FrMaLeV
Bilgi Dağıtmak İçin El Ele
Arama terimlerinizi girin
Arama formu gönder
Web
mumsema.net
Mumsema.NET
>
İslamiyet
>
İslami Konular
>
Sünnet & Hadis
Efendİmİz’İn (s.a.s.) Varlikla Ünsİyetİ
Kullanıcı ismi
Hatırla
Şifreniz
Forum Kuralları
İletiler
Kayıt ol
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Bütün Forumları okunmuş kabul et
Efendİmİz’İn (s.a.s.) Varlikla Ünsİyetİ ile ilgili Benzer Konular
187 Kez Görüntülendi
İFTİHAR ABİDEMİZ EFENDİMİZ dinleyin CD alın
Dini Videolar
EFENDİMİZ’İN (s.a.s.) KATILDIĞI SAVAŞLARDA SİVİLLERİN KORUNMASI
Siyer
EFENDİMİZ(s.a.s.)'İN KUR'ÂN OKUYUŞU
Kuran'ı Kerim
Peygamber Efendİmİz "Ümmetİm 73 Firkaya BÖlÜnecek
Dini Sohbet
ArkadaŞlar Bu Peygamber Efendİmİz(s.a.v)'a Yapilan Bİr Saldiri
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Emanetİ Ehlİne Vermek
|
Hz. Peygamber'e (sas) Sesleniş
Konu Araçları
02-09-2007
#
1
Profil Bilgileri
P.Alemdar
Efendİmİz’İn (s.a.s.) Varlikla Ünsİyetİ
Efendİmİz’İn (s.a.s.) Varlikla Ünsİyetİ başlıklı yazı Mumsema Efendİmİz’İn (s.a.s.) Varlikla Ünsİyetİ Forum Alev
Peygamberler insanlığın yolunu aydınlatmak üzere Allah tarafından görevlendirilmiş üstün meziyetli insanlardır
Geldikleri topluma hayatın nasıl yaşanması gerektiğini öğretir ve kendileri de bizzat yaşayarak topluma örnek olurlar
Efendimiz (s
a
s
) ise son peygamber olması hasebiyle topyekün insanlığa rehber olarak gönderilmiştir
Onun risaleti belli bir toplum, bir zaman ve bir mekânla sınırlı değildir
Dolayısıyla görevi, sadece Araplarla değil, bütün insanlıkla ilgilidir
Belli bir zaman dilimine değil, gönderildiği çağdan itibaren kıyamete kadar gelecek bütün zamanlara hitap etmek, insanlara hayatın nasıl yaşanması gerektiğini öğretmektir
Bu itibarla o, çağlar üstü bir mesaj sunmuş ve her devri kapsayacak biçimde bir hayat tarzı ortaya koymuştur
Biz burada Efendimiz’in hayatından sadece varlıkla ünsiyetini bir kesit olarak alıp, onun nasıl bir düşünce yapısıyla, nasıl bir psikolojiyle varlığa baktığını ve ilişkilerinde nasıl müspet bir insan olduğunu ortaya koymaya çalışacağız
İnsanın gerek sosyal, gerekse tabii çevresiyle ünsiyet etmesi, uyum göstermesi, aldığı zihin eğitimine, kazandığı bakış açısına, inandığı değerler sistemine bağlıdır
Bediüzzaman Hazretleri bir kâfir ya da fasık ile bir mü’minin bakış açılarını karşılaştırdığı İkinci Söz’de konuyla ilgili şu mütalaayı yapmaktadır: Bir inkârcı ya da fasık gafil nazarında şu dünya, umumi bir mâtemhanedir
Bütün canlılar, ayrılık ve yok olma sillesiyle ağlayan yetimlerdir
Hayvan ve insan ise; ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır
Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudat, ruhsuz, müthiş cenazeler hükmündedirler
Mü’min nazarında ise dünya Rahman’ın zikredildiği bir yer, beşer ve hayvanların talimgâhı ve insan ve cinlerin imtihan meydanıdır
Bütün hayvan ve insan ölümleri ise; terhisattır
Hayat vazifesini bitirenler, bu dâr-ı faniden, manen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler
Ta yeni görevlilere yer açılsın, gelip çalışsınlar
Bütün hayvan ve insan doğumları ise; askere almak, silâh altına, vazife başına gelmektir
