FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Siyer
Mekke'nin fethi
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Mekke'nin fethi ile ilgili Benzer Konular
221 Kez Görüntülendi
Dr. Fethi Şikaki (Dr. Fethi Şikaki Kimdir? - Dr. Fethi Şikaki Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Çağrı Film Müziği - Mekke'nin Fethi Müziği
Dini Videolar
Mekke'nin fethi çagrı filminden bi sahne
Dini Videolar
Mekke'nin Efendisi..
Dini Sohbet
Mekke'nin ilk Fotoları
Mekke Medine Resimleri
Mute savaşı
|
Veda Haccı Ve Vefatı
Konu Araçları
01-06-2008
#
1
Profil Bilgileri
FataL
Mekke'nin fethi
Mekke'nin fethi başlıklı yazı Mumsema Mekke'nin fethi Forum Alev
Mekke'nin fethi
Hicretin sekizinci senesi idi
Hudeybiye antlaşmasının bir maddesi de; "Her iki tarafın dışında kalan Arab kabileleri, istedikleri tarafın himayesine girebilecekler, Müslümanlar veya müşriklerle birleşmekte serbest olacaklar" idi
Buna göre; Peygamber efendimizin müttefiki olan Huzaa kabilesi, Müslümanlar; Beni Bekir kabilesi de müşrikler tarafında yer almışlardı
Huzaa kabilesi ile Beni Bekirler eskiden beri düşman olup, fırsat buldukça birbirlerine saldırırlardı
Hudeybiye barışına göre, onlar da bir müddet için saldırılarını durdurmuşlardı
Fakat, buna Beni Bekir kabilesi iki sene uyabilmişti
Bekiroğullarından biri, sevgili Peygamberimize hakaret eden bir şiir söylemiş, bunu işiten Huzaa kabilesinden bir genç, dayanamamış ve başını yarmıştı
Bekiroğulları, bunu fırsat bilip antlaşma gereği tehlikeden emin olan Huzaa kabilesine saldırmışlardı
Bu saldırıya, Kureyşli müşrikler, silah vererek ve gizli adam göndererek yardım etmişler, Harem-i şerifde Huzaa kabilesinden yirmiden fazla kimseyi öldürmüşlerdi
Çarpışma esnasında Huzaa kabilesinden bazı Müslümanlar, Peygamber efendimizden yardım istemişlerdi
Huzaa kabilesinden gece yapılan bu baskınlarda, Bekiroğulları arasında, Kureyşli müşriklerin de bulunduğunu görenler olmuştu
O gece, Medine'de, hazret-i Meymune validemizin evinde bulunan sevgili peygamberimiz, namaz kılmak için kalkıp abdest alırken; Allahü teâlânın izni ile bir mucize olarak, Mekke'deki Müslümanların kendisinden yardım taleb ettiklerini işitmişti
Onlara cevab olarak; "Lebbeyk! = Davetiniz icabet ediyorum!" buyurdu
Maymune validemiz, Peygamber efendimizin yanında kimse olmadığı halde böyle konuştuğunu görünce; "Ya Resulallah! Yanınızda bir kimse var mı?" diye sordu
Sevgili Peygamberimiz ona, Mekke'de meydana gelen hadiseyi ve Kureyşlilerin bu işe ortak olduklarını haber verdi
Kureyş müşrikleri Beni Bekirlere yardım ederek, Huzaa kabilesine baskın yapıp onları öldürmekle, Hudeybiye antlaşmasının maddelerine aykırı hareket etmiş, böylece antlaşmayı bozmuş oluyorlardı
Fakat, bu hadiseden, o sırada Şam'a ticaret için giden Kureyş lideri Ebu Süfyan'ın haberi olmamıştı
Şam'dan dönünce hadiseyi ona anlattılar ve; "Bu, mutlaka düzeltilmesi lazım olan bir iştir
Gizlenmesi mümkün değildir
Eğer düzeltilmezse, Muhammed bizi Mekke'den sürer!" dediler
Ebu Süfyan ise; "Her ne kadar bu hadiseden benim haberim olmadıysa da, yapılan kıtal haberi Medine'ye ulaşmadan, barışı yenileyip uzatmak üzere acele gitmem lazım" dedi
Halbuki, sevgili Peygamberimiz, haberi anında öğrenmişti
Ayrıca hadiseden üç gün sonra, Huzaa kabilesinden Amr bin Salim, yanında kırk süvari ile gelip, durumu Resul-i ekrem efendimize anlattı
Habibullah efendimiz de; "Huzaa oğullarına yardım etmezsem, bana da yardım olunmasın!" buyurarak bir mektup yazdırdı
Kureyş müşriklerine gönderilen bu mektupda, sevgili peygamberimiz; "
Siz, ya Bekir oğulları ile olan ittifakınızdan vaz geçip geri durursunuz, yahut da Huzaa oğullarından öldürülenlerin diyetlerini ödersiniz! Şayet bu söylediklerimden birini yerine getirmeyecek olursanız, sizinle harb edeceğimi bildiririm!
" buyuruyorlardı
İnsanların hayırlısı
Resulullah efendimiz, karşılarında savaşacak düşman ordusu çıkmayınca, eshabıyla istişare ederek Tebük'ten öte gitmediler
Bu sırada o bölgelede oturan bazı kabileler ve devletler, İslâm ordusunun geldiğini işitmişlerdi
Korkularından Peygamber efendimize birer hey'et gönderip, cizye vermek üzere eman dilediler
Peygamber efendimiz, merhamet buyurup tekliflerini kabul eyledi ve her biriyle ayrı ayrı antlaşma maddeleri yazılarak, emniyette oldukları söylendi
Server-i kainat efendimiz, yirmi güne yakın düşmanı bekledi
Tebük'te Eshab-ı kiramıyla nice sohbetler edip, gönüllerini nur deryası ile yıkadı
Mübarek kalbinden fışkıran feyz ve bereketleri onların kalblerine akıttı
Yaptığı benzeri bulunmaz sohbetlerinden birinde buyurdu ki: "İnsanların en iyisi ve şereflisini size haber vereyim mi?" Eshab-ı kiram; "Veriniz, ya Resulallah!" dediler
Bunun üzerine; "insanların hayırlısı, atının veya devesinin sırtında, yahud iki ayağı üzerinde, son nefesine kadar Allahü teâlânın yolunda çalışan kimsedir
İnsanların kötüsü de, Allahü teâlânın Kitabını okuyup ondan hiç faydalanamayan azgın kimsedir" buyurdu
Şehidlik hakkında soran bir kimseye de; "Varlığım yed-i kudretinde bulunduran Allahü teâlâya yemin ederim ki, şehidler, kıyamet günü, kılıçları boyunlarında asılı olarak gelecekler
Nurdan minberlerin üzerine oturacaklardır" buyurdular
Tebük'te bir müddet kalındı
Sonra Medineye dönmek için hazırlıklar yapıldığı bir sıra, açlıktan dayanılamayacak hale gelen sahabiler, durumlarını Peygamber efendimize arzettiler
Resulullah efendimiz onların arta kalan yemeklerini bir deri yaygı üzerine toplattı
