Mumsema.NET

FrMaLeV

Bilgi Dağıtmak İçin El Ele

Geri git   Mumsema.NET >
Eğitim Bölümü
> Şiir Bölümü > Ünlü Şairlerden Şiirler

Forum Kuralları Bize Ulaşın İletiler Kayıt ol Yardım Ajanda Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Mehmet Akif Ersoy... ile ilgili Benzer Konular
388 Kez Görüntülendi

Mehmet Akif ERSOY Yazarlar ve Şairler
Başkent'te Mehmet Akif Ersoy sergisi Kültür Sanat Haberleri
Seyhan Mehmet Akif Ersoy Parkı Akdeniz Bölgesi
Mehmet Akif Ersoy Tatlı Sözlük
Mehmet Akif Ersoy Şiirleri 3 Ünlü Şairlerden Şiirler

Necip Fazıl Kısakürek | Ahmet Arİf KÖŞesİ
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 14-06-2007   #1
Profil Bilgileri
Standart Mehmet Akif Ersoy...

Mehmet Akif Ersoy... başlıklı yazı Mumsema Mehmet Akif Ersoy... Forum Alev


Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul’da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde (Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugün Vatan Caddesi geçmektedir) dünyaya geldi Asıl adı Mehmet Ragif’tir Ragif, ebced hesabıyla hicri 1290 rak!!!!! karşılık gelmektedir ve bu rakam Akif’in doğum tarihidir
Akif, Osmanlı devletinin hasta adam ilan edildiği ve bu görüşün dönemin devlet adamlarına ve aydınlarına uğursuz bir hastalık gibi bulaştığı, çöküş şartlarının hemen herkeste çözülme, umutsuzluk, panik yarattığı, buna rağmen hemen herkesin bir şeyler yapma çabasında olduğu bir dönemdir
2 Mahmut’un, 3 Selim’in başlattığı yenileşme hareketleri, Tanzimat doruk noktasına varıyor ve bugüne kadar devam eden aydın- halk yabancılaşmasını, milletle devlet arasındaki problemli doğuruyor, toplumsal yarılmalara yol açıyordu Yenileşme ile başkalaşma arasındaki farklar sık sık belirsizleşiyor atılan her adım ciddi sosyal ve siyasi maliyetler getiriyor, kendinden ve kendi köklerinden beslenen bir yenilenme gerçekleştirilemiyordu
Korkuyla umut, ataletle hamle çabası, teslimiyetle yiğitçe direniş, çözülüşle yeniden toparlanış aynı anda ve çok zaman kolkola denecek kadar birbirine yakın duruyordu
Avrupa ülkelerinin Osmanlıyı tasfiyesi politikası bütün hızıyla ve kararlılığı ile devam ediyordu
Daha Akif 6 yaşında iken Ruslar İstanbul’a kadar ilerliyor Ayestefanos Abidesini dikiyordu Yine 5 yaşında iken Abdulhamid, Meclis-i Mebusan’ı kapatıyor, devletin ve milletin varlığını korumak için politik dehasına ve çoküş endişesinin yarattığı bir haleti ruhiyeyle baskıcı bir politikaya yöneliyordu
Babası Fatih Medresesi müderris ve mücizlerinden (icazet veren) İpek’li Temiz lakabıyla anılan Tahir Efendi’dir Annesi ise Buharalı Mehmed Efendi’nin kızı H Emine Şerife hanımdır Babası Rumelili (Arnavut) annesi ise Buhara’dan hacca giderken Amasya’da vefat eden Buharalı Şirvani Rüştü Efendi’nin kızıdır Tahir efendi, ilk kocası vefat eden Emine Şerife Hanım’ın ikinci eşidir


Akif’in ailesi sade ve orta halli ama bir inanç ikliminin bütün olgunluğu ve güzelliği ile yaşadığı bir aile idi

Akif babasını,
“Beyaz sarıklı, temiz, yaşça ellibeş ancak
Vücudu zinde fakat saç sakal ziyadece ak
diye tasvir eder

Hoca Tahir Efendi erkenden kalkar, çocuklarını (Akif ve kızkardeşi Nuriye) kendi eliyle yıkar, kızının saçlarını tarar, pişirdiği salepleri içirerek onları mekteplerine gönderirdi Çocuklarını bir kere bile dövmemişti (Kuntay, s157)
Akif, Annesini ise şöyle anlatır:
“Annem çok âbid (ibadetine düşkün) bir hanımdı Babam da öyle Her ikisinin de dinî selabetleri vardı İbadetin verdiği zevkleri heyecanla tadmışlardı
Ünlü düşünür ve şair Sezai Karakoç, Akif’in ailesi ve kökeni ile ilgili şu nefis yorumu ile yapar:
“Baba soyu Rumelili, ana soyu Buharalı, doğuş yeri Fatih:
Yani tam bir Doğu İslâmlığının, Batı İslâmlığının ve Merkez İslamlığının bir sentezi bir çocuk”
Anne çizgisi, duyarlığı, sağduyuyu, kendini bir ülküye adayışı, şairliği getirecek; baba çizgisi, ataklığı, savaşkanlığı, yılmaz ve her vuruşmada daha da çelikleşen bir savaş adamını, gözüpekliği, korkmazlığı, ürkmezliği, umutsuzluğa sürekli olarak düşülmemeyi getirecektir Doğuş yeri ise, ümüslü ve verimli bir topraktır ki, tabiatta nice saçılıp da kaybolan iyi tohumların bir gramını bile ihmal etmez, değerlendirir, yemişlendirir
Akif’in doğduğu Fatih semtini Sezai Karakoç şöyle tasvir ediyor”
“Fatih semti, İstanbul’un içinde ikinci bir İstanbul’dur Yüzdeyüz Fatih şehridir Fatih camii, İslâm-Türk kültürünün bu ölmez abidesinin çevresinde halka halka fatih medreseleri ve semti, en saf müslüman Türk heyacanının ördüğü bir toplumdur
Akif, İstanbul’un bu en Türk, en yerli ve en yoksul mahallelerinden birin de doğdu ve yaşadı Hayatı burada tanıdı ve keşfetti, toplumsal dokuyu burada ve onun bir parçası olarak tanıdı Bir inanç ikliminin güzelliği ile birlikte toplumun yazılı olmayan mutabakatlarını, modern hayatın yerli ve geleneksel olana nasıl nüfuz ettiğini, hangi çelişkilere, trajedilere yol açtığını, neleri çürüttüğünü, nelerin eskidiğini ve nelerin yenilenmesi gerektiğini bu mahalle hayatında gözlemledi Yenilenmekle, yerli kalmak, kendi olmak arasındaki tercihlerinin ilk çizgilerini burada idrak etti

