FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sünnet & Hadis
Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller ile ilgili Benzer Konular
90 Kez Görüntülendi
Mevzu-Hadis Terimi AnLamı
Sünnet & Hadis
Hadislere uygun yaşayalım ..
Sünnet & Hadis
ayet ve hadislere göre göz zinası
Dini Sohbet
namazla ilgili bazı hadisler
Namaz
Laiklik ve Sekülarizm (Ağır Mevzu)
Köşe Yazıları
Resimli Hadis-i Şerifler-Kur'an'dan Ayetler
|
Kıyâmete kadar olacak önemli hadiseler
Konu Araçları
20-07-2008
#
1
Profil Bilgileri
FataL
Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller
Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller başlıklı yazı Mumsema Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller Forum Alev
Yukarıda izahına çalıştığımız gibi, başlangıçtan bu güne muhaddisîn-i izâm’ın gösterdikleri o takdire şâyân cehd, gayret ve hadîs mevzûunda sergiledikleri hassasiyet sayesinde neyin sahih, neyin mevzû’ olduğu apaçık ortaya çıkmış olmasına ve Kur’ân gibi, onun tefsiri, mühim bir buudu ve hikmet-i televvünü olan sünnet de:
«“Şüphesiz, Zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik; ve onun koruyucuları da elbette biziz”(Hicr, 15/9)
âyetinin şümulü içine girmekle İlâhî sıyânet altında bugünlere gelmiş bulunmasına rağmen, günümüzde maalesef bu mevzû, müsteşrikler ve onların tesiri altında kalan bazı talihsizlerce tenkid mevzûu haline getirilmiş ve pek çok sahih hadîse ve sünnete dil uzatılır olmuştur
Bu sebeple, şimdi biraz da mevzû’ hadîslerden bazılarına temas edecek ve dile dolanan bazı sahih hadîsleri ele alacağız
Mevzû’ Hadîsler
Meselâ, hadîs diye rivayet edilen bir sözde: “Ebû Hanife, ümmetimin kandilidir” denmektedir
Vâkıa, Ebû Hanife, ümmet-i Muhammed (sav) için gerçek bir kandil olmuş ve ashâb-ı kiramdan sonra onun ayarında dine hizmet eden pek az kişi çıkmıştır
Ama gel gör ki, Allah Rasûlü’nden (sav) böyle bir söz şerefsüdûr olmamıştır
Zannediyorum bu, mezhep taassubuyla uydurulmuş bir sözdür
Hadîs diye uydurulan bir diğer söz de: “Beyaz horoz edinin
'' dir
Horoz, hele beyaz horoz halk tarafından pek sevilir ve kerâmeti vardır, denilir
Fakat, hadîs nakkâdı zatlar, bu sözün kezzablar tarafından rivayet edildiğini tespit edip, hadîsle alâkasının olmadığını ortaya koymuşlardır
Bu da, her halde horoz ticareti yapan bir yalancının uydurduğu sözdü
Halk arasında yaygın olan bir başka söz daha vardır: “Kendisine iyilikte bulunduğun kişinin şerrinden sakın
” Bir defa bu sözün hadîs olamayacağı bir yana, mantığa ve akla uygunluğu da yoktur
Eğer, uydurma caiz olsaydı ben: “Şerrinden korktuğun kimseye iyilikte bulun” derdim
Çünkü iyilik, insanı yumuşatır ve iyiliği yapana köle eder
Nitekim, bu hakikati ifade eden bir sözde: “İnsan, ihsânın kölesidir” denmiştir
Diğeri ise, Efendimiz’e (sav) isnadı mümkün olmayan korkunç bir yalandır
Yukarıdaki sözün akla ve mantığa uygun olmadığından da bahsetmiştim
Evet İslâm, aklîdir, mantıkîdir; ancak onun aklî ve mantıkî olması ile akla ve mantığa dayanması farklı şeylerdir
İslâm, insanüstü bir hakikattir
Bu hakikat, Allah ve Rasûlü’nün tayin ve tespit ettiği şeydir
İnsana düşen, bu hakikati bulmaktır; yoksa tek tek her akıl, hiçbir zaman hakikatin kaynağı olamaz
Hakikat bu iken, bugün maalesef bir kısım ilim mahfillerinde bu husus da ayrı bir mecraya çekilerek sû-i istimal edilmek istenmektedir
Mesela: “Bendendir diye bir söz naklettiğinizde, onu kendi aranızda müzakere edin
Eğer o söz hakka muvafıksa, tasdik edin ve dininize bir esas olarak kullanın
Ben, onu konuşmuş olayım olmayayım, farketmez; yeter ki, söz hakka muvafık olsun
” Bu söz, kesinlikle hadîs değildir ve olamaz da
Çünkü, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, hakkı tayin ve tesbit eden Allah ve Rasûlü’dür; yoksa, kişilerin ölçü ve değerlendirmeleri, Rasûlullah’ın sözleri için asla kıstas olamaz
Tam aksine, insanlar, kendi söz ve davranışlarını Rasûlullah’ın sünnetine, yani söz ve davranışlarına uydurmak mecburiyetindedirler
Bunun gibi hadîs diye uydurulmuş bir diğer söz de: “Ben,adil bir melik zamanında doğdum”ifadesidir
Bu, bizim “Nûşirevan”, İranlılar’ın ise “Enûşirvan” dedikleri kişiyi yüceltmek için uydurulmuş bir sözdür
Allah Rasûlü’nün, bir başkasının kazandıracağı şerefe aslâ ihtiyacı yoktur; bilakis, Allah Rasûlü (sav), zamana ve mekâna şeref getirmiştir