Bütün canlılar, birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakim memnun memurlardır
Bütün sesler ise, ya vazife başlarkenki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve rahatlama veya çalışma neşesinden neş’et eden nağmelerdir
Bütün mevcudat, o mü’minin nazarında, Seyyid-i Kerim’inin ve Mâlik-i Rahim’inin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitabıdır
Bu ikinci bakış açısı mü’minler için tutulması gereken bir yoldur
Yalnız, mü’min olan herkes de varlığa aynı nazarla bakamamaktadır
“Elbette ki bu konuda herkesin duyup zevk etme ufku farklı farklıdır
Çevrelerine basiretleriyle bakabilen ve ihsasları itibarıyla derinleşip mârifet ve ruhanî hazların zirvesine ulaşan hassas ruhlar, sathîler sathîliklerinde emekleye dursunlar, kim bilir ne engin hayâller içinde yüzer durur ve talihlerinin sonsuza açık ufuklarında ne sırça saraylar kurarlar
” (F
Gülen, Bir Bakış Açısı, Sızıntı, Kasım 2004)
Dolayısıyla insanları ve diğer varlıkları birer dost, munis birer arkadaş görüp kaynaşmak da var, kendini yok etmeye odaklanmış birer düşman görüp korkmak, uzaklaşmak da
Diğer varlıkları şuursuz, cansız, camid görmek de var, canlı, şuurlu, belli bir vazifeyi eda eden memurlar olarak görmek de
Her iki durum da düşünce ve duygu dünyamızın yapısı ile alakalıdır
Elbette ki varlıkları, kendi hayatını devam ettirmek için başkasını yok etmeye çalışan nesneler olarak gören kimseyle, bunları, yaşatmak için birbirleriyle yardımlaşan şuurlular olarak gören kimse bir değildir
Onlara sadece maddeci bir nazarla bakıp, anlamsız, gayesiz görenle; “Yeryüzü, gökyüzü ve bu ikisinde olanlar her ne varsa Allah’ı tesbih ederler, O’nu tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız” (İsra, 17/44) ayetinin penceresinden bakıp da bir serzakirin etrafında zikreden dervişler gibi gören kimsenin zihin dünyası aynı olmayacaktır
Bir mü’min için kâinat, Recâîzâde’nin dediği gibi; “Bir kitabullah-ı âzamdır serâser kâinat / Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar
”
“Aslında, iman nuruyla bakabilenler için, şu iç içe güzellikler Hakk’ın zatına birer burhan; insan ise, o burhanları gören, duyan, okuyan, seslendiren bir tercümandır
Bütün eşya, onu akıl, şuur, his ve gönlüyle yerli yerinde değerlendiren talihlileri fizik ötesi âlemlerin derinliklerine uyarır; zamanla onların ruhlarına melekûtî sırlar akmaya başlar, zihinleri âdeta bu sırların havzı hâline gelir, kalpleri de tecelli avlama rasathanelerine dönüşür
” (F
Gülen, Müslüman Ufkundan Dünya ve İçindekiler, Sızıntı, Aralık 2003)
Efendimiz (s
a
s
) de varlığa bu zaviyeden bakıyor, münasebetini ona göre kuruyordu
Onun varlığa bu nazarla bakmaması, böyle görmemesi mümkün değildi, zira Kur’ân’ın öğretisi böyledir
Efendimiz (s
a
s
)’in nazarında bütün mahlûkat Allah’ın varlık ve birliğinin şahitleri, yüce Yaratıcının sanat eserleri ve mü’minler için birer tefekkür tablosudur
Onun zihin dünyasını bu yönde inşa eden Kur’ân-ı Kerim idi
Bir gece namazında Efendimiz (s
a
s
)’in ağladığını gören Hz
Bilal (r
a
), neden ağladığını sormuş, Allah Resulü de Âl-i İmran sûresinin son ayetlerinin indiğini beyan etmiş, sonra da “Yazıklar olsun bu ayetleri okuyup da düşünmeyenlere” buyurmuştu (Müttaki, Kenz, I, 570)