Ve Akif burada bir şey daha öğrendi Her türlü kirlenmeye açık bir yoksulluğun, sade ve onurlu bir hayata nasıl dönüştürülebileceğini Erdemli yoksulluk helal kazanç ve emek demektir, fedekarlık demektir, dayanışma demektir, karşılıksız sevmek demektir, hırs ve rekabeti ayaklar altına almak demektir Erdemli yoksulluuğun tek sigortası vardır Çalışmak, ölene kadar çalışmak, onurunu kaybetmeden çalışmak
Akif kendi mahallesinin yoksulluğunu, kendi haline terkedilmişliğini şöyle anlatır

Bizim mahalleye poyraz kışın da uğrayamaz
Erir erir akarız semtimize geldi mi yaz!
Bahârı görmeyiz ala lâtif olur, derler
Çiçeklenirmiş ağaçlar, yeşillenirmiş yer
Demek şu arsada ot bitse nevbahâr olacak?
Ne var gidip Yakacık’larda demgüzâr olacak
Fusulü dörde çıkarmaz bizim sokaklarımız;
Kurak, çamur İki mevsim tanır ayaklarımız!

Akif bu mahallede bu inaç ve gelenek ikliminin ortasında mahalle hayatını bütün renk ve çizgileriyle yaşadı

Babası O’nu sekiz yaşından itibaren Fatih camiine götürdü Bunu bir şiirinde şöyle anlatır

Sekiz yaşında kadardım Babam gelir: “Bu gece,
Sizinle camîe gitsek çocuklar erkence
Giderseniz gelin amma namazda uslu durun;
Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!”
Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi
Namaza durdu mu, naliyle koyverir peşimi
Dalar giderdi, ben atık kalınca âzade
Ne âşıkane koşardım hasırlar üstünde

Cami, masal, oyun ve yaramazlık Cami içinde baba ve çocuklar Camii içinde inanç ve coşku Camii içinde ciddiyet ve oyun Cami içinde inanç ve çocuksuluğun sınırsızlığı Cami içinde yetişkin ve çocuk samimiliği
Ve cami ile içiçe bir ev Camii ile içiçe bir mahalle hayatı Camii ile içiçe düşünce, duyarlık ve yaşama iklimi
İşte yetişkin Akif’in portresinin temel çizgilerini belirginleştiren çocuk Akif’in dünyası ya da Âkif’in içinde kendini bulduğu dünya

Ve Akif’in mizacı ele avuca sığmayan bir çocuk Çalışkan ama haşarı Okuldan döner dönmez sokağa fırlayan, ağaçlara tırmanan, kabına sımayan bir mizaç Masal dinlemeden uyumayan bir ruh Uyuması için kendisine masal anlatırken anlatırken uyuyakalan Saime Hanım’ın eline mangalda kızdırdığı cevizi bırakarak yakan bir yarım kalmışlığı kabullenememezlik
Akif böyle bir ortam içinde o günün geleneğine uyularak 45 yaşlarında iken Emir Buhari Mahalle Mektebine başladı Yaklaşık iki sene sonra Fatih İptidaisi’ne (ilkokul) girdi Üç yıllık bu okulu bitirdikten sonra girdiği Fatih Merkez Rüştiyesi’ni (ortaokulunu) 1895 yılında bitirdi
Bu mezunuyet aile içinde görüş ayrılığına yol açtı Emine Şerife Hanım, Hocazade’sinin (Annesi Âkif’e Hocazadem diye hitabederdi) sarıklı olmasını, medresede tahsiline devam etmesini istiyordu Babası Tahir Efendi ise medresede okuyacağı şeyleri, oğluna kendisinin de öğretebileceğini ileri sürüyor, yeni açılan ve revaçta olan mekteplerden birine gitmesini istiyordu Akif’in anne ve babası arasındaki bu görüş ayrılığı Dönemin toplumsal tercihlerindeki farklılaşmayı da ortaya koyuyordu Bir tarafta geleneğin bütün çizgileriyle yaşadığı Fatih’te, evladını bir inanç ve ilim adamının saygınlığı içinde görmek isteyen anne diğer yanda değişen dünyanın gereklerini farkeden kendisi de bir inanç ve ilim adamı olan baba Ne inanç ihmal edilebilirdi ne yeni gelen ve kendi şartlarını dayatan dünya Bu açıdan bakıldığında Akif annesiyle babasının özlemini kendi şahsında bütünlemiş ve uygun bir senteze kavuşturmuş gibidir
Sonunda Tahir Efendi’nin dediği olur Ancak Tahir Efendi mektep ve meslek tercihini oğluna bırakır Akif dönemin en gözde okullarından biri olan Mülkiye’yi tercih ettiği için ve babasıyla birlikte kaydını yaptırır Kayıt tamamlandıktan sonra kâtip kayıt harcı ister, Tahir efendi, Âkif’i bir köşeye çeker, kesesini çıkarır ama istenen miktarda para yoktur Tahir efendi rehin bırakmak üzere gümüş saatini çıkarınca kâtip almaz ve kayıt harcını ertesi gün getirebileceklerini söyler
İlk gençlik yılları da çocukluğu gibi Taşkın, ele avuca sığmaz, güçlü, sıhhatli ve enerjik Pehlivanlarla güreşen, boğazda karşıdan karşıyla yüzen, taş yarıştıran bir ilk gençlik Ama hep çalışkan, hep erdemli
Mülkiye’nin İ’dâdî bölümünde üç sene okuduktan sonra şehadet-nâme (diploma) aldı ve yüksek kısmına kaydoldu Bir sene süre sonra (H1305/1887-88) babası vefat etti Aynı yıl evleri yanınca Mülkiye’ye nehari (gündüzlü öğrenci) olarak devam etmesi imkansız hale geldi Mezunlarına hemen iş verileceği için o yıl açılan ve ilk sivil veteriner yüksek okulu olan Mülkiye’nin Baytar Mektebi’ne (Halkalı Baytar ve Ziraat Mektebi) leyl-i (yatılı) öğrenci olarak geçti