Zamana ve mekâna şeref verdiği zamanda âdil bir hükümdarın yaşamış olması, O’nun şerefine şeref katmaz; zaman ve mekânın etekleri, O’nun dünyaya teşrifleriyle şerefle dolmuştur
Akıl ve mantığa çok ters düşmemekle birlikte halk arasında çok meşhur olmuş, kitaplarda görüp, minberlerden dinlediğiniz, hadîs diye rivayet edilen bir başka söz de: “Temizlik imandandır” ifadesidir
Bu sözün manâsı doğrudur ama, böyle bir söz, asla ve kat’a Rasûlullah’tan sâdır olmamıştır
“Manâsı doğrudur” dedim; çünkü sahih hadîste Allah Rasûlü (sav): “Tuhûr, (yani, maddî temizlik ve tevbe, istiğfar, münâcât, murâkabe, muhasebe ve ubûdiyetle gerçekleştirilecek manevî temizlik) imanın yarısıdır, ‘elhamdülillâh da, mizanı doldurur” buyurmuştur
Bir diğer aldatan söz de: “Akikten yüzük takının
” Allah Rasûlü’nden böyle bir söz sadır olmuş değildir
Şu kadar ki, Âişe Validemiz’den rivayet edilen: Akik’te çadır kurun” hadîsi vardır
Akik, Medine’den ayrılıp da Mekke’ye giderken kendisine uğra-nılan bir vadinin adıdır
İlk dönemlerde yazıda nokta kullanılmadığından, olmuş ve Akik, akik taşı ile karıştırılmış ve ortaya hadîs diye uydurma bir söz çıkmıştır
Bir de bunun sonuna: “çünkü o, fakirliği giderir”yalanı eklenmiştir
“Güzel yüze bakmak, ibadettir” sözü de, hadîs diye uydurulmuş sözlerdendir
“Güzele bakmak sevaptır” şeklinde, Türk halkının ağzında çok yaygındır
Halbuki bu söz, bir dalâlettir, bir sapıklıktır
Bunun gibi, yukarıda geçtiği üzere: “İlim, Çin’de de olsa taleb edin” sözü de,günümüzde ilim adına yeni bir şeyler söylemek ve İslâm’ın ilme verdiği değeri güya ortaya koyma adına ne kadar söylenirse söylensin yalandır, uydurmadır ve asla hadîs değildir
İlme ait Kur’ân’da ve hadîste o kadar senâ, terğip ve teşvik vardır ki, kâhinlerin secalarına benzeyen böylesi sözlere ihtiyaç yoktur
Meselâ, Kur’ân-ı Kerim’de:
“Kullarından ancak âlim olanlar Allah’tan haşyet duyar” (Fâtır,35/28)
buyrulmuştur; yine Kur’ân-ı Kerim’de: “
De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 39/9)
âyeti vardır
Ayrıca sahih hadîste: “Melekler razı olmalarından dolayı ilim taleb edenlerin (ayaklarının altına) kanatlarını gererler” buyrulmuştur
Böyle onlarca âyet ve hadîs varken, hadîs diye uydurulmuş sözlere hiç ihtiyaç yoktur
Dantel
Mumsema
Frmacil
20-07-2008
#
2
Profil Bilgileri
FataL
--->: Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller
Mevzû’ Damgası Vurulan Sahih Hadîsler
Misal olarak getirdiğimiz bunlar ve daha bunlar gibi yüzlerce mevzû’ hadîse dokunulmaz, hattâ konuşmalara konu edilirken, bugün Buharî, Müslim ve Kütüb-i Sitte’den diğer dört kitapda geçen ve muhaddisîn-i kirâmca sahih kabul edilen pek çok sahih hadîse dil uzatılmaktadır
Tevrat’ın Müjdesi</B>
Meselâ, bunlardan biri, Buhârî’nin rivayet ettiği şu hadîstir: “Tevrat’ta (Rasûlullah (sav) hakkında) şu âyet vardır: “Ey Nebî, seni şâhid, (ümmet-i Muhammed’in imanlarına, İslâmlarına şahâdet ve nezâret edici), (doğru yolu, doğru yolun encâmı cenneti) müjdeleyen (eğri yolun encâmından) sakındıran, şu ümmî cemâate bir zırh, bir kale olarak gönderdik
Sen, Benim kulum ve rasûlümsün
Ben, seni mütevekkil, (her nebî tevekkül etmişse de, husûsiyle seni hakkıyla tevekkül eden) olarak isimlendirdim
O, haşin, kaba, öfkeli, hiddetli, şiddetli ve sokaklarda gezerken bağıran bir insan değildir
Kötülüğü kötülükle savmaz
Fakat affeder, bağışlar
Şu binbir puta tapan, eğri (büğrü yollara sapmış) kavmi ‘lâ ilâhe illa’llah’ diyerek doğrultuncaya ve bununla görmeyen gözleri, duymayan kulakları ve kapalı kalpleri açıncaya kadar, Allah O’nun ruhunu kabzetmeyecektir
”
Müsteşrikler ve İslâm dünyasında onların çizgisini takip edenler, bu hadîsi tenkid, hatta onun mevzû olduğu iddiasında bulunmaktadırlar
Sebep ise basit, gayr-i ilmî ve gayr-i mantıkî hadîsin ravîsinin Abdullah İbn Amr İbn el-Âs olması ve İbn Abbas, Enes, Ebû Hureyre gibi onun da, rivayetlerinde Kâ’bu’l-Ahbâr kaynaklı hadîslerin olması
Evvela, bu hadîsin Efendimiz’in sıfatlarına, tarihî vâkıalara ve Kur’ân-ı Kerim’in Efendimiz’le (sav) alâkalı ifadelerine zıt hiçbir yönü, hiçbir harfi yoktur
İkinci olarak, Tevrat ve İncil’de hem de bunca tahrifden sonra, hâlâ Efendimiz hakkında dünya kadar işaret ve beşaretin var olduğunu söyleyebiliriz
Zaten Kur’ân-ı Kerim’de, Rasû-lullah’a inanan Tevrat ve İncil ehli hakkında:
“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı olarak buldukları (sıfatlarını ve geleceğinin müjdelendiğini okudukları) bu ümmî, nebî Rasûl’e ittibâ ederler” (A’raf, 7/157)
buyurmuyor mu? Yine, Kur’ân-ı Kerim, Fetih sûresinin son âyetinde:
“Onların Tevrat’taki misâli buna benzer; İncil’deki misallerine gelince
”(Fetih, 48/29)
diyerek, Tevrat’ta ve İncil’de Rasûlullah’tan (sav) ve O’nun ashâbından nasıl bahsedildiğini haber vermiyor mu? Hatta günümüzde bile, allâme Hüseyin Cisrî, mevcut Tevrat ve İncil nüshalarında, 114 yerde Efendimiz’le alâkalı işaret tesbit etmiştir ki; doğrusu, onca tağyirden sonra buna hayret etmemek kabil değil
Bir gün gereken tetkikler yapıldığında inşaallah sahih olduğu ortaya çıkacak olan Barnabas İncili’nde zaten apaçık Efendimiz’in (sav) isminden bahsedilmektedir
Evet, kendinden sonra gelecek peygamberi ismiyle haber vermesi Hz
Mesih’in (as) en önemli mes’elelerinden biriydi
Üçüncü olarak, İslâm’a giren çoğunluk ya müşrik ya Hıristiyan veya Yahudi idi
Kâ’bü’l-Ahbâr da Yahudilikten gelme bir Müslümandı
Asrımızın dev mütefekkirinin ifadesiyle: “Malûmatı da kendisiyle beraber Müslüman olmuştu
” Kur’ân ve sünnete ters düşmeyen ve hakkında Kur’an ve sünnetin sükût ettiği mevzularda İsrâiliyat’a ait bazı şeyler naklediyordu
İddia edildiği gibi, katı, mutaassıb, İslâm düşmanı ve sert biri de değildi
Onu Hz
Ömer’in katliyle alâkalı göstermek ise, daha sonraki asırlarda uydurulmuş bir hezeyandır
İbn Abbas, Ebû Hureyre, Enes b
Malik ve Abdullah İbn Amr gibi büyük sahâbîler, onun Tevrat’tan yaptığı nakilleri dinlerlerdi; ama ne Kâ’bü’l-Ahbâr yalan söylerdi ne de bu büyük sahâbîler
Abdullah İbn Amr ki, kılı kırk yaran, âbid, zâhid bir sahabîydi
Evlendiğinde: “Bu kadın benim ibadetime manî olacak” diye beş on gün hanımının yanına varmamış ve ancak Efendimiz’in (sav): “Hanımının da senin üzerinde hakkı vardır” diye zorlamasıyla gitmişti
Yalan, onun rüyalarına bile girmemişti
Tarihî vak’alar böylesine berrak ve açıkken, son derece indî mütâlaalarla sahih hadîslere ve bu hadîslerin ravîsi sahabîlere dil uzatmak, İslâm’ın ikinci büyük rüknü olan sünneti yıkma gayesinden başka bir şey değildir
20-07-2008
#
3
Profil Bilgileri
FataL
--->: Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller
Tevessül
İtirazda bulunulan sahih hadîslerden bir ikincisi de şudur:
Hz
Enes’in (ra) rivâyetine göre, Hz
Ömer Efendimiz (ra), kaht ve kuraklığın ortalığı kasıp kavurduğu bir dönemde Hz
Abbas’ın (ra) elinden tutar ve onunla tevessülde Allah’tan yağmur ister ve şöyle der: « “Allahım! Peygamberimiz hayattayken, onunla tevessülde bulunur, yağmur isterdik, Sen de bize yağmur verirdin
Şimdi, Peygamberimiz’in amcasıyla tevessülde bulunuyoruz, bize yağmur ver
”
Bu hâdise, İbn Ebi’d-Dünya’nın kitabı ve meşhur Câhız’ın,“el-Beyân ve’t-Tebyin”inden delil getirilerek, inkâr edilmek istenmektedir
Meşhur Mûtezile imamı ve sahih hadîsleri bile inkâr etmeyi meslek edinmiş,materyalist Nezzâm’ın talebesi olan Câhız, adı geçen kitabında: “Hz
Ömer’e yağmur duası adına isnad edilen şeylerin hepsinde ızdırap vardır
Çünkü, kâh minbere çıkıp dua etti, kâh namazın arkasında dua etti, kâh kürsüde duâ etti denmektedir
Öyleyse, bu hadîsler doğru olamaz” demektedir
Bir kere Câhız, hadîsçi değildir; hadîsle alâkası, sıradan bir insan kadar ya vardır veya yoktur
İbn Ebi’d Dünya’ya gelince, kendisi mübarek bir kişi olmasına rağmen, kitabının yalanlarla dolu olduğunu, hadîsten haberi olanlar söylüyor
Şimdi, bunlara dayanılarak hadîs hakkında nasıl hüküm verilir ki? Hattâ, o kadar büyük ve İslâm tarihinin kendisiyle iftihar edeceği şahıslardan biri olmasına rağmen, bir hadîs hakkında “İmam-ı Gazâlî rivayet ediyor” dense insana gülerler; çünkü, İmâm-ı Gazâlî de muhaddis değildir
Nitekim, İhyâ’sında naklettiği hadîsleri, hadîste müceddid sayılan Zeynüddin Irâkî, tek tek ele almış ve: “Şu sahihtir, şu hasendir, bu da zayıftır” demiş ve kritiğe tabi tutmuştur
Tabibden mühendislikle, kimyacıdan tabâbetle alâkalı mevzular sorulmaz
Demek ki, bu hadîse olan itirazın, sağlam ve ilmî bir dayanağı yok
İkinci olarak, tevessül yadırganacak bir şey değildir
Herşeyden önce Kur’ân-ı Kerim’de:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve O’na vesile araştırın”(Mâide, 5/35)
buyrulmaktadır
Sonra, sahâbe-i kirâm, Efendimiz’den duâ isterlerdi ki, bunda da yine apaçık o mülâhaza vardır