Böyle buyuran Efendimiz (s
a
s
)’in kendisinin varlıklar üzerinde düşünmemesi elbette düşünülemez
Nitekim teheccüde kalktığında gökyüzüne bakar, Âl-i İmran sûresinin, “Yeryüzünün ve göklerin yaratılışında, gece gündüzün farklı oluşunda akıl sahipleri için deliller vardır
” (Âl-i İmran, 3/190) ayetinden itibaren bu son ayetlerini okurdu (Buhari, Teheccüd 6)
Gece namazlarında da zaman zaman Âl-i İmran sûresinin son 10 ayetini (190-200
ayetlerini) okuduğu rivayet edilmiştir (Ebu Davud, Salat 26)
İşte burada Peygamber Efendimiz’in hayatından vereceğimiz bazı örnekler, O’nun varlığa bu ikinci zaviyeden nasıl baktığını ve ünsiyet ettiğini göstermektedir
İnsana Ünsiyet
Allah’ın yarattığı ve vahiyle yücelttiği insan şüphesiz ki kâinattaki varlıkların en değerlisi ve en üstünüdür
Bu yüzden Peygamber Efendimiz’in (s
a
s
) varlıkla ünsiyetinin merkezinde insan vardır
Yani öncelikle insana ünsiyet eder
“Mü’min ülfet eden ve kendisine ülfet edilendir
Ülfet, ünsiyet etmeyende ve kendisiyle ülfet, ünsiyet edilmeyende hayır yoktur” (Ahmed b
Hanbel, Müsned, 5/335) buyurur
İnsanla ünsiyet tesis etmede ilk basamak gülümsemek, onlarla selamlaşmak ve hal-hatır sormaktır
Ünsiyeti devam ettirmek içinse, sevdiğini söylemek, insanlarda gördüğümüz farklılıklarının farkında olduğumuzu belli etmektir
Bu tutum insani ilişkilerde daha baştan pek çok kapıyı açacaktır
Efendimiz’in bu yönünün farkında olan Mekke müşrikleri hicret öncesinde onu öldürme planları yaparken içlerinden birinin söylediği şu söz bu gerçeği çarpıcı biçimde dile getiriyor: “Muhammed’in (s
a
s
) güler yüzlülüğü ve konuşması meşhurdur
Gider bir kavmi kendine bağlar, sonra bize savaş açarlar
” (Mahmud Es’ad, İslâm Tarihi, s
527)
Peygamber Efendimiz (s
a
s
) insanlarla sabah karşılaştığında hal-hatırlarını ve geceyi nasıl geçirdiklerini sorardı (Heysemi, Mecma, 10/143)
Selamlaşıp hal hatır sorma, alaka kurmanın en asgari şartı olduğu gibi, ünsiyet etmenin de alametidir
Ama bu, alakanın devam etmesi için yeterli değildir
Bunun şuurunda olan Efendimiz insanlarla aralarındaki alakayı sıcak tutmak için onların iyi özelliklerini öne çıkarır ya da gündelik farklılıklarının farkına vardığını belli ederdi
Böylece onlara iltifat etmiş, ilişkiyi sıcak ve canlı tutmuş olurdu
Bir defasında Hz
Ammar (r
a
) Efendimiz’in (s
a
s
) evine gelir, girmek için izin ister
Efendimiz onun sesini tanır ve ‘İzin verin
’ buyurur
Ammar içeri girdiğinde Efendimiz (s
a
s
) ona, “Merhaba ey tayyib mutayyeb” diye hitap eder
(Aliyyü’l-Muttaki, Kenzü’l-ummâl, 8/526)
Bu iki kelime onun hem manen temiz, hem de yıkanıp koku sürünmek suretiyle maddeten temizlendiğini ifade ediyor
Bu hadiseden de anlaşıldığı gibi Efendimiz insanların iyi özelliklerini veya hallerini öne çıkararak onlara iltifatta bulunuyor, gönül alıyordu
Yine Peygamber Efendimiz’in (s
a
s
) sakallarını sarıya veya kırmızıya boyamış kimseleri gördüğünde onlara “Merhaba ey sarıya ve kırmızıya boyananlar” diye hitap ettiğini görüyoruz (Muttaki, Kenz, 6/669)
