklarındaki oklar bitinceye kadar düşmana ok yağdırdılar
Sonra mızraklarıyla, göğüs göğüse gelince de; "Allahü ekber! Allahü ekber!" diye diye kılçlarıyla nice kahramanlıklar gösterdiler Müslümanlarla müşrikler arasında, bire yirmibeş gibi çok nisbetsiz bir durum vardı Şanlı Eshab-ı kiram, Peygamberlerinin emrini yerine getirmek için, kanlarının son damlasına kadar çırpıştılar Birbiri arkasından şehadet şerbetini içip, mübarek vücudları toprağa düştü ve ruhları Cennet'e uçtu
Müşrikler, kinlerinden hazret-i Abdullah'ın elbisesini soyarak, mübarek vücudunu mızraklarla delik deşik ettiler Karnını yarıp, iç organlarını dışarı çıkardılar
Halid bin Velid ve İkrime, geçitteki mücahidleri şehid edince, sür'atle İslâm ordusunun arkasından saldırdılar Eshab-ı kiram, bir anda arkalarında, peyda olan düşmanı görünce, toparlanmaya fırsat bulamadı Çünkü birçoğu silahlarını bile bırakmıştı Her şey birden bire değişti Önde kaçan Kureyşli müşrikler, Halid bin Velid'in arkadan hücuma geçtiğini görünce, tekrar döndüler Müslümanlar, iki ateş arasında kalmıştı Düşman önden ve arkadan hücuma geçerek sıkıştırmaya başladı Sahabenin birbirleriyle irtibatları kesildi Dağılmak mecburiyetinde kaldılar
Hazret-i Ali o anı şöyle anlattı: "Aralarında İkrime bin Ebi Cehil'in de bulunduğu bir müşrik birliğinin ortasına daldım Etrafımı sardılar, çoğunu kılıçtan geçirdim Başka bir birliğin içine daldım, onlardan da pek çoğunu saf dışı ettim Ecelim gelmediği için bana bir şey olmamıştı Bir ara Resulullah'ı göremedim Kendi kendime; "Yemin ederim ki, O, harp meydanını bırakıp gidecek bir kimse değildir Her halde Allahü teâlâ yaptığımız uygunsuz hareketlerden dolayı O'nu aramızdan çekip, kaldırmıştır! Artık benim için çarpışa çarpışa ölmekten başka yol kalmamıştır" dedim ve kılıcımın kınını kırdım Müşriklerin üzerine hücum edip, onları dağıttığımda, Resulullah'ın onların arasında kaldığını gördüm Anladım ki, Resulullah'ı, Allahü teâlâ melekleriyle koruyordu"
Düşman askerleri, Efendimizin yanına kadar yaklaşmışlardı Durum çok tehlikeliydi Sevgili Peygamberimiz, tıpkı askeri bir birlik gibi sebat ediyor, yerinden ayrılmıyordu Bir taraftan düşmanla çarpışıyor, diğer taraftan da dağılan Eshabını toparlamaya çalışarak; "Ey filan, bana doğru gel! Ey filan, bana doğru gel! Ben Resulullah'ım Bana dönüp gelene Cennet var!" buyuruyordu
Hazret-i Ebu Bekir, Abdurrahman bin Avf, Talha bin Ubeydullah, Ali bin Ebi Talib, Zübeyr bin Avvam, Ebu Dücane, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Sa'd bin Mu'az, Sa'd bin Ebi Vakkas, Habbab bin Münzir, Üseyd bin Hudayr, Sehl bin Hanif, Asım bin Sabit, Haris bin Simme bir anda sevgili Peygamberimizin etrafında halkalanıp, O'nu korumak için canlı bir kale duvarı meydana getirdiler


 

FataL is offline  
Alt 01-06-2008   #8
Profil Bilgileri
Standart --->: Uhud savaşı