Meselâ, bir defasında bir bedevî gelmiş ve: “Yâ Rasûlallah, kaht u galâ var
Dua etmez misin?” demiş, Efendimiz (sav) ellerini kaldırarak:“Allahım bize bol bol, bereketli yağmurlar ihsan et”demiş, hemen o anda yağmur inmeye başlamış ve günlerce devam etmiş
Ancak zarara yol açtıktan sonradır ki, Efendimiz’e (sav) gelerek, yağmurun kesilmesi için dua etmesi istirhâmında bulunmuşlar ve o anda yine minberde bulunan Allah Rasûlü’nün duasıyla yağmur kesilivermişti
O kadar ki, bulutlar Medine’nin üstünde tac gibi bir hal almış ve halk, güneşin altında evlerine gitmişti
Hatta o anda bu hususi muamele karşısında Allah Rasûlü de (sav) yüzünde pırıl pırıl tebessüm, şöyle buyurmuşlardı: “Şehâdet ederim ki, Allah herşeye kâdirdir
Yine şehadet ederim ki ben Allah’ın kulu ve rasûlüyüm
”
Yine, sünneti sahîhada, mağaraya girince, düşen bir taşın mağaranın ağzını örtmesiyle içerde mahsur kalan üç Müslümanın amelleriyle nasıl tevessülde bulunduklarını görüyoruz
Biri, anne ve babasına yaptığı iyiliği
diğeri, sevdiği amca kızına tam yaklaşacakken, Allah’tan korkup geri durduğunu
üçüncüsü de kendine hizmet eden, fakat hizmetinin karşılığını almadan giden bir zâtın bu hakkını nasıl nemâlandırıp, daha sonra ona teslim ettiğini anlatıyor ve bu amelleriyle Allah’a tevessülde bulunuyorlardı
Rasûlullah zamanında da vesîlede bulunanlar oldu
Allah Rasûlü de bunu tasvîp buyurdu ve ayrıntılarıyla anlattı
Meselâ, görme kusuru olan bir zât Allah Rasû-lü’ne gelerek, şikayette bulundu
Efendimiz (sav), kendisine güzelce abdest alıp, iki rek’at namaz kılmasını ve sonunda da, aşağıda arz edeceğimiz duâyı okumasını tavsiye buyurdu
Tavsiye buyurulan duada şu hususlar vardı: “Allahım! Peygamberin, rahmet peygamberi Muhammed (sav)’le, Sana yöneliyor ve Sen’den istiyor, Sana dehâlette bulunuyorum
Yâ Muhammed (sav): Seninle, senin hürmetine bu hâcetim için Rabbime teveccüh ettim ki, hâcetim yerine gelsin
Allahım O’nun, hakkımdaki şefâatini kabûl et
” O zat, gidip kendisine söylenenleri yapınca gözleri açıldı
Şimdi, Kur’ân-ı Kerîm, Allah’a vesile araştırılmasını emir buyurur, Efendimiz (sav), Kur’ân’la tevessülü tavsiye eder, hatta kendisiyle tevessüle cevaz verir; keza sahih hadîslerinde kişinin güzel ameliyle tevessülü salıklarsa, bilmem ki terslik tevessül yapmanın neresinde ve Hz
Ömer Efendimiz’in (ra), tevessülle yağmur duâsında bulunması neden yadırganır? Evet, buna, dense dense hakikat karşısında temerrüd denir ve bunun altında sünneti yıkma gaye ve gayreti aranır
Köpeğin Yaladığı Kap
Yine Buharî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce ve İbn Hanbel’in rivâyet etikleri bir hadîs-i şerif daha var ki, müsteşrikler ve onların İslâm dünyasındaki takipçileri, akıllarına sığdıramadıklarından veya sadece Ebû Hureyre, ya da Abdullah İbn Amr veya Enes rivayet ediyor diye onu da bir türlü kabûl edemiyorlar
Bu hadîs şu: “Birinizin kabını köpek yaladığında, o kabın temizliği birincisi toprakla olmak şartıyla onu yedi defa yıkamasıdır
” Hadîsin bâzı rivâyetlerinde ise: “Birinizin kabından köpek içtiğinde
” şeklindedir
”
Hadîs-i şerifteki ‘yedi’ ifadesi, bizzat ‘yedi’ defayı ifade ettiği gibi, çokluktan kinaye de olabilir
Bu sebeple, Hanefî fukahâsı, üç defa yıkamayı yeterli görmüşlerdir
Eğer, temizleme üç defa ile mümkün oluyorsa, üç defa yıkanır
Hakkında bir kitap yazılabilecek kadar muhtevalı bu hadîs-i şerif, esasen nübüvvetle alâkalı önemli ip uçları vermektedir
Evet, ancak şimdilerde anlaşılmıştır ki, köpekten insana geçebilecek bazı hastalıklar var
Hıfzu’s-sıhha adına üzerinde hassasiyetle durulması gereken bu mes’ele, köpekte ve insanda müşterek bazı hastalıkların bulunabileceğine dikkati çekmesi açısından ve hem köpekte, hem insanda hastalık yapan müşterek virüs ve mikropların her iki bünyede de yaşayabildiğini tembih bakımından mucize buudlu bir haberdir
Ve bu mevzûda, ilmî mecmualarda dünya kadar yazı çıkmıştır
Aslında çıkmasa ne olur
Bugün, köpeğin tenyasının insana nasıl geçtiğini ve insanda teşekkül eden bazı kistlere köpeğin kaynaklık ettiğini ve köpek dışkılarının gömülmesi lâzım geldiğini artık bilmeyen mi var? Hakikat bu iken, bu hadîsi serrişte edip, sünnete ilişen müstağripler ve müsteş-rikler, gün gelip de zaman bu hadîsin ifade ettiği muazzam hakikati ortaya koyduğunda, acaba bu erken iddialarından dolayı hicab duymayacaklar mı?