Bu da farklılıkların farkında olduğunu belli etmenin insanlar üzerinde ne derece tesir meydana getirdiğini iyi bildiğini göstermektedir
Bunun bir örneğini de ilim öğrenen talebeler için yaptığı hitapta görüyoruz
Efendimiz (s
a
s
) öğrencilere hitaben: “Mehaba ey ilim öğrenenler! İlim öğrenenleri melekler kuşatır, kanatlarıyla onlara gölgelik yaparlar
Sonra talep edilen şeye muhabbetlerinden ötürü ta dünya semasına ulaşıncaya kadar üst üste gelirler
” buyurmuştur (Muttaki, Kenz, 10/160)
Yine bir defasında ilim öğrenenleri gördüğünde, “Merhaba size ey hikmet pınarları, karanlığın lambaları, elbiseleri eski, kalbi yeni olanlar ve her bir kabilenin reyhanları
” diye hitap etmiştir (Muttaki, Kenz, 10/260)
Bu ikinci hadiste Efendimiz’in ilim öğrenenleri tavsif için kullandığı ifadelerin onları ne kadar motive ettiği hususu izahtan varestedir
Bir başka örneği de, Ezdlileri gördüğünde Allah Resulü’nün onlara yaptığı hitapta görüyoruz
Ezd kabilesinden insanlarla karşılaştığında onlara “Merhaba ey insanlarının yüzleri güzel, kalbleri cesaretli, ağızları temiz, emanete riayetkâr Ezdliler” diye hitap etmiştir (Muttaki, Kenz, 12/85)
Bu onlara kuru, laf olsun diye yapılmış bir iltifat olmayıp gerçeği yansıtmaktadır
Bu sözler Ezdlilere iyi hallerinin devamı hususunda müthiş bir motivasyon sağlamakta, ama aynı zamanda başkaları için de hayatta ulaşılması gereken bir hedefi işaret etmektir
Onun insana gösterdiği ünsiyet, kurduğu münasebet, ruh halinin ne kadar olumlu olduğunun işaretlerini taşımaktadır
İnsanların ruh halleri ve karakterleri farklı; arzu, istek ve emelleri çeşitli, ilgi ve meyilleri değişik olduğundan ünsiyet etmek kolay değildir
Bu farklılıkların her biri insanın önünde bir engel oluşturur ve onu diğer insanlardan uzaklaştırır
Ama Efendimiz bu zorlukları kolayca aşar ve başkalarıyla aralarında çabucak bir alaka peyda eder ve bunu da devam ettirirdi
Zira insanlara peşin fikirlerle, ön yargılarla bakmaz, onları oldukları gibi kabul eder ve onlarla münasebet ağı kurmanın yollarını arardı
Kabirdekilerle Hasbihal
Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) insanla ünsiyetinin nasıl olduğunu gösteren bir başka tablo ise mezarlıklardan geçerken kabirde yatanlara selam vermesi ve onlarla hasbihal etmesidir
İnsan ölmüşlerle alakanın koptuğunu, onlarla iletişim kurulamayacağını zanneder, ama onların da kendilerine göre bir hayatlarının olduğunu bilen Efendimiz (s
a
s
), kabirlerden geçerken şöyle seslenirdi: “Selam ey mü’minler yurdunun sakinleri! İnşallah biz de size katılacağız
” (Müslim, Cenaiz 102) Hz
Peygamber Bedir kuyusunun yanından geçerken müşriklerin ölülerine, “Ben Rabbimin bana vadettiğini buldum
Siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçekten buldunuz mu?” diye seslenmiştir
Bunun üzerine Hz Peygamber’e “Toprak olmuş kemiklere mi sesleniyorsunuz?” denilince, Peygamberimiz (s
a
s
) de, “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki söylediklerimi onlar sizden daha iyi duyuyor, fakat cevap vermiyorlar
” buyurmuştur (Buhari, Cenaiz 87; Nesai, Cenaiz 117)
Uhud’da, Peygamber Efendimiz (s
a
s
), şehitlerin başında durmuş ve “Şehadet ederim ki, bunlar, Allah katında diridirler