Bunlar küçük bir tencereyi zor doldururdu
Server-i alem efendimiz, abdestini tazeleyip iki rekat namaz kıldı
Mübarek ellerini açıp, yiyeceklerin bereketli olması için dua eylediler
Sonra Eshabına, kablarını getirmelerini emrettiler
Koca orduda hiç bir kab boş bırakılmayacak şekilde dolduruldu
Ayrıca, bütün mücahidler doyuncaya kadar yedikleri halde, sofradaki yiyeceklerin hiç eksilmediği görüldü
Mücahidler, Tebük'ten ayrılıp Medine'nin yolunu tutmuşlardı
Bir gece ordunun içinde bulunan münafıklar, ilerdeki dar geçitte sevgili peygamberimize tuzak kurup öldürmek üzere aralarında anlaştılar ve pusuda beklemeğe başladılar
Peygamber efendimizin devesinin yularını Ammar bin Yaser hazretleri çekiyor, arkasında da hazret-i Huzeyfe bin Yeman geliyordu
Münafıkların anlaşıp, su-i kast tertib ettiklerini Cebrail aleyhisselam haber verdi
Resul-i ekrem efendimiz oraya yaklaşınca, bu münafık grubu yüzlerini maskeleyerek hücuma geçtiler
Hazret-i Huzeyfe; "Ey Allahü teâlânın düşmanları!" diyerek elindeki sopa ile münafıklara ve hayvanlarına vurmağa başladı
Bu bağırıp çağırmadan korkan on iki münafık, derhal askerin arasına karıştılar
Resulullah efendimiz, onların isimlerini hazret-i Huzeyfe'ye bildirdi ve başkalarına söylememesini tenbih etti
Hadiseyi işiterek huzura gelen Üseyd bin Hudayr hazretleri, Peygamber efendimize; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Onları bana bildir de başlarını size getireyim!" diyerek çok yalvardı
Fakat Resulullah müsade etmedi
Dantel
Mumsema
Frmacil
01-06-2008
#
2
Profil Bilgileri
FataL
--->: Mekke'nin fethi
Rumlar karşılarına çıkamadı
Şanlı sahabiler, pek sıcak bir havada ve Peygamberlerinin kumandası altında sefer için harekete geçtiler
Başlarında Allahü teâlânın Habibi olduktan sonra, yiyecek ve içeceklerinin olmaması onları yollarından döndüremez; gidecekleri yolun uzaklığı, düşman askerlerinin çokluğu da gözlerini korkutamazdı
Bu halde her yere gidilirdi
Sevgili Peygamberimiz ve kahraman sahabiler, her konak yerinde bir müddet istirahattan sonra tekrar yollarına devam ediyorlardı
Sekizinci konak yerleri, Salih aleyhisselamın kavminin helak edildiği Hicr'di
Peygamberlerinin emrini dinlemedikleri için Allahü teâlâ, şiddetli bir sayha yani ses ile onları helak etmişti
Kainatın sultanı, Eshabına; "Bu gece kuvvetli ve ters istikametten bir fırtına esecektir
Kimse, yanında arkadaşı olmadıkça ayağa kalmasın
Herkes devesinin dizini bağlasın
Burası azab inen yerdir
Kimse bu sudan içmesin ve abdest almasın!
" buyurdular
Herkes bu emre uydu
Gece çıkan kuvvetli bir fırtına her tarafı alt-üst etmeğe başladı
Bu sırada devesini bağlamayı ihmal eden biri, aramak için tek başına ayağa kalktığında fırtınaya kapılarak sürüklenip Tayy dağının eteklerine atıldı
Birisi de çok sıkışmıştı
Abdest bozmak için gittği yerde, Hunak denilen bir hastalığa yakalandı
Peygamber efendimizin dua buyurması ile yeniden sıhhate kavuştu
O sabah su kaplarında hiç su kalmamıştı
Susuzluktan herkes ölecek hale gelmişti
Durum Alemlerin efendisine arzedildiğinde, mübarek ellerini kaldırdılar ve Allahü teâlâya yağmur ihsan etmesi için yalvardılar
Sıcak ve bulutsuz bir havada derhal yağmur bulutları peyda oldu
Şiddetli bir yağmur başladı
Herkes kaplarını doldurarak abdest alıp, hayvanlarını suladı
Yağmur durup bulutlar dağılınca, yağmurun yalnız ordunun üzerine yağdığı görülmüştü
Sevgili Peygamberimiz ve sahabiler tekbir getirdiler
Allahü teâlâya hamd ettiler
Açlık da son haddine gelmişti
Öyle ki, bir hurmayı iki kişi bölüşür vaziyete düşmüşlerdi
Şiddetli sıcağa, çekilen açlık ve susuzluğa rağmen, Tebük'e yaklaşılmıştı
Habib-i ekrem efendimiz; "Yarın inşaallah kuşluk vaktinde Tebük kaynağına varacaksınız
Ben gelinceye kadar o suya el uzatmayınız" buyurdular
Ertesi gün oraya vardılar
Kaynağın suyu oldukça azdı
Sevgili Peygamberimiz, o sudan, bir kaba koydurdular ve içine mübarek elini sokup dua ettiler
Sonra kaynağa döktüler
Sular bir anda kabarıp çoğaldı
Otuz bin kişilik İslâm ordusu içtiği halde hiç eksilmedi
Sonradan Fahr-i kainat efendimizin bir mucizesi olan bu su ile, her taraf sulandı
O bölge yemşeyil bir sahra olup, bereketlerle dolup taştı
Resul-i ekrem efendimiz, şanlı Eshabı ile Tebük'e geldiklerinde, Bizansılarla, Amile, Lahm ve Cüzam gibi hıristiyanlaştırılmış Arab kabilelerinden müteşekkil Rum ordularını karşılarında bulamadılar
Mute'de üç bin mücahide karşı yüz bin kişilik Rum ordusu mağlub olmuştu
Şimdi ise, karşılarında otuz bin mücahid vardı ve komutanları Kainatın efendisi idi
Rumlar, sevgili Peygamberimizin kahraman Eshabını toplayıp geldiğini duyunca, her biri kaçacak yer aramışlardı
Herkes varını yoğunu verdi
Peygamber efendimizin isteği üzerine, herkes orduya yardım için elinden gelen gayreti gösteriyordu
Maddi durumu çok zayıf olan sahabilerden biri de, cihada yardım sevabına kavuşmak için, o gece sabaha kadar bir hurma bahçesinde su çekmiş, kazandığı hurmayı Peygamber efendimize getirmiş ve; "Ya Resulallah! Rabbimin rızasını kazanmak için elimde olanı getirdim
Kabul buyrunuz" demişti
Müslüman erkekler, ellerinden geldiği kadar yardıma çalışırken, kadınlar da bu yolda kendilerine düşen vazifeyi hakkıyla yapıyorlardı
Tebük seferine hazırlandıkları zaman, Müslümanlar, çok sıkıntılı bir zamanda idiler
Kıtlık öyle şiddetli idi ki, elinde avucunda bir şeyi kalmayan Eshab-ı kiramdan pek çok kimseler, Resulullah efendimizin huzuruna gelip; "Ya Resulallah! Yaya kaldık! Yiyecek bir şeyimiz de yok! Bu gazada sizden ayrılmayıp cihad sevabına kavuşmak isteriz" diyorlardı