20-07-2008
#
4
Profil Bilgileri
FataL
--->: Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller
Sinek Hadîsi
Buna benzer bir başka sahih hadîs daha var ki, Maurice Bucaille gibi, eserlerini takdirle tercüme edip yayınladığımız zatlar bile, acele edip, hadîsi hemen tenkide tabî tutmuş ve âdetâ Müslümanların bilgisizliği veya zuhulü gibi göstermek istemişlerdir; ancak neticede yine hadîs ve hadîsi rivayet eden Ebû Hureyre’lerin yüzleri ak, müsteşriklerle onların takipçilerinin yüzleri de kara çıkmıştır
Hadîs şudur:“Sinek herhangi birinizin (yeme veya içme) kabına konarsa, onu tamamen kabın (yiyeceğin veya içeceğin) içine batırsın ve sonra çıkarıp atsın
”
Hadîsi sened yönünden tenkid mümkün değildir; çünkü Buharî ve yanı sıra Ebû Dâvûd, Nesâî, Darimî ve İbn Hanbel rivayet etmişlerdir
Sahâbe ve ümmet telâkkî bi’l-kabûlle karşılamış; hadîs mütehassısları da herhangi bir şüphe îrâsında bulunmamışlar; bulunmamışlar ve hadîs bugünlere gelmiş ulaşmış
Hadîs, ilk kez, Mu’tezile imamlarının o günkü ilimlerine çarpmış ve inkâr edilmiş
Aynı şekilde, kriterlerine uymadığı için yirminci asır müsteşrik ve ilim adamlarının tenkidine de uğramış
Oysa ki, bu hadîs de başlı başına bir mucizedir
Çünkü, her şeyden önce Allah Rasûlü, sineğin mikrop taşıyıcı olduğuna dikkat çekmekte ve hadîsin devamında: “Çünkü, sineğin bir kanadında şifa, diğer kanadında ise hastalık vardır” buyurmaktadır
Bizim burada ‘yan’ diye tercüme ettiğimiz ‘cenâh’ kelimesi “kanat” ma’nâsına da gelmektedir
Hadîs, her iki ma’nâ ile ayrı iki mühim hakikate parmak basmaktadır
Sineğin bir yanında mikrop, diğer yanında ise, o mikrobu sterilize edecek stoplazma içinde bir ilaç taşıdığı günümüz tıb araştırmalarının ortaya koyduğu bir hakikattir
İkinci durumda, yani ‘cenah’ kelimesini ‘kanat’ diye tercüme ettiğimizde ise,lâfzın her iki şekilde de yorumlanması mümkün karşımıza şu gerçek çıkmaktadır: Sinek bir yere pik yaparken, yeniden kalkabilmek için kanatlarından birini ihtiyâten çok dikkatli kullanır
Pek nâdir olarak, yeniden kalkamayacağı bal gibi bir zemine konar
Onun o, miniminnacık kafasında kendi hayâtı adına bütün plân ve programı hazırdır ve kusursuzdur
Sinek bir kanadı üzerinde herhangi bir yere veya yiyecek ve içeceklere, insanın ağzına gözüne konar kalkar ve tabii tifo, kolera, dizanteri gibi hastalıkların mikroplarını da taşır
İşte, ilmin kendisini asırlarca geriden takip ettiği Allah Rasûlü, sineğin bir kanadıyla taşıdığı mikroba karşı diğer kanadının ilaç olarak kullanılmasını emir ve tavsiye buyurmaktadır ki, hıfzu’s-sıhha adına tıbbın bugün keşfedebildiği bu gerçeği, O, asırlar ve asırlar önce iki kelime ile ifade buyurmuştur
Muhaddîslerin, ashâb-ı kirâmın ve ümmetin on dört asırdır telâkkî bi’l-kabûl buyurdukları bu hadîsi şerifi, Ebû Hureyre rivayet ediyor diye veya akla sığmıyor gerekçesiyle karşı çıkmak, ilim ve hakikat adına ne kadar aceleden bir karar!