Onları ziyaret edin, onlara selam verin
Allah’a yemin ederim ki, onlar selam verenin selamını alırlar
” açıklamasını yapmıştır
(Heysemi, Mecmauz-zevaid, 3/60)
Demek ki kabirde yatanlar ölüdür deyip geçmemek, onlarla tanışıklık edip selamlaşmak, hasbihal etmek gerekiyor
Diğer Varlıklarla Ünsiyet
Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) varlıkla ünsiyetinde her ne kadar insan merkeze alınsa da, maddi-manevi diğer varlıklarla da ünsiyet ettiği, olumlu münasebetler kurduğu görülmektedir
Bu durum onun insan dışındaki varlıklara hitap şeklinde açıkça gözükmektedir
Peygamber Efendimiz’in (s
a
s
) nazarında insan dışındaki diğer maddi-manevi varlıklar da tıpkı insan gibi telakki edildiğinden onlara şuur sahibi manevi şahsiyetlermiş gibi hitap edilmiştir
Varlığa böyle bir hitap, sözün tesirinin yanında hitap edenin psikolojisinin ne kadar olumlu, düşüncesinin ne kadar duru ve tabii çevreyle uyumunun ne kadar mükemmel olduğunu da gösterir
Kur’ân-ı Kerimde de mevcut olan bu hitap biçimi aynı zamanda bir öğretidir
Mesela, Hz
İbrahim ateşe atıldığında Allah (c
c
) “Ey Ateş! İbrahim’e serin ve selamette ol (onu yakma)” (Enbiya, 21/69) diye hitap etmiştir
Nuh tufanı olduğunda da yine Cenab-ı Hak yere göğe hitap ederek “Ey Yer! Suyunu yut ve Ey Gök! Sen de suyunu tut
” (Hud, 11/44) buyurmuştur
Şu ayetlerde de yine gök cisimleri ile gece ve gündüz tıpkı insanlarmış gibi resmedilmektedir: “Bakın: Gündüzün sinip gizlenen yıldızlara
Dolaşıp dolaşıp yuvalarına, yörüngelerine giren gezegenlere
Geçmeye başladığı dem geceye… Nefes almaya başladığı dem sabaha kasem ederim
” (Tekvir, 81/18) Edebiyatta tecrid veya teşhis adı verilen bu söz sanatının örneklerine Allah Resulü’nün hitap tarzında da sıkça rastlamaktayız
Güne Merhaba
Efendimiz’in (s
a
s
) manevi varlığı şuurlu bir şahsiyet gibi telakki edip ona hitap etmesinin örneklerinden birini sabah vakti veya yeni gün oluşturmaktadır
Hz
Peygamber (s
a
s
) sabah güneş doğduğunda şöyle derdi: “Merhaba ey yeni gün ve ey yaptıklarımıza şahit olup amellerimizi yazan melek! Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla yazın
Şehadet ediyorum ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın resulüdür
Ve şehadet ediyorum ki din bütünüyle Allah’ın vasfettiğidir
Yazan da Allah’ın inzal ettiği gibi yazmıştır
Ve şehadet ediyorum ki kıyamet saati gelecektir ve bunda şüphe yoktur
Ve Allah kabirlerde olanları diriltecektir
” (Muttaki, Kenz, 2/632)
Bu sözde Efendimiz yeni güne şahsiyet vererek, hem yeni günü, hem de amellerimizi yazan meleği, sabaha mü’min olarak girdiğine, yeni güne mü’min olarak başladığına şahit tutmaktadır
Onun yolunun yolcularından olan Şah-ı Nakşibendî Hazretlerinin de Evrâd-ı Kudsiyye’sinde Efendimiz’i örnek alarak “Merhaba, merhaba ey yeni sabah ve yeni günün mutluluk veren ilk saatleri!” hitabıyla sabah ve mutluluk getiren yeni güne ‘Hoş geldin
’ dediğini görüyoruz
Kışa Merhaba
Efendimiz’in (s
a
s
) manevi varlıkla ünsiyetinin nasıl olduğunu gösteren diğer bir şey de kış mevsimidir