Âkif bu okulda kendisini derinden etkileyecek bir öğretmenle karşılaştı İnançlı bir Türk Hekimi olan, Türkiye’ye mikrop bilimini getiren Rifat Hüsamettin Hoca Pasteur’un öğrencisi olan bu öğretmeninden Pasteur sevgisini aldı Mithat Cemal, Akif’in Pasteur’ün fotoğrafına bakıp hayranlıkla “Bu ne ilâhi yüzdür” dediğini, fotoğrafı öptüğünü ve ardından “Mu’tekid de! (İnançlı) eklediğini kaydeder
Çoğu kendisi gibi babasız ve yoksul öğrencilerden oluşan bu okul Âkif’e sağlam ve bir ömür boyu sürecek dostluklar kazandırdı
Yine bu okul, Akif’in sağlam bir dini bilgi ve sarsılmaz bir imanla, müspet bilimin harika bir uyumunu sağlayan zihini yapısını oluşturdu
Akif bu dönemde de Kıyıcı Osman Pehlivandan güreş öğreniyor, Çatalca köylerinde yağlı güreş tutuyor, taş yarıştırıyor, yüzüyor ve çok sevdiği mektebin “Doru” isimli atına biniyor, uzun yürüyüşlere çıkıyor
Şiire ilgisi de bu yıllarda başlıyor ve okulun son iki senesinde başladı Bunlar dönemin yaygın kanaatlerinin izlerini yansıtır ve divan şiirlerine nazireler şeklindedir
22 Aralık 1893’te okuldan birincilikle mezun olur ve 26 Aralık’ta “Orman ve NMa’adin ve Ziraat Nezare’Baytar Müfettiş Muavini” olarak tayin edilir

Görev yeri İstanbul olmasına rağmen Akif, 4 yıl Rumeli, Anadolu ve Arabistan’ın çeşitli bölgelerinde görev yapmıştır
Bu seyahatler Akif’in gözlem gücünü, toplumu daha yakından tanımasını sağlamış olmalıdır Akif bu dönemdeki gözlemlerini şiirlerinde son derece gerçekçi bir şekilde kullanır Yine bu ve bundan sonraki seyahatler Akif’in hem düşünce tarzını hem de şiir anlayışını temellendirir

Mezuniyetinden 6 gün sonra 28 Aralık 1893’te İlk eseri olan 7 beyitlik gazeli “Servet-i Fünun’da yayınlanır
Buarada çocuk yaşlarda başladığı Kur’an’ı Hıfzetme (Ezberleme) çabalarını yoğunlaştırır ve Hafız olur
1 Eylül 1898’de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmed Emin Bey’in kızı İsmet Hanım ile evlendi
Akif’in bu yıllarda da Maarif mecmuasında, Resimli Gazete’de şiir yazıları ile Arapça, Farsça ve Fransızca’dan yaptığı çevrilerini yayınlamaya devam eder
17 Ekim 1906’da mevcut görevine ilâveten “Halkalı Ziraat Mektebi Mektebi’ne “Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 25 Ağustos 1907’de Çiftlik Makinist Mektebi’ne Türkçe Muallimi olarak atanır
23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilir Akif, bu sırada İstanbul’da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavin’dir
Akif’in hemen hiçbir dönemde siyasetle doğrudan ilişkisi olmamakla beraber toplumsal sorunlarla ciddi ve yoğun bir ilgisi olmuştur Dönemin bütün aydınları gibi çöküş şartlarının yol açtığı acıları derin bir şekilde yüreğinde hissediyor ve bir çıkış yolu arıyordu
Meşrutiyetin ilanından 10 gün sonra daha önceleri gizli bir cemiyet olarak faaliyet gösteren ve daha sonra partileşecek olan İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olur Ancak Akif, cemiyete üyeliğe girişin gereklerinden biri olan “Cemiyetin bütün emirlerine, bilâ kayd ü şart (kayıtsız şartsız) ittaat edeceğim” şeklindeki yemindeki “kayıtsız şartsız itaat “itiraz eder ve sadece iyi ve doğru olanlarına şeklinde düzeltilmesi şartıyla yemin edebileceğini söyler Ve cemiyetin yemini Akif’le değişir
Akif’in karekterinin tipik bir yansıması olan bu tutum hayatı boyunca ve herkese karşı korunan bir ilkeli anlayışın tezahürüdür



OKUDUĞU KİTAPLAR
Mesnevi
Hafız Divanı
Gülistan
Leyla ve Mecnun (Fuzuli)
Victor Hugd, Lamartine, Zola, Daudet

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Dantel   Mumsema   Frmacil
Alt 14-06-2007   #2
Profil Bilgileri
Standart --->: Mehmet Akif Ersoy...



ACEM ŞAHI *



“Be-merdî ki mülk-i serâser zemin

Neyerzed-ki hûnî çeked ber zemin” **

Sâdî

Gürz-i girân-ı zulmünü ey kanlı nâsiye;

Eyvân-ı zer-cidârına as ziynetin diye!



Al kanlı bir kefenle donat hayme-gâhını,

Canlarla yak meşâil-i mâtem- penâhını!



Makberlerin hufeyre-i muzlim-dehanları,

Dendân-ı gayz u kahra şebîh üstühanları



Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin,

Ey cephesi, kitâbesi bin kanlı medfenin!