Sevgili Peygamberimiz, onlara, kendilerini bindirecek bir şeyin kalmadığını üzülerek bildiriyorlardı
Bir defasında Salim bin Umeyr, Abdullah bin Mugaffel, Ebu Leyla Mazini, Ulbe bin Zeyd, Amr bin Hümam, Heremi bin Abdullah, İrbad bin Sariye , Sevgili Peygamberimizin huzuruna gelerek aynı dilekte bulunmuşlardı
Efendimiz de onlara büyük bir üzüntü içinde; "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" buyurunca, onlar, Peygamber efendimizinden ayrı kalma ve cihada katılamamanın verdiği üzüntü ile ağlamaya başladılar
Bunun üzerine Allahü teâlâ, şu ayet-i kerimeyi gönderdi
Mealen; "Bir de o kimselere günah yoktur ki, kendilerini, bindirip savaşa sevkedesin diye sana geldikleri zaman onlara; "Sizi bindirecek bir hayvan bulamıyorum" demiştin
Bu uğurda sarfedecekleri şeyi bulamadıklarından dolayı kederlerinden, gözleri yaş döke döke döndüler" (Tevbe suresi: 92) buyruluyordu
Sonunda onları da hazret-i Abbas ile hazret-i Osman, gazaya hazırladılar
Hazırlıklar tamamlanınca, Peygamber efendimiz, orduyu Seniyyet-ül-Veda'da topladı
Gazaya katılmayan yok denecek kadar azdı
Resul-i ekrem efendimiz, orduyu toplayıp harekete karar verince, Muhammed bin Mesleme'yi Medine'de kendi yerine bıraktı
Sefere başlıyacağı sırada, Peygamber eferdimiz; "Yanınıza fazla ayakkabı alınız
Yedek ayakkabınız bulunduğu müddetçe sıkıntı çekmezsiniz" buyurdu
Ordu hareket ettiği zaman, münafıkların başı Abdullah bin Übeyy, Müslümanları korkutmak için, olmayacak sözler söyledi
Hatta; "Yemin ederim ki, sanki Eshabı ikişer ikişer iplere bağlanmış halde görür gibi oluyorum
" diyordu
Fakat bu sözlere, Eshab-ı kiram hiç aldırış etmiyor, cihada katılma aşkı gittikçe artıyordu
Bunu gören münafıklar kahroluyorlardı
Resulullah efendimiz, Seniyyet-ül-Veda'dan Tebük'e hareket edeceği zaman, ordunun bayraklarını ve sancaklarını açtırdı
En büyük sancağı hazret-i Ebu Bekir'e, en büyük bayrağı da Zübeyr bin Avvam hazretlerine verdi
Evs kabilesinin bayrağını Üseyd bin Hudayr'a, Hazrec kabilesinin sancağını Ebu Dücane'ye verdi
Peygamber efendimizin kumandasındaki Eshab-ı kiramın sayısı, on bini süvari olmak üzere, otuz bin kişi idi
Sağ kol kumandanlığına hazret-i Talha bin Ubeydullah, sol kola da Abdurrahman bin Avf hazretleri tayin edildi
01-06-2008
#
3
Profil Bilgileri
FataL
--->: Mekke'nin fethi
Tebük seferi
Resulullah efendimiz, Medine-i münevvereyi teşrif ettikten sonra, çeşitli devletlere elçiler gönderip onları İslâm'a davet eyledi
Umman, Bahreyn hükümdarları tebeasıyla Müslüman olmakla şereflendiler
Ayrıca bir çok kabilelerden hey'etler gelerek, Alemlerin efendisine tabi olduklarını bildirdiler ve saadete kavuştular
Artık İslâmiyet büyük bir hızla yayılıyordu
Çevre kabilelere, devletlere dinin esaslarını öğretmek üzere muallimler, onları idare etmek için valiler gönderiliyordu
Hicretin dokuzuncu senesinde Medine, Müslüman olan hey'etlerin akınına uğradı
İslâmiyet'in Arab yarımadasında hızla yayıldığı bu dokuzuncu senede "İslâm Devleti"ni kıskanan ve büyümesini engellemek isteyen hıristiyan Arablar Bizans imparatoru Herakliüs'a,; " Müslümanlar şimdi kıtlık ve yokluk içindeler
Eğer, onları dinine çevirmek istiyorsan, şimdi tam sırasıdır!" diye mektup yazdılar
Bu mektup üzerine Herakliüs, kırk bin kişilik bir orduyu, Kubad'ın kumandasında Müslümanlarla savaşmak için yola çıkardı
Bu durumu haber alan Fahr-i kainat efendimiz, Eshabını toplayarak habre hazırlanmalarını emir buyurdu
O sene kuraklık olduğundan sahabiler maddi yönden büyük bir darlık içinde bulunuyorlardı
Sadece, ticaret yapanların durumu, biraz iyi idi
Peygamber efendimiz, Eshabının, harbe katılacak olan askerin techizatı için mali yardımda bulunmalarını da arzu buyurmuşlardı
Efendimizin bu arzuları, sahabileri harekete geçirdi
Herkes elinde avucunda ne varsa getiriyor, malı ve canı ile cihada hazırlanmağa çalışıyordu
Peygamber efendimizin mağara arkadaşı hazret-i Ebu Bekir, malının tamamını getirmişti
Resul-i ekrem efendimiz; "Aile efradına ne bıraktın, ya Eba Bekir?" buyurunca, o; "Allahü teâlâyı ve Resulünü bıraktım" diye cevap vermeşti
Hazret-i Ömer malının yarısını yardım olarak getirmiş, Peygamber efendimzi ona da; "Ailene ne bıraktın, ya Ömer?" diye sual edince; "Getirdiklerim kadar bıraktım" diye cevap vermiş, Peygamber efendimiz de; "İkinizin arasındaki fark, sözleriniz arasındaki fark gibidir" buyurmuştu
Bunun üzerine hazret-i Ömer; "Anam-babam sana feda olsun ya Eba Bekir! Hayır yolundaki bütün yarışlarda beni geçiyorsun
Artık hiçbir şeyde seni geçemeyeceğimi iyice anladım" diye onu takdir etmişti
Eshab-ı kiram, gücü yettiği kadar yardım etmeğe çalışıyordu
Fakat münafıklar; "Siz gösteriş için veriyorsunuz" diye Eshab-ı kiram ile alay ediyorlardı
Peygamber efendimiz; "Kim bugün, bir sadaka verirse, sadakası kıyamet günü Allahü teâlâ katında, onun lehinde şahidlik yapacaktır" buyurdu
Peygamber efendimizin bu mübarek sözleri üzerine, mü'minler daha fazla yardım etmeye başladılar
Hazret-i Osman bin Affan, ordunun üçtebirini techiz etti
Böylece, Müslümanların en fazla yardım edeni oldu
Hazret-i Osman ordunun ihtiyaçlarını o şekilde karşılamıştı ki, su tulumlarını tamir ederken kullanacakları çuvaldızı bile koymayı ihmal etmemişti
O'nun bu yardımı üzerine, Resul-i ekrem efendimiz; "Bugünden sonra, Osman'a günah yazılmaz" buyurdu
Allah'ım! Bize yardımını indir!"