O, her şeyin olumlu bir yanını görüp onu öne çıkardığı gibi, soğuk olması hasebiyle insanların pek soğuk baktığı kış mevsimini, bir misafirmiş gibi, sıcak bir şekilde karşılar, ona merhaba der ve onun rahmet vesilesi olduğunu ifade ederdi
Nitekim Efendimiz (s
a
s
) bir hadis-i şeriflerinde; “Merhaba ey kış! Bu mevsimde rahmet iner
Gece ibadet edenler için kışın gecesi uzun, gündüzünde oruç tutanlar için gündüzü kısadır
” (Muttaki, Kenzü’l-ummâl, 12/322) buyurmuştur
Varlığa böyle bakmak ve böyle bir karşılama yapmak, bunu yapan kimsenin duygu dünyasının ne kadar renkli, düşünce dünyasının ne kadar canlı ve hayal dünyasının ne kadar geniş olduğunu gösterir
Evdekilere Selam
Peygamber Efendimiz (s
a
s
) yalnız da olsa kendini yalnız hissetmezdi, zira o biliyordu ki, yalnız değildi
Manevî/ ruhanî varlıkla birlikte yaşıyordu
Bu yüzden eve girdiğinde evde insan olmasa bile selam verirdi
Hatta geceleyin geldiğinde uyuyanları uyandırmayacak, uyanık olanın da duyabileceği şekilde selam verdiği rivayet edilmektedir
(Müslim, Eşribe 174)
Yine Efendimiz “Kim şeytanın yanında yatmasını ve yemeğinden yemesini istemiyorsa eve girince selam versin, yemeğe başlarken besmele çeksin
” buyurmuştur (Heysemi, Mecma’, VIII, 41)
Bu hadiste Efendimiz, insanın yalnız olmadığını, manevî varlıklarla beraber yaşadığını, insanın bunun bilincinde olması gerektiğini, dolayısıyla onlardan melekler ve cinlere selam verilmesini, şeytanların ise insanın yediklerine ortak olmamaları için besmele ile başlanmasını emir ve tavsiye buyuruyor
Yeni Mahsul Meyveye İltifat
Peygamber Efendimiz’in (s
a
s
) varlıkla ünsiyetinin bir başka tezahürü de yeni mahsul meyveleri karşılama biçiminde ortaya çıkmaktadır
Bu da adeta bir seremoniyi hatırlatmaktadır
Peygamber Efendimiz (s
a
s
) kendisine ilk mahsul meyve ikram edildiğinde onu öper ve “Rabbimiz! Bize turfandasını yedirdiğin gibi sonunu da yedir
” diye dua ederdi
Sonra da onu çocuklardan başlayarak yanındakilere ikram ederdi
(Şâmî, Sübülü’l-hüdâ ve’rreşâd, 7/317-318)
Efendimiz’in bu tavrı, varlığa bakış açımızı ve onunla ünsiyetimizin sebebini anlatan şu ifadelerde anlamını bulmaktadır: “Hislerimizin heyecanla köpürdüğü, duyuş ve sezişlerimizin değiştiği, idrak ufkumuzun derinleşip farklılaştığı bu türlü durumlarda çok defa gündelik alâkalardan sıyrılır; bütün bu olup bitenlerin perde arkasına yönelir ve öteleşmenin ruhlarımıza kazandırdığı genişlikle şu her zaman görüp temâşâ ettiğimiz kâinatları, bağrında yaratıldığımız tabiatı, Sevgili’nin kaleminden dökülmüş harfler, kelimeler, şiirler gibi duyar ve mırıldanır; O’nun neyinden dökülen nağmeler gibi dinler ve heyecanlanır; O’nun tığından çıkmış dantelâlar gibi temâşâ eder, hayret ve takdirlerle karşılar; sonra da karşılaştığımız bütün bu şeyleri öper öper başımıza kor, koklar koklar yüzümüze-gözümüze sürer ve bu vuslat koridorunda vuslat demlerine denk unutulmayacak dakikalar yaşarız
” (F
Gülen, Bir Bakış Açısı)
Saça İkramı Tavsiye
Bir hadislerinde aleyhi ekmelü’t-tahâyâ Efendimiz “Kimin saçı varsa ona ikram etsin
”
(Ebu Davud, Teraccül 3) buyurmaktadır
Bu hadiste saç, adeta bir insan gibi telakki edilmiş, bir misafir şahsiyeti verilmiş ve ona ikram edilmesi istenmiştir