Ey bir hayâle tuhfe kılan bin hakîkati,

Ey âhenîn eliyle kazıp kabr-i milleti,



Nûr-ı hayât ufuklarını herc ü merc eden

Leylin şedîd zulmetini rûha mezc eden’



Envâr-ı mihr-i fikri sen ey hâksâr eden,

Meyyitlerin izâmı gibi târumâr eden!



Ey hâdimi serâçe-i mâtem feşanların!

Rahş-i akûr-i zulmüne pâmâl olanların



Gül-gonce-i mezârı mıdır tâc-ı devletin?

Tutmuşsa da avâlim-i efkârı şöhretin,



Zannetme ki hükûmetinin efseriyledir

Sadî'lerin mezâr-ı çemen-ber-seriyledir



Sa'dî'lerin mezârı, evet, bir avuç türâb

Tahtınsa bir cihan ki senin âsüman-meâb!



Lâkin o kabre bence fedâ taht ü efserin

Makber-güzîn olup da sükût eyliyenlerin



Feryâd-ı vâpesînine değmez bu velvelen

Mudhik gelir nigâh-ı temâşâma hâilen!



Bin mülkü, milleti yok eden pençe-i felek,

Bir şahsı şüphesiz ebedî kılmamak gerek



Mâzî ki işte makbereler mâverâsıdır,

Milletlerin haziyre-i zair-cüdâsıdır



Atfeylesen nigâhını ka'r-ı zalâmına;

Milletlere gözün ilişir na'ş nâmına!



Dârâ'ların o nâsiye-i târumârını,

Ecdâdının izâmını, çökmüş mezârını



Pîş-i nigâh-ı ibretine al da bir düşün

Çoktur bu rütbe dağdağa bir kabza hâk için!



İklîmler alan o muazzam Napolyon'un

Bir hufredir kazandığı şey İşte bak onun



En son serîri makbere-i mâtemîsidir,

Akreplerin nedîmi, yılanlar enisidir!



Yer kalmamış sarây-ı muallâna bak utan:

Mâtem-sarâylarla dolu sâha-i vatan!



Emr-i cihan-mutâı bu dünyâyı râm eden

Eslâfının -bugün düşünürsek -değil iken



Toprak olan dehenleri feryâda muktedir,

Hâlâ senin bu velvele-i nahvetin nedir?



“Riyâset be-dest-i kesânî hatâst

Ki ez-destşan-i desthâ ber-hudâst” ***

Sa'dî



Bu müdhiş velvelen İrân'ı dâim inletir sanma

"Muzaffersin!" diyen sesler bütün hâindir, aldanma



Zaferyâb olduğun kimdir? Düşün bir kerre, millet mi?

Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi?



Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten?

Nasıl aldırmıyorsun yükselen feryâda milletten?



Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhı,

Tependen indirir elbette bir gün lâ'netu'llâhı!



Sığınmış olduğun şevket-sarây-ı zulmü pek muhkem

Hayâl etmektesin Lâkin ne bârûlar, ne müstahkem



Penâh-ı bî-amanlar, heybet-i Kahhâr-ı Mutlak'la,

Kökünden devrilip bir anda yeksân oldu toprakla!



O, bir çok memleket vîrân edip yaptırdığın eyvân

Harâb olmaz mı? Kabristâna dönmüşken bütün İran?



Evet, İrân'ı kabristâna döndürdün, helâk ettin;

Kefen yaptın girîbân-ı ümîdi çâk çâk ettin!



"Bütün dünyâ için bir damla kan çoktur" diyorlar, sen,

Şu ma'sûm ümmetin seller akıttın hûn-i pâkinden!



Yüzünden perde-i temkîni artık kaldırıp attın:

Ne mâhiyyet, nasıl fıtrattasın, dünyâya anlattın!



Livâü'1-hamd-i hürriyyet iken İslâm için gâyet,

Nedir pâmâl-i istibdâdın olmak öyle bir râyet?



Kazak celbeyleyip tâ Rusya'dân sâdâtı çiğnettin;

Yezîd'in rûhu şâd olsun Emînim çünkü şâd ettin!



Şehâmet gösterip binlerce Beytullâh'ı bastırdın;

Şecâat arz edib birçok ricâlullâhı astırdın!



Ne Allah'tan hayâ ettin, ne Peygamber'den âr ettin:

Devirdin kâ'be-i ulyâ-yı dîni, hâk-sâr ettin!



Hamâset perverân-ı kavmi tuttun bir bir öldürdün,

Umûmen Şark'ı ağlattın, umûmen Garb'ı güldürdün



Hayır, hiçbir gülen yok, sızlıyor Garb'ın da vicdânı,

Görüp ecsâd-ı mazlûmîne meşher hâk-i İrân'ı!



O Sâ'dî'ler, o Hâfız'lar, o Firdevsî, o Râzî'ler,

Gazâlî'ler, o Kutbüddin, o Sa'düddin, o Kâdîler



Yetiştirmiş; o Örfi'nin, o birçok şems-i irfanın

Ziyâsından tenevvür eylemiş iklîmi dünyânın,



Bugün makhûr-i nâdânîsidir bir fırka haydûdun!

Nedir pinhân olan esrârı bilmem, bunda Ma'bûd'un



Hayır, Ma'bûd'a ircâında yoktur bunların ma'nâ:

Yataklık eylemez cânîye -hâşâ- bir zaman Mevlâ



Şehâmet perverâ, Şâhâ! Zaman, bî-dâdı kaldırmaz;

Hatâ etmektesin şâyed diyorsan "Kimse aldırmaz"



Bu istibdâda artık bir nihâyet ver ki: İstikbâl

Karanlık derler amma işte pek meydanda: İzmihlâl!



*********************



* Mehmet Akif bu manzumeyi Mithat Cemal ile beraber yazmışlardır Birinci parça Mithat Cemal'e ait olup, ikinci parça Mehmet Akif'indir



** "Baştan başa bütün dünya, bir damla kanın yere dökülmesine değmez"



*** "Zalimliğinden halkın Allah'a sığındığı kimselerin, devlet başında kalmaları doğru değildir"

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Alt 14-06-2007   #3
Profil Bilgileri
Standart --->: Mehmet Akif Ersoy...