Huneyn savaşında ani baskın sebebiyle neye uğradığını anlayamayan İslâm ordusunda kargaşa baş göstermişti
Alemlerin efendisi, Allahü teâlânın dininin yok olacağını üzüldüğünden; "Ya Abbas! Sen onlara; "Ey Medineliler! Ey Semüre ağıcının altında bi'at eden sahabiler!" diyerek seslen!" buyurdu
Hazret-i Abbas, iri yapılı ve heybetli idi
Bağırdığı zaman sesi çok uzaklardan duyulurdu
Bütün gücü ile; "Ey Medineliler! Ey Semüre ağacının altında, Peygamberimize söz veren eshab! Dağılmayınız! Buraya toplanınız!" diyerek bağırdı
Bunu işiten Eshab-ı kiram, geri dönmek istediler
Fakat hayvanlarının pek ziyade ürkmesi geri dönmelerine mani oluyordu
Nihayet zırhını, kılıcını mızrağını alıp hayvanlarından kendilerini atmak mecburiyetinde kaldılar
Sür'atle Resulullah efendimizin yanına yetişip, düşmanla müthiş bir çarpışmaya girdiler
"Allahü ekber! Allahü ekber!" sadaları yeri göğü inletiyor, düşmanı korkutup dehşete düşürüyordu
Bedir'de, Uhud'da, Hendek'de ve Hayber'de pek büyük kahramanlıklar gösteren Eshab, bilhassa hazret-i Ali, Ebu Dücane, Zübeyr bin Avvam , döne döne çarpışıyor, düşmanı saf dışı edip geri püskürtüyorlardı
Alemlerin efendisi, Eshabının canla başla yaptığı bu çarpışmayı takib ediyor, mübarek dudaklarından; "Allah'ım! Bize yardımını indir! Şüphesiz sen, onların bize galip gelmesini istemezsin!" duaları işitiliyordu
Sevgili Peygamberimiz, Allahü teâlâya olan yalvarmaları arasında, yerden bir avuç kum aldı
"Yüzleri kara olsun!" buyurarak müşriklerin üzerine savurdu
Sevgili Peygamberimizin bir mucizesi olarak, düşman askerlerinden gözlerine kum dolmadık kimse kalmadı
Melekler de yardıma gelmişti
Peygamber efendimiz; "Allahü teâlâya and olsun ki, onlar, bozguna uğradılar" buyurdular
Müşrikler, bozulmaya, geri dönüp kaçmaya başlamışlardı
Geri döndükçe peşlerinde şanlı sahabileri görüyorlar, harp meydanına getirdikleri hanımlarını, çocuklarını ve mallarını bırakarak son sür'atle kaçıyorlardı
Harp meydanında yetmiş ölü, altı bin esir ve hadsiz hesapsız mal bırakmışlardı
Kaçanların bir kısmı Taif kalesine sığındı, bir kısmı da Nahle'ye, Evtas'a gittiler
Kumandanları Malik bin Avf, Taif'e sığınanlar arasında idi
Eshab-ı kiram onları bir müddet takib etti
Evtas'da yine şiddetli çarpışmalar oldu
Düşman yine bozguna uğradı
Bu gazada Allahü teâlânın izni, Resulullah efendimizin himmeti bereketi ile zafer yine Müslümanların olmuştu
Dört şehid verilmiş, bazı sahabiler de yaralanmıştı
Halid bin Velid hazretlerinein de yaralı olduğunu işiten sevgili Peygamberimiz, onun yanına varmış, yarasını mübarek elleri ile sıvazlayınca yara anında iyi olmuştu
Kainatın sultanı Taif'e kaçan düşmanın da üzerine yürüyerek kesin neticeyi almak istiyordu
Mekke'ye yakın olan bu kale, küfrün son, fakat en muhkem kalelerinden biri idi
Peygamber efendimiz, hicretten önce Taif'e gelip, bir ay onlara nasihat etmişti
Fakat Taifliler, Alemlerin efendisine görülmedik işkence ve zulümde bulunmuşlardı
Hatta mübarek ayakalarını kan içinde bırakmışlardı
Efendimiz, burada Zeyd bin Harise hazretleri ile hayatının en acıklı ve en ızdıraplı günlerini yaşamıştı
01-06-2008
#
4
Profil Bilgileri
FataL
--->: Mekke'nin fethi
Huneyn savaşı
Resulullah efendimiz, Mekke'yi fethetmek niyetiyle Medine'den çıktıkları zaman, Mekke çevresinde oturan Hevazin ve Sakif ismindeki iki büyük kabile, Müslümanlar bizim üzerimize yürüyecek zannı ile savaşmak için hazırlık yapmaya başladılar
Alemlerin efendisinin, Mekke'yi fethetmek için geldiğini öğrendiklerinde biraz rahatlamışlarsa da; "Kureyşlilerden sonra sıra muhakkak bize gelecektir" düşüncesiyle hazırlıklarına hız verdiler
Ayrıca; "Yemin ederiz ki, Müslümanlar iyi çarpışan bir kavimle karşılaşmadılar
O, bizim üzerimize yürümeden, biz O'nun üzerine yürüyelim de harbetmek nasıl olurmuş gösterelim!" dediler
Hevazin reisi Malik bin Avf kumandasında, yirmi bin kişilik çok güçlü bir ordu ile harekete geçtiler
Askerlerinin cesaretini artırmak ve zoru görünce kaçmamaları için bütün kıymetli mallarını, kadın ve çocuklarını da beraber götürüyorlardı
Bu haber kısa zamanda Mekke'de duyuldu
Fahr-i kainat efendimiz, haberin doğruluğunu anlamak için Abdullah bin Ebi Hadred'i Hevazin kabilesine gönderdi
Hazret-i Abdullah, kılık kıyafetini değiştirerek düşmanın içine girdi
Fikirlerini ve hareket tarzlarını öğrenip durumu hemen sevgili Peygamberimize bildirdi
Resul-i ekrem efendimiz, derhal şanlı Eshabını topladı
Mekke'ye yirmi yaşındaki Attab bin Esid hazretlerini vali yaparak sür'atle yola çıktı
On iki bin kişilik ordusu ile müşrik Hevazin ve Sakif kabilelerini karargahlarında bastırmak istiyorlardı
Mücahidlerin sancağını hazret-i Ali taşıyor, önce kuvvetlerin kumandanlığını da Halid bin Velid hazretleri yapıyordu
Alemlerin efendisi, miğferini ve üst üste zırhını giymiş, Düldül ismindeki katırına binmişti
Şevval ayının onbirinci günü Huneyn vadisine varıldı
O gece, Server-i alem efendimiz ordusunu teftiş edip, harp düzenine soktu
Sabah namazını kıldırdıktan sonra, harekete geçti
Müşriklerin kumandanı, geceden istifade ederek Huneyn vadisinin iki yamacına ordusunu yerleştirmiş, pusu kurmuştu
Önde, birlikleri ile giden Halid bin Velid hazretleri, pusudan habersiz, geçide doğru atını sürmüştü
Sabahın alaca karanlığı, düşmanı görmeyi engelliyordu
Bir anda binlerce ok, müchahidlerin üzerine yağmaya başladı
Bu beklenmedik ok yağmurundan kurtulmak için, mücahidler geri çekilmek mecburiyetinde kaldı
Bu hızlı geri dönüş, arkadan gelen askerlerin düzenini karıştırdı
Onlar da geri çekilmek için dönüş yaptığında, yirmi bin kişilik düşman birliklerinin, sel gibi vadiye akmaya başladığı görüldü
Sevgili Peygamberimiz tek başına, hücuma kalkan müşriklere doğru ileri atıldı
Yalnız hazret-i Abbas, hazret-i Ebu Bekir ve yüz kadar kahraman sahabi ölmeği göze alıp Resul-i ekrem efendimize yetiştiler
Vücudlarını, sevgili Peygamberimize kalkan yaptılar
Hazret-i Abbas, katırın dizginini, Süfyan bin Haris hazretleri de üzengisini tutarak hızını kesmeye, Resulullah efendimizin düşman birliklerinin arasına dalmasına mani olmaya çalışıyorlardı
"Senden sadece iyilik bekleriz!"