Saça, ihtiyacı olan yıkama, temizleme, tarama ve gerektiğinde yağlama yoluyla bakım yapma tavsiye edilmiştir
Bu tavsiye, yıkama, temizleme, tarama, yağlama gibi manaları verecek lafızlarla ve bir emir kalıbıyla da yapılabilirdi, ama böyle yapılmamış, üslubu çok nezih ve insanın duygularını okşayan bir tonda yapılmıştır
Bu da dilin farklı kullanımlarının insan üzerindeki etkisinin farkında olan Efendimiz’in bunu varlıkla ilişki dünyasına nasıl beliğane yansıttığını göstermektedir
Hilale Hitap
Peygamber Efendimiz (s
a
s
)’in varlıkla ünsiyetinin bir başka tezahürü de yeni hilal göründüğünde ortaya çıkıyor
Peygamberimiz (s
a
s
) yeni hilali gördüğünde onu tıpkı beklediği bir misafirmiş gibi karşılar ve adeta onunla hoşbeş ederdi
“Hilal hayır ve rüşddür” buyuran Efendimiz, “Seni yaratan ve kavislendirene iman ettim
” (Heysemi, Mecma’, 10/142) diye ona hitap ederdi
Bu hitap da gösteriyor ki Efendimiz onunla, karşısında sanki kendisini anlayan bir insan varmış gibi iletişim kuruyor
Mekânlara Hitap
Fahr-i kâinât Efendimiz coğrafî mekânlarla da ünsiyet eder, onlarla sanki birer dost gibi hitap ederdi
Bunun en bariz örneğini hicret esnasında Mekke’ye yaptığı hitapta görüyoruz
Efendimiz hicret ederken Mekke’ye şöyle seslenmişti: “Ey Mekke! Bütün dünyada en çok sevdiğim yer sensin! Senin evlatların duvarların arasında beni huzur içinde bırakmıyor
Eğer çıkarmasalardı senden çıkmazdım
” (İbn Mâce, Menâsik 103)
Âdeta ana kucağından zorunlu olarak ayrılan bir çocuğun duygu ve düşüncelerini yansıtan bu sözler, Efendimiz’in doğduğu ve içinde 53 yıl yaşadığı Mekke’yi tıpkı bir ana kucağı gibi gördüğünü ifade etmektedir
Allah Resulü’nün coğrafi mekânlara bakışının bir örneğini de Uhud dağını gördüğünde söylediği şu sözlerde görüyoruz: “Uhud bir dağdır
O bizi sever, biz de onu severiz” (Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübrâ, 5/322-323)
Bu ifadelerde Uhud savaşında dağın kendisini sevdiği için hamilik yaptığı telmih edilmekte ve bu yüzden bir vefa borcu olarak kendisinin de onu sevdiği bildirilmektedir
Onun yolunun yolcularından birinin, ilişkili olduğu mekânlara vefasına işaret eden şu sözleri ne kadar da anlamlıdır: “Kahve içtiğim bir yerde bir daha oturmamayı o mekana vefasızlık sayarım
Geçtiğim bir yoldan bir daha geçmemeyi vefasızlık sayarım
” (Nuriye Akman, Gurbette Fethullah Gülen, s
23)
Hatıraya Değer Verme
Varlıkla ünsiyetin bir başka göstergesi de hatırası olan şeylere değer vermektir
Peygamber Efendimiz (s
a
s
) insanların çeşitli münasebetlerle birbirlerine takdim ettikleri hediyelere veya kullandıkları eşyalara da değer atfederdi
Şu hadise Efendimiz’in (s
a
s
) insanlar nazarında hatıra değeri taşıyan şeylere nasıl baktığını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır: Bedir savaşında müşrikler safında bulunup, Müslümanlara karşı çarpışan damadı Ebu’l-As esir düşmüştü
Esirler fidye ile esaretten kurtuluyorlardı
Ebu’l-As’ın fidye olarak vereceği parası yoktu
Mekke’de bulunan eşine yani Efendimiz’in (s
a
s
) kerimesi Zeyneb’e (r
a
) haber gönderdi
O da esirler arasında bulunan kocasını kurtarmak için annesi Hz
Hatice’nin (r
a
) kendisine düğün hediyesi olarak taktığı kolyeyi fidye olarak gönderdi