Bir yanında hastalık, diğer yanında şifâ taşıması, yalnız sineğe has bir özellik de değildir
Aynı şey, akrep için de, arı için de bahis mevzûudur
Akrebin soktuğu yere, akrebi ezip sararlar; arı ise bir yanıyla bal yaparken, kuyruğuyla zehir akıtır
Üç Mescide Şedd-i Rihal
Yine, sünnetin temellerine dinamit koyma adına, Kâ’bü’l-Ahbâr’dan nakillerde bulunan sahâbelerin rivâ-yetinden ötürü veya Yahudilik adına Mescid-i Aksâ’yı takdîs ediyor gerekçesiyle şu sahih hadîs de tenkide uğramıştır : “(Yolculuğa ve sefer meşak-katlerine katlanıp, ibadet ve sevap arzusuyla) şu üç mescid dışında başka bir mescid için yolculuğa çıkılmaz
Onlar da: Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksa
” Bazı rivayetlerde önce Mescid-i Aksa, sonra Mescid-i Nebevî zikredilir
Bir defa, mü’minler arasında, hadîste Mescid-i Aksâ takdis edildiği için rahatsızlık duyacak kimse yoktur
Mescid-i Aksâ, Allah Rasûlü’nün (sav) Mi’râc’a çıkarken uğrayıp, enbiyâ-i izamın ervâhına imamlık yaptığı ve Kur’ân-ı Kerîm’in: “Çevresini mübarek kıldık” buyurduğu mesciddir
Mescid-i Aksâ, bir Yahudi mescidi olmak şöyle dursun, yeryüzünde Dîn-i Mübîn-i İslâm’ın hakimiyetinin remzidir
Mescid-i Aksâ’yı içine alan mübarek belde, Hz
Mûsâ’nın cemâati kıvama geldiği zaman, o büyük nebînin fetâsı Yûşâ b
Nûn eliyle fethedildiği bir bük’adır
Mescid-i Aksâ’nın ve çevresinin fethi, daha sonra Hz
Ömer’e (ra) bilâhare de İslâm’ın büyük ve şerefli kumandanlarından Selâhattin Eyyûbî’ye nasip olmuş ve inşaallah son olarak da, âhir zaman kudsîlerine bağrını açacaktır
Mescid-i Aksâ, bir remizdir; elden çıkışı manevî mağlûbiyetin, yeniden fethi de, millet-i İslâmîye’nin yeniden kendini bulmasının remzidir
Eğer Mescid-i Aksâ, kitabda ve sünnette tartılara gelmeyen bir ağırlığa sahipse, Allah Rasûlü de bunu ifade buyurmuşsa, o zaman bu hadîsi yalanlamak niye? Ama onun, Mescid-i Nebevîye rüçhâniyetine gelince o münakaşa edilebilir
Mescid-i Aksa gibi yerlerdeki ibadete gelince, oraya ait hususî bir ibadet yoktur
Zaten, ibadetlerdeki zaman mekan ta’yini de şâri’e aittir
Nitekim, İbn Abbas Hazretlerinden gelen bir rivâyette bir kadın, tutulduğu bir hastalıktan kurtulursa, gidip Mescid-i Aksâ’da namaz kılmaya nezreder
Hastalıktan kurtulur ve yolculuğa çıkmak üzere hazırlandığında Hz
Meymûne Validemiz’e gelip, mes’eleyi açar
Meymûne Vâlidemiz de ona şöyle buyurur: «“Otur da yaptığın yemeği ye (burada kal ve işine bak) namazını da Rasûlullah’ın (sav) mescidinde kıl
Çünkü ben, Rasûlullah’ın (sav) şöyle buyurduğunu işittim: “Bu mescidde kılınan namaz, Kâbe Mescidi dışındaki mescidlerde kılınan bin namazdan efdaldir
”
Evet, İbâdet ü tâatte Cenab-ı Allah (cc), husûsî bir zaman ve husûsî bir mekân intihâb etmediğinden, namaz her yerde kılınabilir
Burada kurban nezreden, gidip onu başka bir yerde kesebileceği gibi, başka bir yerde nezreden de, gelip burada kesebilir
Meymûne Vâlidemiz mes’eleyi bu zâviyeden ele aldıkları gibi, ayrıca Mescid-i Nebevî’de kılınan namazın efdaliyetini de tebarüz ettirmiş oluyordu
Maamâfih, fukahâ-i kiramdan bazıları, her zaman ibadete açık olması, namazın yanı sıra tavaf da yapılabilmesi gibi husûsiyetlerinden dolayı, Mescid-i Ha-ram’ı bu umumî kaideden ayrı mütâlâa etmiş ve Mescid-i Haram için yapılan nezrin Mescid-i Harâm’da ifâsının lüzûmuna kâni’ olmuşlardır
Ne bu fıkhî mes’elenin ne de Meymûne Vâlidemiz’in sözünün, Mescid-i Aksâ veya bir başka mescidin kıymet ve derecesine dokunur herhangi bir yanı yoktur
20-07-2008
#
5
Profil Bilgileri
FataL
--->: Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller
Dine Sahip Çıkan Cemaat
Tekzîb edilmekle tekzîb edenlerin tutarsızlığını gösteren bir diğer sahih hadîs de şudur: “Dünyanın ömrü olduğu sürece, Allah’ın emri gelinceye (kıyâmet kopuncaya) kadar, ümmetimden hak üzere galip ve daima dine omuz veren bir cemaat bulunacak, bulunacak ve dine sahip çıkacaktır
(Yani din, hiçbir zaman yer yüzünden bütünüyle silinmeyecektir
) Kendilerine muhâlefet edenler, onlara hiçbir zarar da veremeyecektir
”
Bu hadîse, hangi gerekçe ile karşı çıkarlar anlamak zordur
On dört asırlık İslâm tarihinde, din-i mübini İslâm’ın yeryüzünden, insanların kalbinden silindiği, des-teksiz ve muavenetsiz kaldığı bir dönem hiç olmamıştır ki! Evet tarih, ona omuz veren bir cemaatin bulunmadığı dönemlerden bahsetmiyor
Geçmişi bırakalım; dinin ve ona sahip çıkanların en çok ve en şiddetli hücumlara maruz kaldığı şu yirminci asırda bile din ortadan kaldırılabilmiş midir ki; hadîsin tutarsızlığına hükmediliyor
Komünist ülkelerde baskı altına alındığı, bazı ülkelerde şiddetle takip edildiği ve silinmek üzere olduğunun sanıldığı dönemlerde bile, yine ona sahip çıkanlar bulunduğu gibi, bugün, insanlık, çeşitli dalâlet ve küfür bataklıklarında bunca yıl yüzdükten sonra, kurtulmak için el attığı yine dindir, “Dîn-i Mübîn-i İslâm’ dır; çünkü o İlâhî bir şem’adır; bir şem’a ki, Allah yaka, üflemekle sönmez
Hadîste sözü edilen ‘cemaat’ hakkında değişik yorumlar yapılmıştır
Buharî, bir yerde: “Bunlar, Şam ehlidir”diyor
Çünkü, onun yetiştiği dönemde Şam, ilmin merkeziydi
Hilâfet, vâkıa Şam’dan Bağdat’a taşınmıştı ama, Şam ondan sonra da, uzun asırlar merkez olma husûsiyetini devam ettirmişti
Evzâî, Leys b
Sa’d ve İmam Mâlik gibi âlimler, talebelerini Şam’a gönderiyor, bunlar da orada ümerânın etrafını alıp, ilim neşrediyorlardı
Bazıları, bu hadîsteki ‘cemaat’tan kasdın muhaddîsler olduğunu, bazıları da müfessîrler olduğunu söylemiştir
Maamâfih, bu ‘cemaat’i belli bir gruba ve zamana hasretmemek, mânâya daha uygun olsa gerek
Her zaman bulunmuştur bu cemaat
Bir zaman Şam’da bir zaman başka bir yerde bir zaman Ömer İbn Abdülaziz’in etrafında bir zaman İmâm-ı Gazâlî Hazretleri’nin çevresinde bir zaman İmâm-ı Rabbânî’nin, bir zaman Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin ve bir zaman da bir başkasının arkasında bulunmuştur ve bulunmaya da devam edecektir
Uykudan Kalkınca Elleri Yıkamak
Anlamayan veya manâsına vâkıf olamayanlar tarafından tekzib edilen bir diğer hadîs-i şerif de şudur: Sizden biriniz, uykusundan uyandığı zaman elini üç kere yıkasın ve yıkamadan elini (yiyecek veya içecek kabına) daldırmasın
Çünkü o, geceleyin elinin nerelerde gezip dolaştığını bilemez
”
“İnsan, elinin gezip dolaştığı yerleri bilmez mi?” diye, Fecru’l-İslâm, Duha’l-İslâm, Zuhru’l-İslâm kitaplarının sahibi Ahmed Emin, bu hadîsi alaya alır
Ebû Reyye de onunla alay eder ve bunların üstadı müsteşrik Goldziher de
İnsan, geceleyin elinin nerelerde gezdiğini bilir mi gerçekten? Bence bu hadîs-i şerifde, yukarıdaki benzerleri gibi zamanları aşan bir beyan ve hıfzu’s-sıhha adına bir mu’cizedir; ve mühim hakikatleri ifade etmektedir
İnsanın alerjisi olur, kaşıntısı olur ve geceleyin bilme-den bazı yerlerini kaşıyabilir
Yine bugün, tırnak altında milyonlarca mikrobun barındığı tıbbın bildiği gerçeklerdendir
Öyleyse, bedenini kaşıyan ve buradaki mikropları eline bulaştıran veya tırnak altlarına yerleşmesine sebep olan bir insan, sabah ellerini yıkamadan yemeğe oturur, elini yemek veya su kabına daldırırsa, şurasına burasına bulaşan mikropların vücuduna girmesine sebep olmayacak mıdır?