ÂHİRET YOLU



Sokakta sâde bir "âmîn!" sadâsıdır gidiyor:

Mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor



Basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,

Başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;



Denildi: "Fâtiha!'; âmîni kestiler bu sefer,

Göğüsler inledi, derken, açık duran eller,



Hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;

Deminki zemzemeler bir zaman için dindi



Duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,

Diyordu:

- Söyleyin Allâh için şu merhûmu,



Nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?

- İyi biliriz!

-Yarın huzûr-i İlâhîde toplanıp hepiniz,



Bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?

- Evet!

- İmâm efendi, helâllık da iste, merhamet et



- Helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı

- Helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!







Cemâatin yüreğinden kopup "helâl olsun!"

Nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,



Misâli uğradı evden; fezâda yükseldi

İçerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;



Baş örtüsüyle kadınlar gözüktü pencereden:

- Bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen?



- Yıkıldı dostlar evim, barkım Âh gitti kocam!

- Dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!



- Tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,

Kızıp da "ey!" demiş insan değildi, hemşîre!



- Zavallı Remziye! Boynun büküldü evlâdım

- Babam ne oldu?

- Baban Öldü

- Etme Ayşe Hanım,



Bu söylenir mi ya? Hicrân olur zavallı kıza

- Ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza



Açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın

Göründü cumbada baktım ki tombalak, sarışın,





Sevimli bir küçücek kız Beşinde ancak var

Donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,



Zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi

Benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî







Sefine pâre ki: sırtında mevc-i bî-hissin,

Yüzer Önünde ademden nişâne bir engin,



Çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;

Bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?



Cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,

O tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca



Nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?

Nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?



Bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,

Samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer







Değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:

Sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler



O tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,

Güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût



İçinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;

Zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor







Bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?

Suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:



Evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,

Vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,



Bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,

Dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!







Ağır ağır gidiyorken cenâze kâfilesi,

Nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi



Çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,

Açıldı dîde-i im'âna perde perde hayât







Senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;

Ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!



Elinde yok halâs imkânı, mâdâme'l-hayât uğraş

O, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz Muktedirsen aş!'







Musallâ: Müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;

Musallâ: Ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;



Musallâ: Minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;

Musallâ-: Ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın







Bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,

Bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ'atler



Civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:

Kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!







Babam, kardeşlerim, evlâdım, annem Belki bunlardan

Muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el'ân



Bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im'ân

Benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!







Serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;

Müşeyyed bürc ü bârûlar düşer bir bir, bu taş hâlâ,



Zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;

Bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ







Namaz kılındı; duâ bitti Kârban, yoluna

Düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna



Yarım sâat henüz olmuştu Yolcular durdu;

Demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu



Cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,

Sokuldu servilerin ortasında bir çukura,



Atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur

Kabardı toprağın altında bir an, bir ur!



Evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,

Dönün de arkadakinden sorun fecâ'atini·



Sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak

İlel'ebed o küçük rûh çırpınıp duracak!

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Alt 14-06-2007   #4
Profil Bilgileri
Standart --->: Mehmet Akif Ersoy...



ALINLAR TERLEMELİ



Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da,

Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda!



Hayat elbette hakkın, lâkin ettir haykırıp ihkâk;

Sağırdır kubbeler, bir ses duyar: Da'vâ-yı istihkâk



Bu milyarlarca da'vâdan ki inler dağlar, enginler;

Otumıuş, ağlıyan âvâre bir mazlûmu kim dinler?



Emeklerken, sabî tavrıyla, topraklarda sen hâlâ,

Beşer doğrulmuş, etmiş, bir de baktın, cevvi istîlâ!



Yanar dağlar uçurmuş, gezdirir beyninde dünyânın;

Cehennemler batırmış, yüzdürür kalbinde deryânın;



Eser a'mâkı, izler keşfeder edvâr-ı hilkatten;

Deşer âfâkı, birşeyler sezer esrâr-ı kudretten;



Zemin mahkûmu olmuştur, zaman mahkûmu olmakta;

O, heyhât, istiyor hâkim kesilmek bu'd-i mutlakta!



* *

*



Tabîat bin çelik bâzûya sahipken, cılız bir kol,

Ne kâhir saltanat sürmekte, gel bir bak da, hayrân ol!



Hayır, bir kol değil, binlerce, milyonlarca kollardır,

Yek-âheng olmuş, işler, çünkü birleşmekte muztardır:



Bugün ferdî mesâînin nedir mahsûlü? Hep hüsran;

Birer beyhûde yaştır damlayan tek tek alınlardan!



Cihan artık değişmiş, infırâdın var mı imkânı,

Göçüp ma'mûrelerden boylasan hattâ beyâbânı?



Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır Devr-i cem'iyyet

Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,



"Şu vahdet târumâr olsun!" deyip saldırma İslâm'a;

Uzaklaşsan da îmandan, cemâ'atten uzaklaşma



İşit, bir hükm-i kat'î var ki istînâfa yok meydan:

"Cemâ'atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah(cc)'tan



Nedir îman kadar yükselterek bir alçak ilhâdı,

Perîşân eylemek zâten perîşan olmuş âhâdı?



Nasıl yekpâre milletler var etrâfında bir seyret?

Nasıl tehvîd-i âheng eyliyorlar, ibret al, ibret!







Gebermek istiyorsan, başka! Lâkin, korkarım, yandın;

Ya sen mahkûm iken, sağlık ölüm hakkın mıdır sandın?



Zimâmın hangi, ellerdeyse, artık onlarınsın sen;

Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen!



Ezilmek, inlemek, yatmak sürünmek var ki, âdettir;

Ölüm dünyâda mahkûmîne en son bir sa'âdettir:



Desen bir kere "İnsânım!" kanan kim? Hem niçin kansın?

Hayır, hürriyetin, hakkın masûn oldukça insansın



Bu hürriyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa'y ister:

Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter

İstanbul, 3 Teşrinievvel 1334 (1918)

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Alt 14-06-2007   #5
Profil Bilgileri
Standart --->: Mehmet Akif Ersoy...