Sevgili Peygamberimiz, korku içinde ne yapacaklarını şaşırmış haldeki müşriklere bir müddet baktı
Onlara, "Ey Kureyş cemaati! Şimdi, hakkınızda benim ne yapacağımı zan ediyorsunuz!" buyurdular
Onlar da; "Biz, senden hayır bekliyor, hayır ümid ediyoruz
Çünkü sen, kerim kardeşsin
Kerem ve iyilik sahibi bir kardeşimizin oğlusun
Bize galip geldin! Senden iyilik umuyoruz" dediler
Resul-i ekrem, onlara tebessüm buyurdular ve; "Benim halimle sizin haliniz, Yusuf'un (aleyhisselam) kardeşlerine söylediği gibi olacaktır
Onun gibi ben de; "Bu günden sonra günahınızı yüzlerinize vurmak suretiyle benim tarafımdan size, bir kınama ve ayıplama yoktur! Allahü teâlâ, sizi magfiret buyursun"" (Yusuf suresi: 92) diyorum
Gidiniz
Hürsünüz, serbestsiniz!" buyurdu
Bu muazzam merhamet, katı kalbleri yumuşatmış, nefret halini muhabbete çevirmişti
Alemlerin efendisi, onları İslâm'a davet edince, Müslüman olmak için toplandılar
Sevgili Peygamberimiz, peygamberliğini, Kureyşlilere bildirip ilk İslâm'a davet ettiği Safa tepesine çıktı
Yine orada, büyük-küçük, kadın-erkek bütün Mekkelilerin bi'atını kabul etti
Böylece Kureyşliler Müslüman olarak, Eshab-ı kiram arasına katılmakla şereflendiler
Efendimiz, erkeklerle sözleştikten sonra, kadınlardan da bazı konularda söz aldı
Peygamberimiz efendimizin huzurunda bulunan kadınlar, bunların hepsini kabul etti ve yalnız söz ile ahd ettiler
Resulullah bunlara hayır dua etti ve afflarını diledi
Hz
Ebu Süfyanın hanımı ve Hz
Muaviyenin annesi olan Hz
Hind bunların arasında ve hatta başları idi
Kadınlar namına o konuşmuştu
Kadınların, Resulullaha söz verdiklerini bildiren Mümtehine suresindeki ayet-i kerime, Mekke şehrinin alındığı gün inmiştir
Kadınlarla yalnız söz ile olup, mübarek eli, kadınların ellerine dokunmadı
Kötü huylar, kadınlarda, erkeklerden daha çok olduğundan, kadınlarla sözleşirken, erkeklerden daha fazla şart, araya kondu
Allahü teâlânın emirlerini yapmış olmak için, bunlardan kaçınmak lazım geldiği bildirildi
Allahü teâlâya şirk koşmamak, Peygamber efendimize isyan etmemek, hırsızlık yapmamak, iffet ve namusunu korumak, kız çocuklarını öldürmemek
bunlardandı
Müslüman olan kadınların içinde öldürülecek kimselerin listesinde ismi bulunan hazret-i Ebu Süfyan'ın hanımı Hind de vardı
Fakat alemlere rahmet olan sevgili Peygamberimiz onu da bağışlamıştı
Müslüman olan herkes evlerindeki bütün putları kırdılar
Çevre kabilelere askeri birlikler gönderilerek, oralardaki putlar da yerle bir edildi
Böylece hakkın gelmesi ile batılın kökü kazındı
Merhamete kavuşanlar arasında, Ebu Cehl'in oğlu İkrime, hazret-i Hamza'yı şehid eden Hz
Vahşi gibi kimseler de vardı
(Bunlardan Hz
İkrime, Yermük muharebesinde şehid düşmüş; Hz
Vahşi de, Yemame savaşında Müseylemet-ül-Kezzab'ı öldürmüştü
)
01-06-2008
#
5
Profil Bilgileri
FataL
--->: Mekke'nin fethi
"Hak gelince batıl gider"
Server-i alem efendimiz, devesi Kusva'nın üzerinde terkisinde Üsame bin Zeyd olduğu halde büyük bir tevazu içinde, doğduğu belde mukaddes Mekke'ye giriyordu
Kendisine bu günleri gösteren Allahü teâlâya hamdediyor, Mekke'nin fethini müjdeleyen, Fetih suresini tilavet buyuruyordu
Fahr-i kainat efendimiz, büyük bir sürur içinde, muzaffer Eshabının arasında Kabe-i muazzamaya doğru yöneldiler
Sağında hazret-i Ebu Bekir, solunda Üseyd bin Hudayr hazretleri olduğu halde Kabe-i muazzamaya yaklaştılar
Hacer-ül-esved'i ziyaret ettikten sonra, telbiye ve tekbir getirdiler
Bunu sahabiler takib etti ve; "Allahü ekber! Allahü ekber!" sesleri ile Mekke-i mükerreme semaları inlemeye başladı
Sonra Alemlerin efendisi ve şanlı Eshabı tavafa başladılar
Tavafın yedinci devresini bitirdikten sonra, devesinden inen sevgili Peygamberimiz, Makam-ı İbrahim'de iki rekat namaz kıldı
Sonra hazret-i Abbas'ın kuyudan çıkardığı zamzemden içti
Zemzem ile abdest almayı arzu buyurdular
Fahr-i kainat efendimiz abdest alırken, Eshab-ı kiram, sevgili Peygamberimizin mübarek vücuduna değen abdest suyunu yere düşürmeden havada kapışmaya başladılar
Bu durumu gören müşrikler; "Biz, hayatımzda böyle bir hükümdar ne gördük, ne de işittik!
" diyerek hayrete düştüler
Server-i alem efendimiz, Kabe'nin çevresine taştan ve tahtadan yapılmış bütün putların yıkılmasını murad ettiler
İsra suresinin mealen; "Hak gelince batıl gider, batıl her zaman gidicidir" 81
Ayet-i kerimesini okuyarak, mübarek elindeki asayı putlara doğru uzattılar
Asanın değdiği her put, birer birer yüzü üzere yıkılıverdi
Üç yüz altmış put yerle bir edildi
Öğle vakti girdiğinde, Resul-i ekrem efendimiz hazret-i Bilal'e, Kabe'de ezan-ı şerifi okumasını emir buyurdu
O da, derhal bu mukaddes vazifeyi ifa eyledi
Ezan okunurken, mü'minlerin kalbinde engin bir sürur meydana geliyor, müşrikler ise ziyadesiyle elem ve üzüntü içinde kahroluyorlardı
Sevgili Peygamberimiz, içerdeki resimleri ve yıkılan bütün putları temizlettikten sonra, yanında hazret-i Üsame bin Zeyd, hazret-i Bilal, hazret-i Osman bin Talha olduğu halde, Kabe'ye girdiler
Peygamber efendimiz, içerde kapıyı arkasına alarak iki rekat namaz kıldı
Her köşede tekbir getirip dua eyledi
Halid bin Velid hazretleri kapının önünde duruyor, halkın oraya yığılmasına mani olmaya çalışıyordu
Bütün Kureyşliler Mescid-i Haram'a dolmuşlar, korku ile karışık ümitle, sevgili Peygamberimize bakıyorlardı
Zira onlar, Peygamber efendimize ve Eshabına her türlü işkenceyi yapmışlardı
Boyunlarına ip bağlayıp, sürümüşlerdi!
Ateşe atıp, yakmaya çalışmışlardı!
Kızgın kayaları göğüslerine koyup, bayılıncaya kadar işkence yapmışlardı!
Ateşte kızartılmış şişleri vücutlarına sokmuşlardı!
Üç sene aç susuz bir mahalleye hapsedip, her şeyden mahrum bırakmışlardı! Ayaklarından develere bağlayıp, ayrı yönlere çekmek suretiyle parçalamışlardı
Hepsinden öte yurtlarından çıkarmışlardı
Bu yetmiyormuş gibi, tamamen ortadan kaldırmak için kaç defa harbetmişlerdi
Fakat bütün bunlara rağmen ümitli idiler
Çünkü karşılarında, alemlere rahmet olarak gönderilen merhamet deryası vardı
"Hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz!"