Şimdi, ümmetin öteden beri telakkii bi’l-kabulle karşıladığı ve ilmî tesbitlere de ters düşmeyen; ters düşmek bir yana, onlarla mütesânit olan böyle bir haber veya tembihi, bir kısım müsteşrikler veya onların İslâm dünyasındaki takipçileri müstağriplerin hoşlanmadıkları sahâbîler rivayet ediyor diye, ya da onların yaşadığı dönemde, ilmî seviye henüz o noktaya ulaşmadığı için hadîsi tekzibe kalkışmaları ancak kendilerini utandıracak bir davranıştır
Mi’rac’da Hz
Mûsâ ile Mülâkat
Tekzibine çalışılan hadîslerden biri de, Mi’râc’da Rasûlullah Efendimiz’in (sav), ümmetine günde 50 vakit namaz farz olmuşken, Hz
Mûsâ’nın, irşâd ve îkâzıyla, bunun beş vakte indirilmiş olmasıdır
Bu hadîsi, Bûhârî ve Müslim gibi en sahih kaynaklar rivâyet etmektedir
Evvela, bu bir mülâkattır, mürâcaat değildir
Kaldı ki, Peygamberimiz’in Hz
Mûsâ’ya mürâcaatının da, yadırga-nacak bir yanı yoktur
Bir kere Efendimiz (sav), yeni Mi’râc’a çıkıyor; Hz
Mûsâ (as) ise, çoktan o âlemlerin tâvûsu olmuş bir nebî
İkinci olarak, Efendimiz (sav) edeb timsâlidir; hem Allah’a karşı tavrında hem de Hz
Mûsâ’ya karşı tavrında
Ayrıca, O hep ümmeti hakkında yüsr (kolaylık) yolunu araştırmış ve ona vesileler aramıştır
Hz
Musâ ile mülâkatı da böyle bir vesile olarak değerlendirmiş olabilir
Sonra, bu bir müracaatsa, O’nun Hz
Mûsâ’ya müracâatının, İsrailoğulları veya Yahudi kavmi nazarında umumî havayı yumuşatıcı olması bakımından taşıdığı psiko-sosyolojik durum da çok önemlidir
Bundan başka Efendimiz (sav), bütün peygamberleri tasdikle gelmiştir
Bu kabil muhtevasıyla böyle bir mülâkat, bu yüce ma’nâyı ifade bakımından çok önemlidir
Evet, O’nun peygamberleri kabulü âdetâ dâsitânîydi
O kendisinin, önceki peygamberlerden üstün görülmesine ve önceki peygamberlerin -hâşâ- hafife alınmasına aslâ izin vermemişti
Hatta bir defasında bir sahâbi Hz
Mûsâ’nın kadrine gadrettiğini görünce O, hemen müdahale edip: “Beni Mûsâ b
İmrân’a tercih etmeyin
Zira, ben onu Mahşer Günü’nde Arş’ın kavâimine tutunmuş olarak göreceğim” buyurmuştur
Burada da hak çizgisi mah-fûz, böyle bir kadir bilirlik, dolayısıyla da yumuşatma söz konusu olabilir
Sonra, biz mekânın bütün buudlarını tam olarak bilemiyoruz
Dolayısıyla bazı hâdiseler hangi buudda cereyan ediyor, ondan da habersiziz
Meselâ, yine Ahmed İbn Hanbel, Müslim ve İbn Mâce gibi sahih hadîs kaynaklarının rivayet ettiği ve Hristiyanken Müslüman olan Temîmü’d-Dârî’nin, bilmediği bir adada gördüğü son de-rece kıllı bir yaratığı “Cessâse” ve mağarada, ki kendisini “Deccal” olarak takdim eden bir insan azmanını anlatan hadîs-i şerifi “Temîmü’d-Dârî Hristiyandı; bunu Hristiyanlıktan getirmiştir” veya “Böyle bir şey mümkün değildir” diye hemen inkâr yoluna mı gitmek gerek? Bu hadîsi, en azından, bazılarının trans halinde gördükleri bazı şeyler kabilinden anlayamayız mı? Öyle anlayalım değil
Kaldı ki, Temimü’d-Dârî’nin bu hâdiseyi, hangi mekân buudunda gördüğünü de bilmiyoruz
Yine, Hz
İsâ’nın keyfiyeti ne olursa olsun- nüzûlüyle alâkalı pek çok hadîs var;bütün bunlara Hristiyanlar tarafından uydurulmuş gözüyle mi bakacağız? Hz
İsâ (as), peygamberliğine iman ettiğimiz ve Efendimiz’in (sav) de geleceğini müjdelemiş olduğu ülü’l-azm peygamberlerden değil midir? O da bizim peygamberimizdir; Hz
İbrahim, Hz
Dâvûd, Hz
Süleyman, Hz
Mûsâ gibi
Denizler altında, telepati yoluyla yapılan konuşmaları, ruh çağırmayı, insanların uyutulmasını, telefonla hipnoz hâdisesini kabûl edip de zikrettiğimiz hadîsleri -ki hangi buud ve keyfiyette cereyan etmiş olursa olsun- Allâme Kadı Iyaz’ın Şifâ’sından ve Ebû Nuaym İsbehânî’nin Delâil’ine, ondan da İbn Kesîr’in Şemâil’ine kadar bütün şemâil kitaplarının kaydettiği Şakk-ı Sadr (Efendimiz’in göğsünün yarılması) hâdisesini akıl ve pozitif ilimlere göre izah edemiyoruz diye inkâr mı edeceğiz?
Evet, sahih hadîsleri inkârla sünneti yıkmaya çalışanlar, zannediyorum, yıkamayacakları bu şeyi yıkma kuruntularıyla harap olup gidecekler; ama, sünnet ebedlere kadar dimdik ayakta kalacaktır
M
Fethullah Gülen
26-07-2008
#
6
Profil Bilgileri
yavuz2323
--->: Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller
(C
c)RAZI olsun eline sağlık
Tags
:
bazi
,
damgasi
,
gunumuze
,
hadisler
,
hadislere
,
mevzu
,
misaller
,
sahih
,
vurulan
Bazı Mevzu Hadisler Ve Günümüze Mevzu Damgası Vurulan Sahih Hadislere Misaller ile ilgili Benzer Konular
90 Kez Görüntülendi
Mevzu-Hadis Terimi AnLamı
Sünnet & Hadis
Hadislere uygun yaşayalım ..
Sünnet & Hadis
ayet ve hadislere göre göz zinası
Dini Sohbet
namazla ilgili bazı hadisler
Namaz
Laiklik ve Sekülarizm (Ağır Mevzu)
Köşe Yazıları
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
08:48
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545