ÂTİYİ KARANLIK GÖREREK AZMİ BIRAKMAK



"Oğullarım: Gidiniz de Yusuf'la kardeşini araştırınız;

hem sakın Allah'ın inayetinden ümidinizi kesmeyiniz

Zira, kâfirlerden başkası Allah'ın inayetinden ümidini kesmez"

(Yusuf, 87)





Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak



Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:



Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir"

Davransana Eller de senin, baş da senindir!



His yok, hareket yok, acı yok Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana Sen böyle değildin



Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?



Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?

Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!



Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan

Tek bir ışık olsun buluver Kalma yolundan



Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!

Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!



Herkes gibi dünyâda henüz hakk-ı hayâtın

Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?



Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun

Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!



Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;

Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar



Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: Çözülmez

En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!



Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile şirkin;

Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin



Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,

Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,



Hüsrâna rıza verme Çalış Azmi bırakma;

Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!







Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş

Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş Batıyormuş!"



Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,

Tek kol da "yapışsam" demiyor bir tarafından!



Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır



Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar

Uğraş ki: Telâfi edecek bunca zarar var



Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!

Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!



"İş bitti Sebâtın sonu yoktur!" deme, yılma

Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma



19 Rabîülâhir 1331 - 14 Mart 1329 (1913)

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Alt 14-06-2007   #6
Profil Bilgileri
Standart --->: Mehmet Akif Ersoy...



ÂMİN ALAYI



“Gözüm ki kane boyandı, şarâbı neyliyeyim?

Şarâbı neyliyeyim?

Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyliyeyim?

Kebâbı neyliyeyim?

Ne yâre yaradı cismim, ne bana, bilmem hiç!

İlâhi, ben bu bir avuç türâbı neyliyeyim?

Türâbı neyliyeyim?

Âmin! Amin!"

En önde, rahlesi âguş-i ihtirâmında

Ağır ağır yürüyen bir dokuz yaşında melek;

Beş on adım geriden, pîş-i ihtişâmında,

Şafak ziyâları hattâ ufûl edip gidecek

Kadar lâtîf, iki ma'sûmu bir açık payton

Vakâr u nâz ile çekmekte; arkasında bunun,

Küçük adımlı yaman bir tabur ki hayli uzun





O rûhtan daha sâfi olan yüreklerden,

Zaman zaman bir ilâhî terâne yükseliyor;

Bu cûş-i saffetin aksiyle tâ meleklerden

Zemîne doğru bir "amîn!" sadâsıdır geliyor

Muhîti her birinin bir sabâh-ı nûrânûr,

Bütün bu kâfile efrâdı, pür-sürûd-i sürûr,

Yarıp önünde duran halkı muttasıl gidiyor!





Bu bir ketîbe-i ma'sûmedir ki, ey millet:

Selâma durmalısın şanlı rehgüzârında;

Bu bir cenâh ki: Atîde bir ufak hareket

Yapıp cihanları oynatmak iktidârında!

Gelir de sâye-i imdâd-ı Hak'ta bir gün, bu,

Girer diyâr-ı meâlîye doğrûdan doğru

Bu ancak işte, eğer varsa, şanlı bir ordu!





Evet, ilerlemek isterse kârbân-ı şebâb,

Yolunda durmaya gelmez O çünkü durmıyarak

Sabâh-ı sermed-i âtîye eylemekte şitâb;

O çünkü isteyemez hâle katlanıp durmak!

Onun kudûmü için nâzenîn-i istikbâl,

Açar da sîne, o olmaz mı per-güşâ-yi visâl?

Durur mu artık onun karşısında, mâzî, hâl?





Fakat o zemzemeler uçtu hep dudaklardan

Sürûd-i neşve bu âlemde pek süreksizdir!

Ağır ağır geçiyorken alay sokaklardan,

Gelir de caddenin ağzında mıhlanır, dikilir,

Mehîb-manzara bir anlı şanlı gerdûne;

İçinde pudralı üç kanlı çehre! Neyse yine,

Yol açtı bir iri ses mevkibin geçip önüne:





- Siz ey heyâkil-i bî-rûhu devr-i mâzînin,

Dikilmeyin yoluna kârbân-ı âtînin;

Nedir tarîkını kesmekte böyle isti'câl?

Durun, ilerlesin Allâh için, şu istikbâl

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Alt 14-06-2007   #7
Profil Bilgileri
Standart --->: Mehmet Akif Ersoy...



AZİM



Sa'dî, o bizim Şark'ımızın rûh-ı kemâli,

Bir ders-i hakîkat veriyor, işte meâli:



"Vaktiyle beş on kâfile sahrâya düzüldük;

Gündüz yürüdük hep, gece bir menzile geldik



Çok geçmedi, baktım, bir adam hâsir ü hâib

Koşmakta Meğer eylemiş evlâdını gâib



Bîçâre gidip haymelerin hepsine sormuş;

Bir taş bile görmüşse, hemen oğluna yormuş



Avâre peder, nerde bulursun onu! derken

Gördüm ki ciğer-pâresinin tutmuş elinden,



Lebrîz-i meserret geliyor bizlere doğru,

Taşmış da gözünden akıyor şimdi sürûru!



Yaklaştı şütürbâna nihayet, dedi yekten:

"Evlâdımı buldum Nasıl amma? Onu bilsen



Karşımda ne görsem, “O!” dedim geçmedim aslâ

Aldatsa da tahmînimi binlerce heyûlâ,



Azmimde fütûr eylemedim, ye'si bıraktım

Mâdâm ki dünyâdadır elbet bulacaktım



Kumlarda yüzüp, zulmetin a'mâkına daldım;

Hep rûh kesildim Ne boğuldum, ne bunaldım



Tevfık-i İlâhî edip en sonra inâyet,

Gördüm gözümün nûrunu karşımda nihâyet "



İm'ân ile baksak oluyor işte nümâyan,

Sa'dî bize göstermede bir meslek-i irfan:



Bir gâye-i maksûda şitâb eyleyen âdem,

Tutmuşsa bidâyette eğer azmini muhkem,



Er geç bulacak sa'y ile dil-hâhını elbet

Zîrâ bu şuûunzâr-ı tecellîde, hakîkat,



Tevfik, taharrîye, taharrî ona âşık;

Azmin de emel lâzımıdır, gayr-ı müfârık



Olsun da emel azm ü taharrîye mukârin;

Tevfik zuhûr eylemesin sonra Ne mümkin!