Servet-i alem efendimiz ve şanlı sahabiler, Zituva vadisine gelip toplandılar
Alemlerin efendisi, mübarek gözleriyle Eshab-ı kiramını şöyle bir süzdükten sonra, hatırına, sekiz sene önce Mekke'den ayrılışı, hicreti geldi
O zaman saadethanelerinin etrafını müşriklerin sardığını, Yasin-i şerifden ayet-i kerimeler okuyarak çıktığını, hazret-i Ebu Bekir ile kimselere görünmeden Sevr mağarasına girdiklerini; Mekke hudutlarından ayrılmadan son bir defa dönüp;
"Ey Mekke! Vallahi, biliyorum ki sen, Allahü teâlânın yarattığı yerlerin içinde en hayırlısısın
Rabbim katında da benim yanımda da en sevgili olanısın
Senden zorla çıkarılmamış olsaydım; senden çıkmaz, ayrılmazdım" buyurduğunu; bu mahzunluğu karşısında, Cebrail aleyhisselamın Kassas suresi 85
Ayet-i kerimesini okuyup, mübarek hatırını teselli ettiğini ve Mekke-i mükerremeye döneceğini müjdelediğini; bir avuç Eshabı ile Bedir'de, Uhud'da, Hendek'de, Hayber'de, Mute'de düşmanlara nasıl galip geldiğini hatırladı
Şimdi, on iki bin Eshabı etrafında pervane olmuş, Mekke'ye girmek için bir emirini bekliyorlardı
Server-i alem efendimiz, bütün bunları ihsan eden Allahü teâlâya, en derin minnet ve şükran duygularıyla dolu olarak hamd etti
Tevazu ile mübarek başını önüne eğdi
Fahr-i kainat efendimiz, kahraman Eshabını dört gruba ayırdı
Sağ kol kumandanlığına Halid bin Velid hazretlerini, sol kol kumandanlığına Zübeyr bin Avvam hazretlerini, piyadelerin başına Ebu Übeyde bin Cerrah hazretlerini, diğer gruba da Sa'd bin Ubade hazretlerini tayin eyledi
Hazret-i Halid, Mekke'nin güneyinden girecek, müşriklerden kim karşı çıkarsa cezalarını verecek, Safa tepesinde, Fahr-i kainat efendimizle birleşecekti
Hazret-i Zübeyr, Mekke'nin kuzeyinden girecek, Hacun mevkiine bayrağını dikip Server-i alem efendimizi bekleyecekti
Batıdan, hazret-i Sa'd bin Ubade hazretleri ilerleyecekti
Resul-i ekrem efendimiz, kumandanlarına; "Size saldırılmadıkça, asla, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz
Hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz" buyurdu
Ancak isimleri belirtilen on beş kişiden kim yakalanırsa, Kabe'nin örtüsü altına bile gizlenseler, cezaları verilecekti
Ramazan-ı şerifin on üçü, Cuma günü idi
Mücahidlerden en önce harekete geçen, Halid bin Velid hazretleri oldu
Mekke'nin güneyinden Handeme dağının eteklerine geldiklerinde, azılı Kureyş müşriklerinin kendilerine ok yağdırdıklarını gördü
İki mücahid, şehid olmuştu
Hazret-i Halid, savaş düzenindeki askerlerine; "Ancak, bozguna uğrayıp kaçanlar öldürülmeyecektir?" emrini verdikten sonra, ileri atıldılar
Bir anda müşrikleri geriye püskürttüler
Çarpışma esnasında yetmiş müşrik öldürüldü
Diğerleri, dağ başlarına, evlerine kaçtılar
Mukaddes Mekke'ye diğer yönlerden giren şanlı sahabiler, her hangi bir derenişle karşılaşmadılar
Öldürülmesi emredilenler, içinde beş tanesi yakalanıp cezaları verildi
Diğerleri ekke'den kaçtılar
Mücahidler, büyük bir heyecanla, dalga dalga; "Allahü ekber!Allahü ekber!" tekbirleri arasında Mekke'ye giriyorlardı
01-06-2008
#
6
Profil Bilgileri
FataL
--->: Mekke'nin fethi
"Bugün, merhamet günüdür!"
Görmeliydi ki, şahid olduğu manzarayı müşriklere anlatsın ve karşı çıkan olmasın
Böylece, Harem-i şerifte kan dökülmesin
Hazret-i Abbas, Ebu Süfyan ile dağ geçidine giderken, mücahidler harp düzenine girdi
Her kabile, sancaklarını açmış olduğu halde geçitten geçmeye başladılar
Her birinin üzeri zırhlı ve silahlı idi
Her grup geçerken tekbir getiriyorlardı
Ebu Süfyan; "Bunlar kim?" diye soruyor, hazret-i Abbas'da; "Bunlar, Süleymoğulları! Kumandanları Halid bin Velid'dir!" Bunlar Gıfaroğulları!" "Bunlar Ka'boğulları!
" diyerek cevap veriyordu
Yeri göğü; "Allahü ekber! Allahü ekber!" nidaları dolduruyor, mücahidlerin çokluğu ve silahların parıltıları göz kamaştırıyordu
Ebu Süfyan'ın en çok merak ettiği, Fahr-i Alem efendimizdi
O'nun çevresindeki askerlerin geçişini çok merak ediyor, diğerlerinden farklı olacağını tahmin ediyordu
Bu sebeple sık sık; "Bunlar Resuullah'ın birliği midir?" diye sormaktan kendini alamıyordu
Nihayet peygamberlerin sultanı, Alemlerin efendisi güneş gibi, nur saçarak devesi Kusva'nın üzerinde göründü
Etrafında Muhacirler ve Ensar bulunuyordu
Her biri tepeden tırnağa Davudi zırhlara bürünmüş, Hindi kılıçlar kuşanmış, cins atlara ve develere binmiş olarak geliyorlardı
Ebu Süfyan onları görünce; "Kim bunlar, ya Abbas?" diyerek merakla sordu
O da; "ortadaki Resul aleyhisselam, Etrafındakiler de şehid olmak aşkı ile yanan Ensar ve Muhacirlerdir!
" dedi
Sevgili Peygamberimiz onların yanından geçerken Ebu Süfyan'a; "
Bugün, Allahü teâlânın, Kabe'nin şanını yücelteceği bir gündür
Bugün, Beytullah'a örtü örtüleceği gündür! Bugün, merhamet günüdür
Bugün, Allahü teâlânın Kureyşlileri (İslâm ile) aziz edeceği bir gündür!" buyurdu
Ebu Süfyan, göreceğini görmüş, işiteceğini de işitmişti; "Ben, Kayser'in de, Kisra'nın da saltanatını gördüm
Fakat böyle ihtişamlısını görmedim! Ben, hiçbir zaman bugünkü gibi bir ordu ve cemaat ile karşılaşmadım! Böyle bir orduya hiç kimse karşı koyamaz, onlara güç yetiremez!" diyerek Mekke'nin yolunu tuttu
Hz
Ebu Süfyan, Mekke'ye gelip, kendisini merakla bekleyen müşriklere Müslüman olduğunu açıkladıktan sonra;
"Ey Kureyş cemaatı! Muhammed aleyhisselam, karşısında dayanamayacağınız kadar büyük bir ordu ile yanıbaşınıza gelmiş buyunuyor
Boş yere kendi kendinizi aldatmayınız? Müslüman olunuz ki, kurtulasınız! Ben sizin görmediklerinizi gördüm! Sayısız bahadırlar, atlar ve silahlar gördüm
Hiç kimsenin onlara gücü yetmez! Kim, Ebu Süfyan'ın evine girerse, ona eman verilmiş, öldürülmekten kurtulmuştur! Kim, Beytullah'a sığınırsa, ona eman verilmiştir
Kim, evine girip kapısını kapatırsa, ona da eman verilmiştir!" dedi
Bunun üzerine müşriklerin azılılarından bazıları, Ebu Süfyan hazretlerine karşı çıkarak, hakaret ettiler
Hatta, İslâm ordusuna karşı çıkmak için, acele hazırlığa başladılar
Fakat bunların sayıları çok azdı
Diğerleri, bunlara iltifat etmeyip evlerine koştular
Bir kısmı da Mescid-i Haram'a sığındılar
01-06-2008
#
7
Profil Bilgileri
FataL
--->: Mekke'nin fethi
"Müslüman olma zamanı gelmedi mi"
Medine'den ayrılalı on gün olmuştu
Akşam üzeri Mekke'ye iyice yaklaşılmış, yatsı vaktinde Merr-uz-zahran'a gelinmişti
Peygamber efendimiz, Eshabına burada durmalarını emir buyurdu
Ayrıca hazret-i Ömer'e vazife verip, her mücahidin ateş yakmasını da emretti
Bir anda on binden fazla ateş yanınca, Mekke aydınlığa boğuldu
Hiçbir şeyden haberi olmayan Mekkeli müşrikler, şaşkına döndüler
Ne olduğunu anlamak için Ebu Süfyan'ı görevlendirdiler
O da yanına iki kişi alarak İslâm ordusuna doğru gizlene gizlene yaklaştılar
Bu sırada sevgili Peygamberimiz, Eshabından bazılarına; "Ebu Süfyan'a gözkulak olunuz
Mutlaka onu bulursunuz!" buyurdu
Ebu Süfyan ve yanındakiler, İslâm ordusuna doğru ilerledikçe hayretleri artıyor, dehşete düşüyorlardı
Mekke'nin çevresine ne kadar çok asker birikmişti ve ne kadar çok da ateş yakmışlardı!