Resulullahın rüyası

Peygamber efendimiz müşriklerin üç bin kişilik ordu ile yola çıkmak üzere olduklarını öğrenince, durumu incelemek üzere birkaç arkadaşına vazife verdi Bu sahabiler, Mekke'ye doğru yol aldılar Yolda müşrik ordusunun geldiğini haber alarak araştırmaya koyuldular Kısa zamanda işlerini bitirerek süratle Medine'ye döndüler Gördükleri ve elde ettikleri bilgiler ile gelen mektup birbirine uyuyordu
Alemlerin efendisi, derhal hazırlığa başladı Ayrıca ani bir baskına uğramamak için, Medine'nin çevresine nöbetçiler koyarak, tedbir aldı Eshab-ı kiram, kısa zamanda toparlanarak, hazırlıklarını bitirdi Evde kalanlarla vedalaşıp helallaşarak, Sultan-ı enbiya efendimizin etrafında toplandılar
O gün Cuma idi Peygamber efendimiz, Eshabına Cuma namazını kıldırdı Hutbede Allahü teâlânın dinini yaymak için cihad etmenin, Allah rızası için çarpışmanın ehemmiyeti üzerinde durdular Bu uğurda ölenlerin şehid olup, Cennet'e gideceğini müjdelediler Düşman karşısında sebat edenlere, güçlüklere karşı göğüs gerenlere, Allahü teâlânın yardım edeceğini haber verdiler
Resul-i ekrem efendimiz, Eshab-ı kiramıyla harbin nerede yapılması gerektiği üzerinde istişare etmek istediğini ve o gece gördüğü bir rüyayı anlattılar Buyurdular ki:
"Rüyamda, kendimi sağlam bir zırh içinde gördüm Kılıcım Zülfikar'ın ağzında bir gedik açıldığını, boğazlanmış bir sığırı, arkasından da bir koçun getirildiğini gördüm"
Eshab-ı kiram; "Ya Resulallah! Bu rüyayı nasıl yordunuz?" diye sorduklarında ise şöyle tabir ettiler; "Sağlam zırh giymek, Medine'ye, Medine'de kalmaya işarettir Orada kalınız Kılıcımın ağzında bir gedik açıldığını görmem, bir zarara uğrayacağıma işarettir Boğazlanmış sığır, Eshabımdan bazılarının şehid düşeceğine işarettir Onun arkasından bir koçun getirilmesine gelince, koç, askeri bir birliğe işarettir ki, inşaallah zafer bizim olacaktır!" Başka bir rivayette de; "Rüyamda kılıcımı yere çarptım, ağzı kırıldı Bu Uhud günü Eshabımdan bazılarının şehid düşeceklerine işarettir Kılıcımı tekrar yere çarptım, eski düzgün haline döndü Bu da, Allahü teâlâdan bir feth geleceğine, mü'minlerin toplanacağına işarettir" buyurdu
Resulullah kendisine vahiyle bildirilmeyen hususlarda, Eshabıyla istişare yapar, ona göre hareket ederdi Düşmanı nerede karşılamak lazım geldiği üzerinde, Eshabdan bazıları; "Medine'de kalarak müdafaa savaşı yapalım" dediler
Bu teklif, Peygamber efendimizin arzularına da uygundu Hazret-i Ebu Bekir, Ömer, Sa'd bin Mu'az gibi Eshabın büyükleri, Peygamber efendimiz gibi düşünüyorlardı
Ancak Bedir gazasında bulunamayan kahraman ve genç sahabiler; Bedir gazasına katılan sahabilerin kazandığı ecir ve sevabı, Bedir şehidlerinin ulaştığı yüksek dereceleri Peygamber efendimizden işittikçe, o harpde bulunamadıklarına son derece üzülmüşlerdi
Bunun için düşmanı Medine dışında karşılamak ve göğüs göğüse çarpışmak istiyorlardı Hazret-i Hamza, Nu'man bin Malik, Sa'd bin Ubade bunlardan idi


 

FataL is offline  
Cevapla
Tags: savasi, uhud


Uhud savaşı ile ilgili Benzer Konular
216 Kez Görüntülendi

Uhud Savasi İslam Tarihi
“3. Dünya Savaşı, Rusya-Ukrayna savaşı ile başlayacak” iddiası Yurt Dısı Haberler
Uhud Dagı Resimler Avatarlari (İslami) Dini Avatarlar
Dursun Ali Erzincanlı uhud klip Dini Videolar
Uhud SavaŞi Dini Sohbet


Saat 22:36.
Arşiv Sayfaları Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542