Ba'zen iki üç haybet olur rehzen-i ümmîd

İnsan o zaman etmelidir azmini-teşdîd



Ye'sin sonu yoktur, ona bir kerre düşersen

Hüsrâna düşersin; Çıkamazsın ebediyyen!



Mahkûm olarak ye'se şu bîçâre peder de,

Evlâdını şâyed o karanlık gecelerde,



Vaz geçmiş olaydı aramaktan, ne bulurdu?

Elbet biri candan, biri cânandan olurdu

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Alt 14-06-2007   #8
Profil Bilgileri
Standart --->: Mehmet Akif Ersoy...



AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL



"Bir kerre de azmettin mi, artık Allah(cc)'a dayan"

(Âl-i İmrân, 159)



"- Allah'a dayanmak mı? Asırlarca dayandık!

Düşdükse bu hüsrâna, onun nârına yandık!

Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet?

Dersen ki: Ufuklarda bir aydınlık uyansın;

Mâzîyi ateş vermeli, baştan başa yansın!

Şaşkınlık olur köhne telâkkîleri ihyâ;

Şeydâ-yı terakkî, koşuyor, baksana dünyâ

Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;

Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!"





- Allah'a değil, taptığın evhâma dayandın;

Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın

Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî,

Yattın, kötürümler gibi, yattın mütemâdî!

Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;

İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın

Mevcûd ise bir hakk-ı hayat ortada, şâyed,

Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed

Takyîd-i İlâhî ki: Bilâ-kayd ona münkâd,

Kalbinde cihanlar darabân eyliyen eb'âd

Lâ-kayd olamazdın, biraz insâfın olaydı,

Duydukça bütün sîne-i hilkatten o kaydı





"Allah'a dayandım!" diye sen çıkma yataktan

Ma'nâ yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!

Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu;

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?

Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şâhid:

Dinlenmedi birgün o büyük nesl-i mücâhid

Âlemde "tevekkül" demek olsaydı "atâlet';

Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?

Çoktan kürenin meş'al-i tevhîdi sönerdi;

Kur'an duramaz, nezd-i İlâhîye dönerdi





"Dünya koşuyor" söz mü? Berâber koşacaktın;

Heyhât, bütün azmi sen arkanda bıraktın!

Mâdem ki uyandın o medîd uykularından,

Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan

Ensendekiler "leş" diye çiğner seni sonra;

Ba'sin de kalır ta gelecek nefha-i Sûr'a!

Çiğner ya, tabî'î, ne düşünsün de bıraksın?

Bir parça kımıldan, diyorum, mahvolacaksın!

Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;

Davranmıyacak kimse bu meydana atılmaz

Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da

Maziyi, fakat yıkmaya kalkma bu yolda

Ahlâfa döner; korkarım, eslâfa hücumu:

Mâzîsi yıkık milletin âtîsi olur mu?





Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha:

Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vâha!

İstanbul, 13 Teşrinisina 1335 (1919)

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Alt 14-06-2007   #9
Profil Bilgileri
Standart --->: Mehmet Akif Ersoy...



BAYRAM



Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;

Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!



Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,

Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır



Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;

Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır



Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd

Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır



Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,

Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır



Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin

Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır



Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?

Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!



Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,

Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır



Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,

Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır



Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni,

Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!



Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:

Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,



Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:

Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi



* *

*



Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;

İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti



Dedim ki: "Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda

Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,



Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan Hoş olur

Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur "



Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben

Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden



Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ

Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,



Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,



Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,

Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!



Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

İçinde darbuka, teflerle !!!!! şakşaklar,



Biraz gidin; Kocaman bir çadır Önünde bütün,

Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için



Nöbetle bekleşiyorlar Acep içinde ne var?

"Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar!"



Geçin: sırayla çadırlar Önünde her birinin

Diyor: "Kuzum, girecek varsa durmasın girsin"



Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,

"Alın gözüm buna derler" sadâsı her yandan



Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:

Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele



Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

İnince binmede artık onun da hemşerisi:



"Hak okka çünkü bu kantar Frenk îcâdı gıram

Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam"



- Muhallebim ne de kaymak!

- Şifalıdır macun!

- Simit mi istedin ağa?

- Yokmuş onluğun, dursun



O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,

Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!



Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,

Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;



Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan

Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan



Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer

Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler



Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran

Davullu zurnalı "dans" eyliyen, coşup bağıran,



Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,

Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,



Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;

Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle



Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât

Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!



Onar parayla biraz sallandırdılar Derken,

Dururdu "Yandı!" sadâsıyle türküler birden,



- Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,

- Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de



"Deniz dalgasız olmaz

Gönül sevdasız olmaz

Yâri güzel olanın

Başı belâsız olmaz!

Haydindi mini mini maşallah

Kavuşuruz inşallah"



Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,

Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,



Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor

Gelen geçen "Bu niçin ağlıyor?" deyip soruyor



- Yetim ayol Bana evlâd belâsıdır bu acı

Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor

- Salıncakçı!



Kuzum, biraz da bu binsin Ne var sevâbına say

Yetim sevindirenin ömrü çok olur

- Hay hay!



Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine

Katıldı ağlamıyan kızların şetâretine

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Alt 14-06-2007   #10
Profil Bilgileri
Standart --->: Mehmet Akif Ersoy...



BEBEK YÂHUD HAKK-I KARÂR



Bizim Cemîle Ferîde'yle bir sabah gelerek,

"Unutma beybaba, akşam birer hotozlu bebek,



Getir, kuzum " dediler Ben de kızların keyfi

Kırılmasın diye reddetmedim şu teklîfi



Kiraz dudaklı, üzüm gözlü, inci dişli, iki

Edâlı yosma getirdim Aman o akşamki,



Sevinme hâlini bir görmeliydi yavruların!