Onlar, bunları konuşa konuşa, Erak isimli yere geldiler
Bu sırada Peygamber efendimiz, yine; "Ebu Süfyan, şu anda Erak'tadır" buyurdu
Eshab-ı kiram, onları araştırmaya koyuldular
İçlerinden hazret-i Abbas, onları tanıdı ve Peygamber efendimizin huzuruna götürdü
Yolda Ebu Süfyan, hazret-i Abbas'a; "Haberler nasıldır?" diye sordu
O da; "Ey Ebu Süfyan! Sana yazıklar olsun! Resul aleyhisselam, karşı koyamayacağınız bir ordu ile üzerinize geliyor
Yemin ederim ki, Kureyşlilerin hali yaman olacak
Vay onların başına geleceklere!" dedi
Ebu Süfyan ve yanındakiler, korku ile mücahidlerin arasından geçerek sevgili Peygamberimizin huzur-i şeriflerine geldiler
Kainatın sultanı, onları güzel karşıladı
Mekkeliler hakkında bilgi aldı
Geç vakitlere kadar konuştuktan sonra, onları İslâm'a davet eyledi
Hakim bin Hizam ile Büdeyl, derhal Kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu
Fakat Ebu Süfyan'ın tereddütü devam ediyordu
Sabah olunca, merhamet deryası sevgili Peygamberimiz; "Ey Ebu Süfyan! Yazıklar olsun sana! Allahü teâlâdan başka ilah bulunmadığını öğrenme zamanı hala gelmedi mi?" buyurdu
O da; "Anam-babam sana feda olsun! Yumuşak huylulukta ve şereflilikte ve akraba hakkını gözetmekte üstüne yoktur
Sana ettiğimiz bu kadar cefadan sonra sen, hala bizi hidayet yoluna davet ediyorsun
Ne güzel kerem sahibisin
Allah'dan başka ilah olmadığına inandım
Eğer olsaydı bana bir faydası olurdu
Sen de Allah'ın Resulüsün" diyerek Eshab-ı kiramdan olmakla şereflendi
Hazret-i Abbas; "Ya Resulallah! Ebu Süfyan'a Mekkelilerce itibar kazandıracak bir şey ihsan eder misiniz?" dedi
Peygamber efendimiz, bunu kabul edip; "Kim Ebu Süfyan'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir, öldürülmekten kurtulur" buyurdu
Ebu Süfyan hazretleri; "Ya Resulallah! Biraz daha genişletir misiniz?" diye istirhamda bulununca, sevgili Peygamberimiz; "Kim Mescid-i Haram'a girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir! Kim kapısını kapayıp evinde oturursa, ona eman verilmiştir" buyurdu
Resul-i ekrem efendimiz, Ebu Süfyan'ın, İslâm ordusunun heybetini ve çokluğunu görüp, Mekkeli müşriklere bunu anlatması için hazret-i Abbas'a; "Onu, vadinin daraldığı, atların sıkışa sıkışa geçtiği dağ boğazına ilet
Müslümanların, Allahü teâlânın ordusunun ihtişamını görsün" buyurdu
01-06-2008
#
8
Profil Bilgileri
FataL
--->: Mekke'nin fethi
"Onları, görmez ve işitmez eyle!"
Eshab-ı kiram, Efendimizin emri üzerine cihad için hazırlığa başladılar
Fakat nereye sefer yapılacağını bilmiyorlardı
Peygamber efendimiz, ayrıca çevredeki Müslüman kabilelerden Eslem, Eşca, Cüheyne, Husayn, Gıfar, Müzeyne, Süleyman, Damra ve Huzaaoğullarına haber gönderdi; "Allahü teâlâya ve ahıret gününe iman edenler, Ramazan-ı şerifin başında Medine'de bulunsunlar" buyurarak onları harbe katılmaya davet etti
Habibullah efendimiz, bir tedbir olarak, Mekke'ye giden yolları tutup, irtibatı kesmek üzere, hazret-i Ömer'e vazife verdi
Hazret-i Ömer, derhal dağ yollarına, geçitlere ve diğeryol başlarına nöbetçiler dikip; "Mekke'ye gitmek isteyen herkesi geri çevireceksiniz!" emrini verdi
Sevgili Peygamberimiz, bu işin gizlice yürütülmesi için; "Ya Rabbi! Yurtlarına ansızın varıp, kavuşuncaya kadar, Kureyşlilerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez eyle
Bizi ansızın görüp işitsinler" diyerek Allahü teâlâya dua etdi
Peygamber efendimiz, kuzeydeki müşrikler veya Bizanslılar üzerine yürünecek intibaını vermek için de, Ebu Katade hazretlerini askeri bir birlik ile kuzeye, İzam vadisine doğru gönderdi
Bu arada Medine'deki hazırlıkları, Mekkeli müşriklere bildirmek üzere gönderilen bir mektubu, sevgili Peygamberimiz bir mucize olarak haber verdi
Hazret-i Ali'yi göndererek yakalattı
Ramazan ayının ikinci gününe kadar, çevre kabilelerden yardım gelmiş, Ebu İnebe kuyusu başındaki karargahda toplanılmıştı
Eshab-ı kiramın sayısı on iki bine ulaşmıştı
Bunlardan dört bini Ensar, yedi yüzü Muhacir, geri kalanı da çevredeki Müslüman kabilelerdendi
Sevgili Peygamberimiz, Medine'ye vekil olarak, Abdullah bin Ümmi Mektum hazretlerini bıraktı
Zübeyr bin Avvam hazretlerini de iki yüz kişilik bir süvari birliğinin başında keşif kolu olarak ileri gönderdi
Nihayet Alemlerin efendisi, gönülleri Allahü teâlâ ve Resulünün muhabbetiyle dolu olan on iki bin kişilik muazzam ordusunun başında olduğu halde, Allahü teâlânın ismi ile yola çıktılar
Bundan sekiz sene önce, ayrıldıkları yurtlarına, Mekke'ye gidiyorlardı
Puthane haline çevrilen muazzam Kabe'yi putlardan temizlemeye gidiyorlardı
İnatlarından bir türlü vaz geçmek istemeyen müşriklere, hak, adalet ve merhamet göstermeye gidiyorlardı
Allahü teâlânın dinini yaymaya, oradakilerin ebedi Cehennem azabından kurulmalarına vesile olmaya gidiyorlardı
Aman ya Rabbi! Bu ne büyük merhametti!
İslâm ordusu Zü'l-huleyfe'ye geldiği sırada, Mekke'den ailesi ile birlikte hicret eden Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbas ile karşılaştı
Sevgili Peygamberimiz, amcasının geldiğine çok sevindi ve; "Ey Abbas! Ben Peygamberlerin sonuncusu olduğum gibi, sen de, Muhacirlerin sonuncusun" buyurarak gönülünü aldı
Hazret-i Abbas'ın ağırlıklarını Medine'ye gönderdi
Hz
Abbas , Peygamber efendimizin yanında kalıp, Mekke'nin fethine katıldı
Resul-i ekrem efendimiz, Mekke'nin yakınında bulunan Kudeyd'e geldiğinde, şanlı Eshabına harp düzeni aldırdı
Her bir kabileye ayrı ayrı sancaklar ve bayraklar verdi
Onları, her kabilenin bayrakdar ve sancakdarına teslim etti
01-06-2008
#
9
Profil Bilgileri
FataL
--->: Mekke'nin fethi
"Geldiği gibi geri döner!