Efendimiz (s
a
s
) o kolyeyi gördüğünde 25 yıllık hatıratı gözünde canlandı
Bu duygulu tablo karşısında gözleri yaşaran Efendimiz (s
a
s
), “Bir annenin hatırasını kızına bırakmak icap etmez mi?” buyurarak kolyeyi iade etti ve Ebu’l-As’ı serbest bıraktı
(Ö
Rıza Doğrul, Asr-ı Saadet, 1/242)
Bir başka hadise de, sütannesi Halime’nin kabilesi Huneyn savaşında esir düştüklerinde kendisinden süt emdiği kişi sebebiyle onları serbest bırakmasıdır
Sütkardeşi Şeyma, Evtas savaşında esir düştüğünde de yine eski hatıratı gözünde canlanmış, ganimetlerden hediyeler vererek onu serbest bırakmış, ailesinin yanına göndermiştir
Yine ciz’u’n-nahl olarak bilinen, Efendimiz’in (s
a
s
) mescitte kendisine dayanarak hutbe irad ettiği hurma kütüğü, minber yapıldıktan sonra mescitten atılacak olması karşısında üzüntüsünden inleyerek ses çıkarması sebebiyle Efendimiz (s
a
s
) onu mescitte bıraktırmıştır
Bu hadise de Efendimiz’in hatırası olan şeyler karşısındaki âlicenaplığını göstermektedir
Sonuç
Buraya kadar verdiğimiz örnekler gösteriyor ki, Peygamber Efendimiz (s
a
s), varlığa şuursuz cansız nesnelermiş gibi bakmıyor, aksine onları, Allah’ın sanat eserleri, güzel isimlerinin ve yüce sıfatlarının birer tecelligâhı görüyor ve ünsiyet ediyordu
Zaten canlı-cansız bütün varlık da ona “hoşamedi”de bulunmaya can atıyor, O’nun ünsiyet atmosferine girme aşkıyla yanıp tutuşuyordu
Dantel
Mumsema
Frmacil
15-09-2008
#
2
Profil Bilgileri
Zilzal
--->: Efendİmİz’İn (s.a.s.) Varlikla Ünsİyetİ
Teşekkürler Paylaşımlarınız için
Tags
:
efendimiz8217in
,
sas
,
unsiyeti
,
varlikla
Efendİmİz’İn (s.a.s.) Varlikla Ünsİyetİ ile ilgili Benzer Konular
187 Kez Görüntülendi
İFTİHAR ABİDEMİZ EFENDİMİZ dinleyin CD alın
Dini Videolar
EFENDİMİZ’İN (s.a.s.) KATILDIĞI SAVAŞLARDA SİVİLLERİN KORUNMASI
Siyer
EFENDİMİZ(s.a.s.)'İN KUR'ÂN OKUYUŞU
Kuran'ı Kerim
Peygamber Efendİmİz "Ümmetİm 73 Firkaya BÖlÜnecek
Dini Sohbet
ArkadaŞlar Bu Peygamber Efendİmİz(s.a.v)'a Yapilan Bİr Saldiri
Peygamber Efendimiz (S.A.V)
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
-- English (US)
-- Türkce(TR)
İletişim
-
Anasayfa
-
Arşiv
-
Gizlilik Bildirimi
-
Yukarı git
Saat
23:05
.
Arşiv Sayfaları
Rüyatadı
Mumsema
Frmacil
Etiket
Dantel
Modeller
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmail
com
Moderatör Başvuru Formu
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
357
358
359
360
361
362
363
364
365
366
367
368
369
370
371
372
373
374
375
376
377
378
379
380
381
382
383
384
385
386
387
388
389
390
391
392
393
394
395
396
397
398
399
400
401
402
403
404
405
406
407
408
409
410
411
412
413
414
415
416
417
418
419
420
421
422
423
424
425
426
427
428
429
430
431
432
433
434
435
436
437
438
439
440
441
442
443
444
445
446
447
448
449
450
451
452
453
454
455
456
457
458
459
460
461
462
463
464
465
466
467
468
469
470
471
472
473
474
475
476
477
478
479
480
481
482
483
484
485
486
487
488
489
490
491
492
493
494
495
496
497
498
499
500
501
502
503
504
505
506
507
508
509
510
511
512
513
514
515
516
517
518
519
520
521
522
523
524
525
526
527
528
529
530
531
532
533
534
535
536
537
538
539
540
541
542
543
544
545