Durup oturmadılar hiç, dedim: "Yatın da yarın,



Bütün gün oynayınız "Nerde! Kim yatar? O gece,

- Yemekte sızmaya me'lûf olan - Ferîde'mce



Kabûl olunmıyacak söz olursa, yatmaktı

Yatar mı hiç? O nasıl hisli bir yumurcaktı



Ferîde'nin yaşı beş yok; Cemîle'ninki yedi;

Şu var ki, abla hanım pek hanım tavırlı idi



Büyük kız oynadı bir parça, sonradan yattı;

Küçük sabâha kadar hep bebeğ’ni hoplattı



Ne ninniden alıyormuş, ne öyle hoppaladan

"Işıl ışıl bakıyor â! bebek değil, afacan!"



Sabaha karşı tükenmiş mecâli yavrucuğun:

Mışıl mışıl uyuyor Değmeyin aman uyusun







Benim bulunmadığım bir zamanda kız uyanır;

Bebeği uyutmak için evde üç saat kapanır



- Aman da pek yaramaz, uyku sıçramış başına

Bakın beşik de getirdim, bakın yatar mı şuna?



Yatar mısın seni maymun? Kapar mısın gözünü?

Acık da dinlesen olmaz mı annenin sözünü?



Kapandı işte gözün Oh, şimdi artık yat!

Bebek ne yaptı bilinmez ki, sonradan, pat pat,



Dayak sadâları akseylemiş öbür odaya,

Güzel güzel uyumuş olsa kız da dövmez ya





* *

*





Gelince akşama, baktım, Ferîde pek düşkün

Durur mu, ablası? Ben sormadan atıldı:

- Bugün



Ne yaptı, beybaba, bilsen Zavallıcık bebeğe?

- Ne yaptı?

- Dövdü bir âlâ, sonunda kırdı

- Niye?



-Bilir miyim, ona sor Kız, getir bebeğ’ni hadi!

Ferîde kaçtı yanımdan, getirmek istemedi



Çiçek çıkarmışa dönmüş, getirdiler ki, yüzü;

Birer kafes gibi kalmış o kuş bakışlı gözü



Başında saçtan eser yok, ayak topal, kollar

Omuzdan oynamıyor, kim bilir, ne illeti var?



O kanlı canlı bebek şimdi işte bir kötürüm

- Bu ölmüş artık ayol, göm, götür de, hem ne ölüm





* *

*





Ferîde kaldı bebeksiz, Cemîle'ninki fakat,

Güzel güzel duruyor, olmuyor ne kör, ne sakat



Günün birinde berâberce oynuyorlarken,

Alıp Ferîde hazin bir niyâz tavrı hemen



- Bebeğ’ni ver, acıcık oynayım, kuzum abla

Demez mi? Kız ne diyor? Galibâ:

- İnâyet ola!



Verir miyim sana ben hiç bebeğ’mi, yağma mı var?

- Hasislik etme kızım, ver!

- Alırsa sonra kırar:



- Nasıl kırar a canım? Etme oynasın, veriver!

- Olur mu beybaba?

- Elbet olur:

- Kırarsa eğer?



- Yarın sabah sana ben başka bir bebek alırım

Bizim müdâhaleden sonra, "Oyna al bakalım! "



Deyip Feride'ye kerhen uzattı kız bebeği

Ferîde'nin yüzü gülmüştü, baktım, iy’den iyi



Sevindi, oynadı, lâkin bu müsteâr sürûr

Süreksiz oldu

Ver artık!

-Acık, daha, ne olur!



- Bakındı beybaba?

- Kız, ver de sonradan yine al,

Mal olmaz insana, âdet değil, emânet mal



Tekerrür etti birazdan şu yolda aynı niyâz:

- Bebeğni ver yine olmaz mı? Oynayım

- Olmaz!



Ben iltimâsı dirîğ etmedim ikinci sefer:

- Çok oldu beybaba, ya! Sonra her zaman ister!



- Demin de aldı, hemen verdi, içlenir, yapma!

Sen ablasın ne kadar olsa

- Başka vermem ama,



Çabuk verirsen eğer al da oyna kız, haydi

Ferîde'nin bu sefer keyfı pek yolundaydı



Epeyce dandiniler yaptı, hayli hoplattı;

Bebek kolunda, hasırlarda bir zaman yattı



Fakat ne çâre! Gelip çattı vakt-i istirdâd,

Kızın nazarları beyhûde etti istimdâd



Cemîle istedi ısrâr edip emânetini,

Çocuk da verdi, fakat görmeliydi, hiddetini!



Büyük kızın eziyordu gurûr-i ma’sûmu,

Bebek elinde gezerken, şu tıfl-ı mahrûmu



Ağır gelir ona elbette karşıdan bakmak

Sokuldu bak yine, hiç şüphe yok ki: Yalvaracak,



"Bebeğ’ni ver" diye, lâkin ben eylemem ibrâm

Hayır, değil bu edâ, bir edâ-yı istirhâm:



"Bebeğ’mi ver!" demesin mi üçüncüsünde kıza

Meğer hukuk da bilirmiş bakın şu saygısıza!

 

_BLacK_WhiTe_ is offline  
Cevapla
Tags: akif, ersoy, mehmet


Mehmet Akif Ersoy... ile ilgili Benzer Konular
388 Kez Görüntülendi

Mehmet Akif ERSOY Yazarlar ve Şairler
Başkent'te Mehmet Akif Ersoy sergisi Kültür Sanat Haberleri
Seyhan Mehmet Akif Ersoy Parkı Akdeniz Bölgesi
Mehmet Akif Ersoy Tatlı Sözlük
Mehmet Akif Ersoy Şiirleri 3 Ünlü Şairlerden Şiirler

Saat 09:49.
Sayfalar Rüyatadı Mumsema Frmacil Etiket Dantel Modeller Mumsema.Net Add to Google Add to My Yahoo!
Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Mail Adresimiz Forumalev(at)gmailcom
Moderatör Başvuru Formu

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553