"
Kureyşliler, Efendimizin mektuptaki tekliflerini ve gösterdikleri merhameti anlayamadılar
"Hem ittifakımızı kesmeyiz, hem de diyeti ödemeyiz! Ancak harbedebiliriz" diye haber gönderdiler
Fakat, böyle yaptıklarına bin defa pişman olup, korkularından antlaşmayı yenilemek üzere Ebu Süfyan'ı Medine'ye doğru hemen yola çıkardılar
Daha Ebu Süfyan Medine'ye gelmeden, sevgili Peygamberimiz, onun geleceğini Eshab-ı kiramına bildirdi ve; "Şöyle anlarım ki, Ebu Süfyan, barışı yenileyip, müddetini de uzatmak üzere geliyor
Lakin, muradı hasıl olmayıp geldiği gibi geri döner!
" buyurdu
Henüz Müslüman olmayan Ebu Süfyan, Medine-i münevvereye geldi
Kızı ve Peygamber efendimizin mübarek hanımı, müminlerin annesi olan Ümmü Habibe'nin evine gitti
Sevgili Peygamberimizin döşeği üzerine oturmak istedi
Hazret-i Ümmü Habibe validemiz, oturmadan yetişip döşeği kaldırdı
Babası buna çok üzülüp; "Ey kızım! Bu döşeği benden mi esirgiyorsun?" diyerek hayretini belirtince, Resulullah'ın muhabbetini her şeyin üzerinde tutan mü'minlerin annesi hazret-i Ümmü Habibe, babasına; "Bu döşek, Allahü teâlânın Resulünün döşeğidir
Ona müşrikler oturamaz! Sen, müşriksin! Bu döşek üzerine oturman, asla layık değildir!" diye cevap verdi
Babası; "Ey kızım! Evimden ayrılalı sana birşeyler olmuş!" deyince, o da; "Elhamdülillah ki, Allahü teâlâ bana İslâmiyet'i nasib etti
Sen ise hala, işitmeyen, görmeyen taştan yapılmış putlara tapıyorsun! Ey baba! Senin gibi Kureyş'in büyüğü ve yaşlısı olan bir kimse, nasıl olur da İslâm'a uzak kalır?
" dedi
Babası, çok hiddetlenip; "Bana bu kadar hürmetsizlik edip cahillikle suçluyorsun! Demek ben, atalarımın senelerdir taptıklarını bırakıp, Muhammed'in dinine mi gireceğim?!" diyerek oradan ayrıldı
Sevgili peygamberimizin huzuruna gelen Kureyş lideri; "Ben, Hudeybiye antlaşmasını yenilemek ve müddetini de uzatmak için geldim
Haydi, aramızdaki bu muahedeyi bir yazı ile yenileyelim!" dedi
Habib-i ekrem efendimiz; "Biz, Hudaybiye antlaşmasına aykırı bir davranışta bulunmayız ve onu değiştirmeyiz!" buyurdu
Kureyş lideri, tekrar tekrar; "Antlaşmayı değiştirelim! Yenileyelim!
" dediyse de, sevgili Peygamberimiz, ona hiçbir cevabda bulunmadı
Kureyş lideri gösterdiği bütün gayretlerin hiç bir fayda vermediğini görünce, Mekke'ye dönüp, müşriklere durum anlattı
Müşrikler; "Demek hiç bir şey yapamadan geri döndün öyle mi?!
" diyerek onu kınadılar
Artık onlar için, beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı
Ebu Süfyan Medine'den ayrılınca, sevgili Peygamberimiz Mekke'yi fethetmeye karar verdi
Çünkü Kureyşliler, ahdlerinde durmamışlar ve barışı bozmuşlardı
Fakat bu sırrı gayet gizli tutuyor, müşriklere hazırlanma fırsatı vermeden ve Harem-i şerifde kan dökülmeden Mekke'yi teslim almak istiyordu
Bu bir harp tedbiri idi
Zira, Mekke fethedilince, kim bilir niceleri Müslüman olmakla şereflenecekti
Bu durumu hazret-i Ebu Bekir'e ve Eshabının ileri gelenlerinden birkaçına bildirdi
Eshabına, sefer için hazırlık yapmalarını emredip, nereye gidileceğini bildirmedi
01-06-2008
#
10
Profil Bilgileri
FataL
--->: Mekke'nin fethi
Mescid-i Dırar'ın yıkılışı
Tebük seferi ile, sevgili Peygamberimiz ve kahraman Eshabı, Bizanslıların gözünü korkutmuş ve mukavemetlerini kırmış olarak nurlu Medine'ye yaklaşmışlardı
Kainatın sultanı, Medine'ye çok yakın olan Zi-Evan denilen yerde, Eshabına konaklamalarını emretti
Sahabiler dinlenirken birkaç münafık, sevgili Peygamberimize gelip, Mescid-i dırar'a teşrif etmesini istedi
Mescid-i Dırar, Kuba'da bulunuyordu
Resulullah efendimizin, Medine'ye hicreti esnasında Kuba'da yaptırdığı ilk mecsidin karşısına münafıklar tarafından yapılmıştı
Sevgili Peygamberimiz, Eshabıyla Tebük'e giderken, münafıklar huzura gelip; "Ya Resulallah! Yeni bir mescid yaptık, teşrif edip bize bir namaz kıldırır mısınız?" diyerek davet etmişler, fakat sefer halinde olan Alemlerin efendisi, nasib olursa Tebük'ten dönüşte uğrayabileceklerini buyurmuşlardı
Münafıkların maksadı; Müslüman cemaati bölmek, kendi emellerine alet etmek, fitne çıkararak onları birbirlerine düşürmekti
Hatta, Bizans askerlerini Medine'ye davet edip, bu mescide depo ettikleri silahlarla onlara yardım edeceklerdi
Peygamber efendimizin orada namaz kılmasını sağlamakla, Mescid-i Dırar'ın mukaddes bir yer olduğu intibaı hasıl olacaktı
Böylece Müslümanlar, orada namaz kılmak için birbirleriyle yarış edecek ve güya münafıkların ağına düşeceklerdi!
Server-i alem efendimiz, münafıkların bu davetini kabul buyurmuş, gitmeğe karar vermişti
Allahü teâlâ Tevbe suresi 107-110
Ayet-i kerimelerini göndererek işin iç yüzünü bildirdi:
" Münafıklar arasında bir de müminlere zarar vermek, hakkı inkar etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescid kuranlar ve: Bununla iyilikten başka birşey istemedik, diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır
Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder
Onun içinde asla orada namaz kılma! İlk günden takva üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur
Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır
Allah da çok temizlenenleri sever
Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez
Yaptıkları bina, kalblerinde şüphe ve ızdırap kaynağı olmakta kalbleri paralanana kadar devam edecektir
Allah bilendir, hakimdir
"
Bunun üzerine Alemlerin efendisi, Malik bin Duhşüm ile Asım bin Adiy'e ; "Şu, halkı zalim olan mescide gidiniz
Onu yıkınız, yakınız" buyurdular
Onlar akşam ile yatsı arasında gidip, binayı ateşe verdiler
Sonra da yıkıp yerle bir ettiler
Münafıklardan hiç ses çıkmadı
Sevgili Peygamberimizin Tebük seferi dönüşünde iki ay sonra, münafıkların başı Abdullah bin Übeyy öldü
Bundan sonra münafıkların birlikleri bozulup dağıldılar
Böylece, sadece münafıkların değil, Arabistan'da müşriklerin ve Yahudilerin de başları ezilmiş, İslâm'a karşı durma, engelleme faaliyetleri söndürülmüş oldu
Tags
:
fethi
,
mekkenin
Mekke'nin fethi ile ilgili Benzer Konular
221 Kez Görüntülendi
Dr. Fethi Şikaki (Dr. Fethi Şikaki Kimdir? - Dr. Fethi Şikaki Hakkında)
Devlet ve Siyaset Biyografileri
Çağrı Film Müziği - Mekke'nin Fethi Müziği
Dini Videolar
Mekke'nin fethi çagrı filminden bi sahne
Dini Videolar
Mekke'nin Efendisi..
Dini Sohbet
Mekke'nin ilk Fotoları
Mekke Medine Resimleri
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
20:03
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542